Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '13

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
3854
 

Nazım Hikmet'in sevgilisi Dr. Galina hasta

Nazım Hikmet'in sevgilisi Dr. Galina hasta
 

Dr. Galina, Dursun Özden'e kapılarını açtı


NAZIM’IN SEVGİLİ DOKTORU Galina'nın Evi
Dursun Özden
Uzun bir tren yolculuğu sonrası Ivesky'ye ulaştım. Tren yol arkadaşım Valentina ve Faniye'nin ailesiyle vedalaşıp ayrıldım. Bir başka trenle hedefe doğru yaklaşmanın heyecanı sardı beni... Votkinsk Belediye Başkanı A. V. Kuznetsov ve yardımcısı A.A. Razzhıvın, öğle yemeği sonrası makamında gerçekleşen törende bana ilçenin hemşehrilik madalyası, şehir katalogu ve çeşitli armağanlar verdiler. Ben de Denizli Bekilli'den gelen özel ambalajlı Küp Şarabı ve kitaplarımdan armağan ettim. Sonra Dr. Galina'nın evine gittik... Galina'nın kendi elleriyle özel olarak hazırladığı pasta, kurabiye ve yemeklerden yiyip, özel şişesi ile sunduğu kırmızı şarabı içerken söyleşimiz başladı... Küçük ama temiz ve aydınlık evin içindeki tüm eşyalar düzenli ve yerli yerindeydi. Mutfak ve yatak odası dahil evin her yanında Nâzım'dan kalan bir şeyler durmaktaydı... Kapının arkasında uzun bir destan gibi asılı duran Nâzım'ın elyazması günlüğü hemen dikkati çekiyordu... Salonun penceresine yakın yerde bulunan büyük bir masanın üzerinde duran altın yaldızlı Nâzım büstünü sürekli seviyor ve elleriyle büstün yüzünü okşayarak, ona olan sevgisini gösteriyordu... Konuşmamız sırasında sık sık önüme yiyecekleri ve içecekleri sürüp yememi söylerken, yüzümü okşuyor ve; "Sende Nâzım kokusu var... " diyerek sarılıp öpüyordu... Sanki bir çocuk sevinci ve telaşı içinde, tüm konukseverliğini ve hünerlerini sergiliyordu... Küçük masa üzerine monte edilmiş, üzeri camlı fotoğrafları bir bir gösterip yüksek sesle anlatırken, mavi boncuk gözleri şavkıyor ve zaman zaman da kendinden geçip derin bir iç çekerek, bakımlı ve sevimli yüzüne inen ince gözyaşlarını elinin tersiyle siliyordu... Ve benim de gözyaşlarını silmeme izin verip, bana sarılarak, gülmekle karışık ağlamasını sürdürüyordu... Ve aniden yerinden fırlayıp, bir gelinlik genç kız gibi mutfağa yöneliyor ve şarkı söyleyerek, Nâzım'dan şiir okuyarak getirip özenle doldurduğu kırmızı şarabı beraber "Şerefe!" diyerek içmenin dayanılmaz hafifliğini yaşıyorduk... Nâzım'ın hâlâ temiz ve ütülü giysilerini, ipek kravatını, ayakkabısını, terliklerini, duvara asılı bastonunu ve masa üzerindeki o meşhur şiirlerini ve mektuplarını yazdığı daktilosunu gösterip hevesle ve usanmadan anlatmasını, zaman zaman sorularımla bölüyordum... Galina yerinden fırlayıp, Türk halı ve kilimleri örtülü Nâzım'ın olduğunu söylediği yatağa uzanıp, fotoğraf çekmeme izin veriyordu... Ben de Türkçe olarak Nâzım'dan "Kerem gibi" şiirini yüksek sesle okumaya başladığımda, Galina yanıma gelip, elini omzuma attı ve sarılarak Rusça aynı şiiri okumayı sürdürdük... Sonra evdekiler bizi ayakta alkışlamaya başladı...

Bir çocuk bayramı coşkusundaydı her şey... Sanki bir çocuksu düşte yaşıyordum... Düşe düşen bir sevi elmasıydım... Üç gün sonra katılacağım, Sibirya'da Hakas Özerk Cumhuriyeti Başkenti Kızıl'daki Şaman Türklerin Kam dansının bir ön göstergesiydi bunlar... İçimizde, çemberin dışında, evin içinde, dışarıda ve yaşamın her alanında, sonsuz ve zamansız bu evrende; "Nâzım Ateşi" etrafında zikir eden bizlerin yaptığı; bu sevi yolculuğunda döne döne, yan yana ve yana yana süren içsel bir dansın dışavurumuydu her şey... Tüm bu olanlar ve birbirimizin dillerini bilmeden Dr. Galina'yla konuşup anlaşmamız; evdeki hizmetçi, İngilizce tercüman İrina Zaharova ve gazeteci-yazar Tataina Zhujkova'yı da şaşırtmışa benziyordu... Benimle Dr. Galina arasındaki "Nâzım ve Türkiyeli bir konuk şair" ortak paydasında şekillenen bu içsel ve duygusal ilişkiyi, evdeki öteki dostlar kadar biz de merak ettik... Her ikimizin de içindeki yanan sevgi ve barış ışığı, o küçücük evi aydınlatmış ve dışarıyı sarmıştı... Uzaklardan, gölün öte yakasından ince ve derinden bir ses geliyordu... Dr. Galina'nın komşusu Çaykovisky'nin tek katlı çiçek bahçeli evinden "Kuğu Gölü Balesi"ni seslendiren Votkinskli çocukların sesine, Nâzım dizelerinin yükseldiği bizim sesimiz karışıyordu, yeniden... Türkiye nere, Rusya nere? İyi komşuluk ilişkileri içinde; sevgi, barış ve şiir ortak paydasında kucaklaşmak ne hoş... Komşuluk ne güzel... 

Ve beni buralara çeken büyük Türk şairi Nâzım'ın dediği gibi: 

"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür I Ve bir orman gibi kardeşçesine I Bu hasret bizim, bizim dostlar bizim..."

Bana evinin kapısını sonuna kadar aralayan ve tüm sorularıma içten yanıtlar veren, elindeki fotoğraf ve belgeleri sunan, candan bir konuksever olan sevgili Dr. Galina'ya da ayrıca minnettarım... Bu söyleşi, Dr. Galina'nın Nâzım'a olan sonsuz sevgi, aşk ve bağlılığının nesnel ve duygusal belgesidir...
İşte böylesi bir candan ve sıcak ortamda başlayıp gelişen söyleşimiz sırasında, 1917 doğumlu ve 90 yaşındaki Dr. Galina sık sık bana sarılıyor ve öptükçe ağlıyordu... 

Rus kadınlarının zerafet ve güzelliği, onların özellikle Türklere karşı candan konukseverliklerine yansıyan; duygusal, neşeli, hüzünlü ve nesnel durum içinde yaptığım söyleşi şöyle sürdü:

Sevgili Dr. Galina çok sağlıklı, sevimli ve güzelsiniz...

Dr. Galina: Teşekkür ederim canım... Sana kanım ısındı... Sende Nâzım kokusu var... Gel bir koklayayım, öpeyim...
Nâzım Hikmet Türkiye'den Moskova'ya geldiğinde çok mu hastaydı ?

Dr. Galina: 1952 yılında Nâzım Hikmet Çin-Pekin'e gitmişti. Tebliğ hazırlıyordu ve çok heyecanlıydı. Pekin'de bir kriz geçirdi ve bunun karaciğerden kaynaklanan bir sorun olduğu teşhisi konuldu.

Elektrokardiyografisi alınmadı. Nâzım Hikmet güçlükle Moskova'ya ulaştı. Burada da ağır kriz tekrar etti ve acil olarak Moskova, Granovskaya çıkmazında bulunan, devlet ileri gelenlerinin tedavi olduğu bir hastaneye kaldırıldı. Böylesine ağır bir krizden daha önce sağ kurtulabilen olmamıştı. Bu nedenle onun tedavisi konusunda yeterince deneyimli olan kimse yoktu. Bu tedaviyi sadece SSCB doktorları değil; diğer ülkelerden doktorlar da üstlenmişti. Nâzım Hikmet hastanedeki tedavinin ardından, gene devlet ileri gelenlerinin tedavi olduğu ve benim de terapi bölüm başkanı olarak çalıştığım Verviha Sanatoryumu'na geldi. Nâzım Hikmet buraya "Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi" tarafından sevk edilmişti. O buraya geldiğinde ben sadece onun şiirlerini biliyordum.

"Ben yanmazsam, Sen yanmazsan, Biz yanmazsak;
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa"
Bunlar ne kadar da cefakâr dizelerdi. Bu dört dize beni onunla tanışmaya sevk etti. Büyük koridorda yanına yaklaştım. Nâzım'la nasıl tanıştınız?

Dr. Galina: "Siz Nâzım Hikmet misiniz?" dedim.
"Evet" dedi elini omzuma koyarak, "lanet olsun hasta oldum... "

"Nâzım Hikmet bir şeyiniz yok, iyileşeceksiniz" dedim ve onu sanatoryumdaki odasına götürdüm. Odası yeterince konforlu sayılabilecek; balkonu olan özel bir odaydı. O Varviha'da özel bir diyete sokulmuştu. O hastanemizde de Varviha'da da üçer ay kalmıştı. Onun tedavisi için sadece SSCB doktorları değil; tüm dünya doktorları seferber olmuştu.
Sizi etkileyen neydi?

Dr. Galina: Nâzım Hikmet çok bilgili biriydi. Odasına hasta vizitine gittiğimde az bir süre yanında kalabilirdim. O kadar çok hastam vardı ki; ama gene de bir şey beni onun odasından çıkmaktan alıkoyuyordu. Hele bir şey anlatmaya başlayınca, öylesine enteresan, öylesine güzel, öylesine zarifti ki... Nâzım nasıl biriydi?

Dr. Galina: Herkes onun saçlarının kızıl-sarı olduğunu ve görünüş olarak Türklerle hiç benzerliği olmadığını söylüyordu. Görünüşü Avrupalı gibiydi. Onun hafif kırlaşmış açık renk dalgalı saçları, yumuşak bakışlı mavi gözleri vardı. Zaten, aslen Selanik doğumluydu. Ben onun Türk değil de aslen Avrupalı olduğunu düşünmüştüm. Nâzım, çağdaş bir Türk şairi ve Avrupalı...
Ben ona odasına kadar eşlik ediyordum. Her odasına gidişimde ona sorular soruyordum ve tabi ki o da bana..
Günlüklerden söz eder misiniz?

Dr. Galina: Daha sonraları ona kendisini tedavi eden doktorların eşliğinde gezinti yapabileceği söylenmişti. Komiteden bir tercüman ile ona eşlik ettim. O zamanlar ben günlük tutardım. Aslında benim yazdığım o kadar çok günlüğüm var ki... Zaten bu günlüklerle ilk kitabımı yazmıştım.
Bir yerlerde otururduk. Ben ona çeşitli konularda sorular sorardım, o da memnuniyetle cevap verirdi.
Nâzım'la ilk aşk ilişkisi nasıl başladı?

Dr. Galina: Bir gün nöbetteyken üzerimde önlüğüm, başımda bonem, önümde hasta dosyalarından kocaman bir yığın oluşmuş bir haldeyken, elinde daktilosuyla Nâzım Hikmet odama uğradı. Ben "Oturun lütfen!"dedim. Benimle büyük bir nezaketle ve iltifatlar ederek konuştu. Konuşmanın sonunda bana, "Benimle geliyor musun? Yoksa gelmeyip beni ölüme mi terk ediyorsun?" diye sordu.

Ha ha... "Benimle geliyor musun?" (Galina Nâzım'ın söylediğini gülerek tekrarlar)
Nâzım, "Benim Moskova'da bir dairem var. Aynı zamanda edebiyat fonu bana Peseçnıy caddesinde iki katlı bir kulübe veriyor, eğer gelmezsen beni Moskova'daki dairemde ölüme mi terk edeceksin? Haydi gidelim!" dedi.
Nâzıma âşık oldunuz mu?

Dr. Galina: Ben nazik bir şekilde şöyle dedim: "Ben her şeyimi kendim kazandım, kendi çabamla başardım, hatta bir keresinde beni Nalçik diye bir yere çalışmaya göndereceklerdi." Ben Moskova'daki bütün kültürü almaya karar verdim. Akşamları müzikaller ve sanatsal etkinliklere katılmak için abonman biletleri alıyordum. Bende tabloları konu alan öylesine geniş bir kart arşivi var ki... Hatta ben kendime "Küçük Tretokovkaya" diyorum. (Tretokovkaya Moskova'da ünlü bir galeri.) İşte bu nedenle Varviha'ya geldiğimde zaten birçok şeyi biliyordum. Benimle de sohbet etmek oldukça keyifliydi.

Ben ona ilgi duyuyordum ve o da bana...

"Tamam da, şimdi sen benimle geliyor musun yoksa gelmiyor musun?"
Nâzım seni annenden mi istedi?

Dr. Galina: Bunun üzerine N. Hikmet annemle konuşmaya gitti ve anneme şöyle dedi:

"Ben kızınız Galina Gregornava'yı yanımda götürmek istiyorum." 

Annem ise ona şöyle cevap verdi:

"O bugünlere hep kendi çabasıyla geldi, ama sizle giderse her şeyini kaybedecek. Varviha'daki evini, telefonunu, camının önündeki çam ağacını, onunla konuşan sincaplarını, her şeyini, her şeyini kaybedecek. Onun iyi bir işi var ve orda ona saygı duyuyorlar. Sizinle gelemez.. "

Nâzım Hikmet ise ona şöyle dedi:

"Tüm bu saydıklarınız içerisinde en önemlisi nedir?"

Annenin yanıtı ne oldu?

Dr. Galina: "Tabii ki yaşayacağı yeri kaybedecek olması" dedi annem.

Nâzım seni satın mı aldı?

Dr. Galina: Bunun üzerine Nâzım koca bir çanta dolusu parayı annemin önüne koydu ve annem bana bir baraka satın almaya Moskova banliyölerine gitti ve satın aldı.

Baharda en ufak konfordan uzak dört haneli bir köyde, iki katlı evimizdeydik. Dışarıda güzel bir bahçesi vardı. Zaten buradaki evlerin çoğunun bahçesi vardı. Annem de bu evi beğenmişti ve beğenmesi de iyi olmuştu. Sonra o Moskova'da kaldı, ben ise Peredilkino'daki evimize taşındım.
Hayat yoldaşın Nâzım'la her şeye sıfırdan mı başladınız?

Dr. Galina: Evimiz iki katlıydı ve duvarlarımız bomboştu. Biz Nâzım Hikmet ile hayata sıfırdan başlamıştık. Hiçbir şeyimiz yoktu... Ne elektriğimiz, ne gazımız, ne de sıcak suyumuz... Değerli sayılabilecek hiçbir şeyimiz yoktu. Evimizi mükemmel bir şekilde düzenledik. Ben evden gazocağı getirmiştim, daha sonra masa aldım. Oturacak yerimiz olmadığı için sandalye gibi birtakım ihtiyaçlarımızı komşuların eskilerini satın alarak temin ettik. Nâzım mutfakta oturur, daktilosuyla bir şeyler yazar, çalışırdı. O bir haftada bir piyes yazıp bitirebiliyordu. Diğer yazarlar belki de bunun için tüm yıl çalışıyorlardı, ama o yedi günde tamamını bitirebiliyordu.
Nâzım'a üzülüyor muydun?

Dr. Galina: (Sesi titredi ve ağlamaya başladı) Bazen gözümün içine baktığında acı çekiyordum. Gazocağı çalışmıyordu ve onu bir şekilde yıkamak gerekiyordu. Kadınlar... Biliyorsunuz aslında tüm kadınlar birbirine benzer. Onun hiçbir iş yapmasına izin vermiyordum. Her şeyden evvel ben bir doktordum ve ona bakmak zorundaydım. Yemeklerini kendim hazırlıyordum. Ben bu konuda uzmanımdır. Her şey diyete uygun olarak hazırlanıyordu. Bazen müsaade etmeyeceğimi bile bile yardım etmek ister gibi bakıyordu.
Nâzım'la günlük yaşantınız nasıldı?

Dr. Galina: Bizim elektrikli bir dikiş makinemiz vardı. Ben onun istediği şekilde perdeler, güneşlikler, yastıklar dikiyordum. Hatta çalışma odasındaki on tane divanı da onun istediği gibi dikmiştim. Uzun güneşlikler dikmiştim, çiçekler yetiştiriyorduk ve o, evin her tarafına oğlunun resimlerini yerleştirmişti. Biz böylece yaşamaya başlamıştık.
Nâzım'ın ziyaretçileri çok muydu?

Dr. Galina: Sabahtan akşama kadar evimizde birileri olurdu. Bir gün "Arkadi Raykin" bir açıklama yazmıştı. " Nâzım Hikmet'in kuşlarla birlikte erkenden yatması lazım arkadaşlar! "

Ama onlar oturur, oturur, otururlardı... Nasıl gideceklerdi? Biran önce ziyaretçilerin gitmesi için elimden gelen her şeyi yapardım. Çünkü Nâzım çok hastaydı ve konuştukça yoruluyordu. Ama gelenler bunu anlamıyordu. Benim Nâzım'ı kıskandığımı zannediyorlardı.
Nâzım farklı mı yaşıyordu?

Dr. Galina: Aslında Nâzım'ın özel şoförü vardı, ama o böyle bir ayrıcalığı reddediyordu. O her şeyini kendi karşılardı. Kapalı (özel) dükkânlardan asla bir şey satın almaz, diğer bütün vatandaşlar gibi alışveriş yapardı. Özel şoförü gelene kadar zaten saat geç olurdu. Hem Bakoofka Garı, hem de Kievsky Garı o saatlerde kapalı oluyordu.

İşte o böylesine mükemmel, işinin ehli, hoşgörülü, misafirperver bir insandı. Ben onun gibi yüksek kültüre sahip bir insanın Türk olmasından mutluluk duyuyorum.

Nâzım'ın büstüne sarılıp öpüyor, onunla yattığınız yatakta kendinizden geçiyor ve onun özel eşyalarına dokunurken gözleriniz şavkıyor. Gerçekten hâlâ Nâzım Hikmet'e âşık mısınız?

Dr. Galina: Onu o kadar çok sevmiştim ki... Vera elimden kaçırdı... Ve bu ana kadar da hep sevdim. Nâzım'ın özel eşyalarının bulunduğu bu evi, önümüzdeki yıl Votkinsk Belediye Başkanı'nın da desteği ile Nâzım Hikmet Müzesi'ni büyüteceğiz. Nâzım Hikmet'e kendi vatanında yaşama ve ölme izni bile verilmedi. Ama ben burada onu yaşatacağım... Onu deliler dibi seviyorum... Seveceğim... Onunla birlikte geçirdiğim yedi yıl benim tüm ömrüme bedel... Ben Nâzım'ın hatırası ile avunup onun anılarını bu küçücük evde yaşatmaya çalışıyorum...
Dünya şairi Nâzım'ın uluslararası başarılarından söz eder misin?

Dr. Galina: Burada yemedim içmedim ve bir Nâzım Hikmet sergisi açtım. Bütün büyük devlet adamları ziyaret ettiler ve UNESCO Nâzım Hikmet'in 100. yıl jübilesini Udmurt'da kutlama kararı aldı.

Ben de Nâzım Hikmet'in 100. yıl jübilesi için bir jübile albümü hazırladım. Albümün tümü Nâzım Hikmet ile ilgiliydi. Onun bizde olan en iyi portreleri de bu albümde.

Nâzım'a ait bu arşiv; Cheov, Puşkin, Dostoevsky gibi büyük yazarların yer aldığı, Devlet Merkez ve Edebiyat Arşivi'nde yerini aldı. Onu da bu arşive yerleştirdiler, çünkü o yetenekli ve engin kültüre sahip bir yazardı. Aynı zamanda Nâzım ile ilgili bir de diafilm yapıldı. Ben Nâzım'ın Bursa'da hasret çektiği bazı yerlerle ilgili kesinti yaptım.
Bana verdiğiniz fotoğraflardan başka yok mu?

Dr. Galina: İşte bu resim de kendisi hapisteyken ona verilen ve 1951 yılında Prag'da düzenlenen bir törenle "Dünya Barış Konseyi"nin, "Dünya Barış Ödiilü"nü alırken. Bakın burada ona ödülünü veriyorlar. Bu belge nereye gitti inanın bilmiyorum. Herhalde onu bir yerlere kaldırdı. Parti arşivinde de, bende de, eşi Münevver'de de yok. Nerede olduğunu bilmiyorum.

"Pablo Naruda'yı" biliyor musunuz?
Elbette.. Pablo Neruda! Şilili şair...

Dr. Galina: Evet. 

Pablo Neruda Nâzım Hikmet ile ilgili şu güzel sözleri söylemişti:

"Nâzım Hikmet, Uluslararası Dünya Barış Ödülü'nü almış ünlü Türk şairi... Onun şairlik yeteneği adeta çağlayan bir nehir gibi... Onun bu çelik gibi kuvvetli çağlayan nehri akıntılarla buluşuyor. O hapiste yattığı yıllarda şiir sanatı sınırsız bir boyut kazandı."
Bu resimde biz Varna'daydık. Türk kıyıları çok net gözüküyordu. Bulgaristan Varna, Karadeniz kıyıları... O yavaş yavaş suya doğru yaklaştı. Birden rüzgâar şiddetini artırmaya başladı, o ise hiç fark etmeden eliyle sizin ülkenizi işaret ederek, oğlu Mehmet'e bir şiir yazdı.

"Haykırıyorum, sesleniyorum oğlum Mehmet'im nerdesin?
Karadeniz çıplaklaşıyor ayaklarımın altında Sabretmesi güç delice bir kederdeyim...
Haykırıyorum, sesleniyorum oğlum Mehmet'im nerdesin?"

Burada 1957 Nâzım Varna'da. İşte burada oğlunun daha büyümüş halde bir fotoğrafı. Bu bizim Peredilkino'daki bir fotoğrafımız. Biz bomboş duvarları benimsemiştik. Her şeyi ufak ufak zevkimize göre yapıyorduk. O tasarlıyor fikir veriyordu, ben ellerimle yapıyordum. Ufak yastıklarımız, oğlunun resimleri, Çin oyuncakları...
Oğlu Memed için ne söylerdi?

Dr. Galina: (Memed'in bebeklik fotoğrafına bakarak gözleri doldu) Nâzım Memed'i ve karısı Münevver'i çok severdi ve benimle onlara düzenli olarak para gönderirdi. Bu resimde ben Varna'daydım.
Bu siz misiniz?

Dr. Galina: Evet.
Ne kadar güzel bir genç kız!

Dr. Galina: Evet ben hep güzelimdir... Nâzım Hikmet'i bile baştan çıkaracak kadar...
Ben şimdiki halinizden bahsediyorum..

Dr. Galina: (Galina ağız dolusu gülerek bana sarıldı ve öpmeye başladı...) Sende Nâzım kokusu var...
(Bir fotoğrafı göstererek) Bu annem, Nâzım'ın sekreteriydi. Onun bütün piyeslerini o daktilo ederdi. Ve tüm postalarına o cevap yazardı. Bu fotoğraf da Şeytan... Nâzım Hikmet'in çok sevimli ve akıllı bir köpeği vardı. 

Adı: Şeytan'dı. Annem Şeytan'ın tüylerini kırkar, yıkar ve eğirirdi. Sonra da Nâzım'a çorap, fanila ve başlık örerdi... Nâzım, Şeytan'ı çok severdi... Bir gün Şeytan öldü ve Nâzım çok üzüldü ve ağladı...
Siz gerçekten Nâzım'ın neyisiniz?

Dr. Galina: Bu şoförü, aşçısı, arkadaşı, karısı, doktoru ve daha sayamadığım birçok şeyi olan BEN, Nâzım Hikmet'in hayat yoldaşı ve sevgilisiyim... Ben de neyi olduğumu tam olarak bilmiyorum aslında.

İşte bu resimde onunla yılbaşı ağacının önündeyiz. Bakın burada ben onu öperken...
Burada da Bakü'deyiz. Bu benim ağabeyim... Nâzım'a yardıma geldiği zaman. Ona kendi elleriyle yaptığı bir kuş kafesi ve el oyması hediye etmişti.
Burada Moskova'dan taşındığımda... Bu onun evi ve gene ağabeyim... O hastalanmıştı ve artık yaşamıyor.
Bunlar Nâzım'ın özel giysileri mi?

Dr. Galina: Bu çizgili atleti ona ben hediye etmiştim. O hediyeleri çok seviyordu, eğer bundan bu kadar hoşlanacağını bilseydim sırf o memnun olsun diye tüm sevdiği kıyafetlerle onu baştan ayağa giydirirdim.

O en başından sonun kadar beni benden iyi tanıyordu. İşte onun aldığı her şey burada, onun aldığı kıyafetler.
Bu ağabeyim. Bu da annem ve ağabeyim. Bu kitap tanıtımında... İşte bu da şehrin belediye başkanı... O zamanlar o daha yüksek bir mevkideydi. Şimdi mevkisini düşürmek amacıyla değil de sade Udmurt Cumhurbaşkanı'na arkadaşlık etmesi için Utkin şehrine gönderdiler.
Yedi Nâzım fotoğraf albümü var. İsterseniz birlikte hem şu kendi ellerinle yaptığın kurabiye ve pastalardan yiyelim, hem de şarap içip bakalım. Ne dersiniz?

Dr. Galina: (Bütün albümleri önüme getirip, Nâzım'ın o meşhur daktilosunu, ipek kravatını ve elyazması şiir ve günlüklerini önüme yığdı) Bu Nâzım'ın özel kalemliği ve posterini imzaladım ve sana armağan ediyorum. Şimdi fotoğraflara birlikte bakalım... Burada ağabeyim ve ben. İşte bu da "İjevskaya" kitabının tanıtımında. İşte gene ben ve Nâzım kucak kucağa... Bu resim ise, onun elektrokardiyografisini alıyordum ve sonuçları kötü çıkmış olduğundan dolayı ona Moskova'dan 30 kilometre uzaklıktaki Peredilkino'da yatak istirahatı vermiştim.

Ona doktor olarak gelmiştim... Sonra sevgili oldum... Ama, Nâzım'ı dört kez ölümden kurtaran doktor sevgilisi... (Ağlamaklı bir durumdan sonra benim elimi iyice sıkıp, sarılarak öpmeye başlıyor... Çevirmen ve gazeteci yazar komşuları bizim candan durumumuza bakıp bir yorum yapıyorlar: "Romantik Türk!...") (Konuyu değiştiriyor)

Dr. Galina: Bu postiji bana Paris'ten getirmişti. Böylece bir sarı saçlı, bir koyu renk saçlı olabiliyordum.
Burada biz bir okula Nâzım'ın şiir ve piyeslerini bırakmaya gitmiştik. Burada Moskova'da bir ortaokulda oturuyoruz. Bu elbise sade ve çok güzel. Bu elbiseyi hâlâ saklıyorum. Bu Nâzım bu da ben, tercüman Lomonosov Üniversitesi'nde yükseklisans yapan bir öğrenci. Ve ilkokul öğrencileri...
Burada gene Varviha'dayız. Elimde bir mektup var, herhalde Nâzım birine verilmek üzere bana vermişti. Yine yılbaşı ağacının önündeyiz.
Siz Nâzım Hikmet'i çok sevmiş miydiniz?

Dr. Galina: Evet birbirimizi çok sevmiştik. Bunu haykırmamak mümkün değil (üç kere söyler). Nâzım çapkın mıydı?

Dr. Galina: İçimde şöyle bir his vardı ki, biz altı kadındık... Nükhet Türk'le ilişkilerinin ikinci ayında ayrılmışlar. Bir de Piraye ve Münevver vardı... Bakın biz ne kadar çoğunluktayız, oysa ki oğlu bir tane onu gördünüz. Umarım karıştırmıyorumdur. Aaa bir de ikinci karısı Yelena Yuvçinka da var. O doktor, ressam, zamanına göre anarşist sayılacak bir kadın. Onlar arkadaşça yaşamışlar. Odalarında Yelena'nm yaptığı bir sürü resim varmış. Nâzım Hikmet yıkanmayı pek sevmezdi. Yelena her seferinde "seni yıkayacağım "diyerek Nâzım için tasları ve sıcak suları hazırlarmış, ama sonunda o tasların içinde kendini bulunmuş, Nâzım'ı değil..

Peredilkino'da da sürekli beni aldatıyordu. Biz hizmetli Nina ile suları ısıtıyorduk Nâzım'ı yıkamak için, ama o bizden utanıyordu... (Güler.) Onu kat kat havlulara sarar, ayak parmaklarının aralarına varıncaya kadar kurulardım. O benim için adeta bir bebek gibiydi.

İşte ben ona böyle bakıyordum. Her banyo günü geldiğinde ben kazanı ısıtıyordum, çünkü sıcak su yoktu. Banyo yapmak öyle kolay değildi. Nâzım kendi yıkanmamak için banyoya çok sevdiği köpeği "Şeytan"ı sokardı. Nina da sonunda köpeği yıkamak zorunda kalırdı. Komik, esprili bir insandı.
İşte ben Galina. Ne kadar çirkinim, aynaya bile bakamıyorum. Evvelden bize gazeteciler, öğrenciler, tercümanlar geliyorlardı. Biz de olsak size âşık olurduk diyorlar. Hatta bunu bilim adamları, gazeteciler şimdi bile söylüyorlar.
Günlüğe yazılan not neydi?

Dr. Galina: 26 Nisan 1957 Bükreş'teyiz. İşte bu o meşhur belge. Burada benim günlüğüme onun için yaptığım şeyleri değerlendirip bir teşekkür yazısı yazmış.

"Galina sen beni ölümden kurtardın.. En az dört kere..,. Bu iyi mi oldu kötü mü bilmiyorum ama; yaşadığıma memnunum. Bu dünyadaki en büyük mutluluk... Sağ ol kızım."

Ben ondan 17 yaş daha gençtim. Bazen beni kızı gibi görüyordu. Ben onun doktoru, kızı, annesi, yoldaşı ve sevgilisiydim...
Aaaa! Bu arada çok önemli bir şeyi söylemeyi unuttum. Bir profesörün söylediği bir şey beni bu kitabı yazmaya teşvik etmişti.

"Galina Gregoevna, sizin bu kadar çok rakibiniz var, ama siz onlar hakkında hep iyi konuşuyorsunuz. Ben böyle bir kadına hiç rastlamadım" dedi bana Moskova'da yaşayan Azeri bir profesör. "Nâzım Hikmet ve sizinle ilgili alışılmamış, size garip gelen, belki de utandığınız, anlatamadığınız her şeyi yazın. Belki şimdi değil, ama ileride bu çok dahice bir iş olur" dedi.

İşte bu annem, daktilocu, Nâzım'ın tüm piyeslerini yazıyordu. Ben de daktilo yazmasını ondan öğrendim. Varviha'ya ilk geldiğimde sadece tek parmak yazabiliyordum, ama sonra o bana da hızlı yazmasını öğretti.

İşte bu, akvaryumu temizlemeye yardım eden, geldiğinde eşyaları düzenleyen ve Nâzım'a elleriyle kuş kafesi yapan ve hediye eden ağabeyim.
İşte burada da Nâzım Hikmetle ben, o meşhur fotoğraf. Biz her şeye sıfırdan başlamıştık. Buradaki tüm iç dekorasyon bize aitti. Nâzım Hikmet'in aşağıdaki çalışma masası. Ağabeyimde de kocaman dört sandalyesi olan bir tane vardı.
Sizin için yazdığı en beğendiğiniz şiirleri neydi?

Dr. Galina: En inanılmaz olan da Münevver'in mektuplarını okumaktı. Zamanında bunu söylediğimde Azeri profesör bile şaşırmıştı. Münevver'in iki çocuğu vardı, başka bir profesörden olan bir kızı ve oğlu Mehmet. Bize oğlu Mehmet için para gönderme izni sadece iki yerden veriliyordu. SSCB ve Prag. Bazen Nâzım ile uzanır Münevver'in yazdığı mektupları okurduk, o bana tercüme ederdi. Bazen içimde sanki ben başkasının sevgisini çalıyormuşum gibi bir his oluşurdu, ama ben olmasam o bu kadar süre yaşayamazdı. Biz Münevver ile Moskova'da tanıştığımızda, o, profesör tercüman aracılığı ile bana olan saygı ve sevgilerini iletti. Mehmet için aldığımız bisiklet, kıyafet vb. eşyaları beraber gönderirdik. Gümrükte vergi ödüyorduk. O kadar çok para tutuyordu ki... Ben bankaya gidip Münevver'e para yolluyordum ve oğlu Mehmet'e. Bazen Nâzım'a oğlunu ve eşi Münevver'i buraya getirmesi için sakince ısrar ediyordum.
Neden onları gerçekten getirmedi ki?

Dr. Galina: Daha sonra ben Nâzım'a benimle ilgili tek satır bile olsa şiir yazmayı yasakladım. Çünkü bütün bu şiirler Paris, Fransa kanalı ile Türkiye'ye gidiyordu ve kim bilir o kadın da orada neler çekiyordu...

O nedenle Nâzım'ın benimle ilgili tek bir satır bile şiiri yoktur. (Odadan biri, var var! "Sensiz Paris" diye seslendi.) 

Dr. Galina: Zaten Paris'teyken bana o kadar çok şiir yazmıştı ki... 

Bir de başka bir şeyden bahsedeceğim:

Telefondaki Gizli Ses....

Bir keresinde Komünist Parti Merkez Komite'den bir telefon geldi. Birinci katta da ikinci katta da telefon vardı. Ben Nâzım telefonu açtı mı açmadı mı bilmeyerek, Nâzım'a gelen gizli telefona cevap verdim. Telefondaki kişi, "Stalin'in yanına ne bahane ile çağırırlarsa çağırsınlar sakın gitmeyin" dedi. Telefon kapandı. Kimin aradığı belli değildi. Nâzım'ı KGB'nin adamları bulamasınlar diye onu Enfeksiyon Hastanesi'ne sakladım. Bulsalardı onu gözlerini kırpmadan öldürürlerdi. Nâzım'ı çok seviyorlardı, ama Stalin bu kadar çok sevilen bir adamı sevmezdi. Onu sonra Kremilovskaya Hastanesi'ne yatırdım. O sıralarda ben ağır bir grip geçirmiştim, hastane raporunu alıp Perdelkino'daki eve döndüm ve hasta hasta ev işlerine baktım. Çamaşır yıkamaktan ellerim çamaşırcı eline dönmüştü. 

Hatta Nâzım bunla ilgili bir de şiir yazmıştı:

"O kutsal elleri her zaman öpmeye hazırım... " vb. devam ediyor.
Size yazdığı en güzel şiir?

Odadakiler: Yok ki zaten...
(Galina onlara aldırmadan ve inatla resimleri göstermeye devam etti)

Dr. Galina: Burada Kiev'de, burada şarkı söylüyor, okulda. Türklerle resmi 50-60-70-80-90-100. yıl jübileleri. Burada Moskova'da onun 100. yıl jübilesi kutlanmıştı. İjevsky'deki kitap sunumu ve imza günü fotoğrafları bunlar...
Siz de bir dedektif ve gazeteci gibi çalışmışsınız?

Dr. Galina: Ben gazeteci sayılırım. Onun 100. yıl jübilesi için gazetede bir yazı yazmıştım.

Bu resimdeki kim?

Saveliva, bu Tatyana Vasilneva 100. yıl jübile gecesini sunarken. Bu belediye başkanı, burada tüm albümleri vereceğim müze müdürü, o da bana fotoğrafları geri vermedi. Burada da Volkova konuşma yaparken, Tatyana Varisovna da oturuyor. Burada ben hediye alırken... Burada da Udmurti Cumhurbaşkanı ve yardımcısı bana çiçek veriyorlar. Cumhurbaşkanı yardımcısı fotoğraf çekilirken çiçeklerle suratımı kapatmış, sadece ayaklarım görünmüş. O nedenle ben de başka bir fotoğraftan yüzümü kesip yapıştırdım. Burada Nâzım Hikmet ile ilgili bir konuşma yapıyordum. İşte Nâzım'ın büstü, kitapları, şiirleri...

Burada Volkinsk şehrinin başhekimi bana hediye veriyor. "SIova" isimli edebiyat fonu bana ödül verirken.
Burada Harahov'a yurtdışında altın semaver hediye ederlerken. O da Nâzım Hikmet adına bu semaveri bana hediye etmişti.
Babayev'le irtibatınız var mıydı?

Dr. Galina: Daha önceden de söylediğim gibi, bana Azerbaycanlı ünlü şair ve profesör Babayev, "Ben önceden sizin gibi bir kadın tanımadım, Nâzım Hikmet'in hayatında o kadar çok kadın, yani o kadar çok rakibiniz oldu ki, ama siz onlar hakkında asla kötü bir şey söylemediniz" demişti.
Bir keresinde de Tatyana Barisovna adında bir gazeteci, aynı zamanda öğretmen, bana "Nâzım Hikmet sizi her anlamda kullanıyordu" demişti. Bu bir Rus kadını için ne kadar onur kırıcı ve üzücü bir söz...

Marat İsmail'in Vera'ya tepkisi nasıl oldu? Nâzım'ın vasiyeti ve veda mektuplarından söz eder misiniz?

Dr. Galina: Birazdan Vera konusuna da değineceğim. Nâzım'ın bana yazdığı son veda mektuplarını saklıyordum. Aslında onları Türkçe yazmıştı ama müzayedelerde bunlara çok para veriyorlar. Devlet Merkez ve Edebiyat Arşivi bunlara çok değer veriyor, o nedenle şimdi onlarda ve kimseye göstermiyorlar. 

Bir gün Nâzım, TKP Genel Sekreteri İsmail Bilen-Marat'ın evinde kalırken, bir akşam yemeğinde Nâzım Hikmet'e Marat İsmail şöyle der: 

"Sen komünist bir adamsın ve altı kişiyle evlendin. Dünyaca ünlü büyük bir Türk şairisin. Adına leke düşürmene üzülürüz. Ayrıca sağlığın da iyi değil. Dr. Galina'yı bırakıp Vera'ya gitmen etik ve ahlaki açıdan doğru değil. Zaten sen hastasın. Galina senin her koşulda özel doktorun ve sağlığınla ilgilenen güzel bir insan. Vera senden çok genç ve güzel bir bayan. Vera, seni de aldatır... " 

Ve o zorla Vera'ya dönüyor: 

"Vera'nın kocası, Nâzım'ın ömrünü tüketti zaten. Vera'nın başka bir adamdan bir kızı vardı. Ayrıldıklarında kız sürekli babasıyla görüşmek istiyordu. Onlar üçü beraber restoranda buluşuyorlardı." Diğer insanlar da, sürekli Nâzım'a; "O seni aldatıyor" diyorlardı. Ama Nâzım en güzel aşk şiirlerini, ömrünün birikimlerinin en olgun olduğu dönemde Vera için yazdı... Bu önemli bir detaydır...

Vera, Nâzım ile birlikte yurtdışına gitti ve orada birbirlerine âşık oldular. Nâzım onu gerçekten büyük bir aşkla sevdi, tabii Vera onu sevmedi. Aşksız bir şair olabilir mi zaten... O unutulmayan bazı şiirlerini Vera ile tanıştıktan sonra yazdı... 

Zaten ben, Nâzım'la hastanede ilk tanıştığımda ona şart koşmuştum: 

Kesinlikle bana âşık olmayacaksın ve benim için asla şiir yazmayacaksın. Çünkü ben önün doktoruydum... Ben işte böyle bir gerçekçi ve dost insanım...

Sevgili Dr. Galina, Türkiye 'de bazı insanlar sizin KGB ajanı olduğunuzu söylüyorlar. Doğru mu?

Dr. Galina: Sizinkiler gerçekten iyi senaryo yazmışlar. Bana bunu önceden de sordular. Tamam, ben dindar bir insan değilim, ateistim, ama gerçek bir doktorum. Öyle olmasaydım nasıl onu dört kere ölümden kurtarırdım. Ben KGB ajanı değil, Nâzım Hikmet'in doktoru ve sevgilisiydim. Hâlâ ona âşığım... Nâzım'ı KGB'nin pek çok şerrinden kurtaran benim. Bir doktor olarak kalp hastası olan büyük dünya şairi Nâzım'ın sağlığı ile ilgilenmem için devlet tara-fından görevlendirildiğim doğru. Ama sonra gelişen olaylar ve Nâzım'ın bana âşık olup yeni aldığı eve taşınmamızdan sonra ona daha bağlı olmaya ve ona daha çok özen göstermeye çalıştım. Bunu yaptım da... Tam 7 yıl onu her şeyden korudum. 1960 yılında Vera'yı gören Nâzım, evden hiçbir şeyini almadan onunla gitti. Nâzım'ın ölüm nedeni Vera'dır... O zaman aslında ben bu işi artık bırakmak istiyordum, ama son olarak beni Kremlikovskaya Hastane-si'ne başhekim yaptılar. Sürekli konferanslara beni gönderiyorlardı.

Benden ayrılmasına karşın yine dc, Nâzım'la da ilgilenemedim... Bildiğiniz gibi 1963'te aramızdan ayrıldı... Uçtu gitti... Oysa ben, hâlâ bu küçük evde Nâzım'la yaşıyorum... İsmail Bilen'le ilk tanışmanız nasıl oldu?

Dr. Galina: Günlerden bir gün illegal Türkiye Komünist Partisi'nin birinin başsekreteri "Marat Bilen" veya" Marat Cenge" (o hep illegaldi, onun birçok takma kod adı vardı) ziyarete geldi. Ben uzun süre onların konuşmalarına kulak kabarttım.

"Eğer onu biraz giydirirsen (benim hakkımda konuşuyorlardı) sana yakışacak bir eş olur. O eğitimli biri, doktor olmasının yanında resimden, müzikten anlıyor, kendi edebiyatını ve dünya edebiyatını biliyor, mimari, güzel sanatlar, heykel konusunda bilgisi var. Onunla sohbet etmek çok hoş"... "Eee, bari deneyelim."

KGB'den korkuyor muydunuz?

Dr. Galina: Ona cevap veremedim, çünkü ortada iki ülke vardı. Bir tarafta SSCB bir tarafta Türkiye. Onun ne Türk vatandaşlığı vardı ne de SSCB. O zamanlar bizde hem KGB hem de Stalin'in katı rejimleri vardı. Hiç cevap veremedim.

Nâzım'ın Moskova'daki mezarına ziyarete gidiyor musunuz?

Dr. Galina: Etmedim. Etmem de... Çünkü Nâzım'ı ölü haliyle düşünmek istemiyorum... O benim için hep yaşıyor... Nâzım öldüğünde, TKP dahil cenaze günü kimse oğlu Mehmet ve Münevveri çağırmamıştı. Onlara ben haber verdim. Nâzım'a önceden bir vasiyet yazmasını söyledim ve o vasiyeti sakladım. Nâzım ilk vasiyetinde, tüm mal varlığını bana yazdırmıştı. Elinden tutup notere götürdüm ve değiştirmesini sağladım. Nâzım Hikmet son vasiyetnamesinde kitap teliflerinin ve mallarının 1/3'ünü eşi Münevver'e, 1/3'ünü oğlu Mehmed'e ve geri kalan 1/3'ünü de TKP'ye bırakmıştı. Cenazesinden sonra, vasiyetnamesi de dahil, bende olan pek çok belge ve mektupları eşi Münevver'e teslim ettim...

Türkiye'ye gelmek ister miydiniz?
Dr. Galina: Hayır diyorum ve noktayı koyuyorum.
(Dr. Galina cenaze gününü anlatmaya devam eder...)

Cenazede dünyanın her yanından gelmiş bir sürü sanatçı, şair ve yazar vardı. Ben ağlıyordum. Bazıları beni parmakla işaret ederek ve duyabileceğim bir şekilde, "Onunla yaşasaydı, şimdi Nâzım yaşıyor olurdu" dediler. Cenazede Nâzım'ın tabutunun üstünü, kadife bir örtüyle örtmüşlerdi.

Ben o kadar çok ağladım ki, bende artık gözyaşı kalmadı. Cenazede annemi ve ağabeyimi ağlarken gördüm... Çünkü, Nâzım ailemizden biriydi...
Sevgili Dr. Galiba, tüm konukseverliğin ve sevgi dolu yüreğin için teşekkür ederim ve lütfen Türkiye'den senin için getirdiğim Nâzım Hikmet kitaplarını, resimlerini ve kırmızı küp şarabını kabul edin... Buz mavisi boncuk gözlerin ve Nâzım'a olan sadakatin için şiir yazmaya çalışacağım...
Dr. Galina: (Kucaklayıp defalarca öptükten sonra... ) Off şu anda görme sorunum var, artık pek de iyi göremiyorum. Galiba yaşlandım... Sevgili Türk Şairi Dursun, sende Nâzım kokusu var. Gel seni bir daha öpeyim... Haydi, senin için şarap içelim... Çeştivero!.. Şerefine!...

Not: (Nâzım Hikmet hakkında Galina yedi adet albüm hazırlamış. Onlardan fotoğraf vermek istiyor.)

Nâzım Hikmet'e Galina'nın kız kardeşi bir kitap hediye eder ve Nâzım ona, "Eğer sizi bugüne kadar tanımış olsaydım sizi de soy ağacımıza eklerdim" der. Ve işte Nâzım Hikmet Ran'ın soyağacı çizelgesinde yedi sevgilisi vardır. Sondan ikincisi Dr. Galina'dır.

Dr. Galina'nın anavatanı olan Çaykovski ve Galaşinkov'un da memleketi Botkinsky'deki küçük ama temiz ve düzenli evinden hasretle vedalaşıp, yeniden görüşmek dileğiyle ayrılıyoruz... (Rusçadan çeviren: Behire Ilgın, İrina Zaharova)

Kaynakça: www.dursunozden.com.tr
Kitap: GALİNA'NIN NÂZIMI, Bilinmeyen Yönleriyle 
Yazar: Dursun Özden, Kaynak Yayınları

Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 435
Kayıt tarihi
: 29.03.11
 
 

Dursun Özden, 21 Ekim 1950'de Niğde'nin Ulukışla ilçesi Beyağıl Köyü'nde doğdu. İlkokulu köyünde,..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster