Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mart '11

 
Kategori
Şiir
Okunma Sayısı
8776
 

Nazım Hikmet'ten Çanakkale şiiri

Nazım Hikmet'ten Çanakkale şiiri
 

18 Mart 2011 Çanakkale Savaşı'nın 96'ncı yıldönümü oluyor. TV dizilerinden Kurtlar Vadisi Pusu ve Çocuklar Duymasın'ın yapımcıları bir vesile ile anmak gereğini duymuşlar. Onlara teşekkürler ediyorum. Hayatının 13 yılı haksız yere hapiste geçen 'vatan hainliğine devam ettiği' söylenen bir şairimiz içinde bulunduğu kötü duruma rağmen Çanakkale Savaşı'nı anımsatmak ve yaşatmak üzere bir bekçinin anlattıklarını destansı şiir haline getirmiştir. Biz de bir kez daha hem savaşı hem de şairimizi analım diye yazdığı şiiri yayınlıyorum. 

Mayısın altıncı gecesi yaralandım (*)
Sekiz yerimden
Yaranın ikisi hâlâ kapanmadı
Teper vakit vakit
İngiliz’le karşı karşıyayız
Gayetle yakın
Bizim el bombası onun siperlerine gider
Gelir onunki bizim sipere
Hücuma kalktık
Üç adım atmadan yıkıldım yere
Kasıklarımın üstünü biçmiş
İngiliz’in makinalısı
Geçti bir zaman
Başımı kaldırıp baktım
Gökte yıldızlar
Bizimkiler çakilmiş geri
Boyna ateş eder İngiliz’in siperi
Kurşunlar vızır vızır geçer
Kafamın üzerinden
Başladım sürünüp gerilemeye
Toprağı ellerimle iterim
Alnım gâvurdan taraf
Bir yandan sürünürüm bizim sipere doğru
‘Hey Allah’ım’ derim bir yandan
‘arkamdan yara aldırma bana’
O saat
Başka şey gelmez insanın aklına
Boyuna sürtünür bana şehitler
Doğrusu ben onlara dokunurum
Kimisi sırtüstü yatar
Açık ağzı kan içinde
Kimi yüzükoyun
Kimi diz çökmüş
Elinde mavzer
Öylece donup kalmış
‘Hay Allah’ım’ derim kendi kendime
‘öldüreceksen beni böyle öldüreydin
elimde silah
diz çökmüş
yüzüm gâvura karşı’
Neyse gayrı sabah oldu
İyice açıldı ortalık
Biz de siperin yanına vardık
Bir mavzer uzattılar
Yapıştım süngüsüne
Beni çekip aldılar içeri
Sonradan hesapladım
Üç saatte geçmişim
25 metrelik yeri
Kaldım siperde bir zaman
İki büklüm
Yaralar başladı sızlamaya
Öğleye doğru beni bir arkadaşın sırtına yüklediler
Geldik fırka nahiyesine
Çadırlar
Kazıklar çakılı içinde çadırların
Samanla doldurulmuş kazıkların arası
Samanların üzerinde boy boy yaralılar yatar
Ağlayan mı dersin
Küfreden mi dinine imanına
Makasla kestiler benim elbiseyi
Kaldım anadan doğma çırılçıplak
Bir kaput attılar üzerime
Sargı bezi yok
Yaralar açık
Ama Allah’tan kan akmaz
Karışıp toprakla kurumuş
Geçti bir zaman
Dalmışım
Koltuklarımdan tutulunca uyanıverdim
Çadırdan dışarı çıkarıldık
Vakit akşam
Gün kavuşmuş kavuşacak
Dışarım serin içerim sıcak
Dizilmiş mekkâre arabaları sıra sıra
Sıhhiyeler atar yaralıları arabalara
Üst üste
Boş buğday çuvalı atar gibi
Altta kalanın canı çıksın
Bir tek arabada on on beş yaralı
Bağıran mı dersin
Belki o dakka ölen mi
Neyse yola koyulduk
Arıburnu’nun yolları taşlık
Arabalar sarsılır
Bastı karanlık
Ben sırtüstü yatarım
Altımda bir insan gövdesi kımıldanır
Göğsümde bir çift bacak
Ama tekinin yarısı yok
Bayır aşağı ineriz
Gökyüzü tekmil yıldız
Bir de inceden inceye rüzgâr
Yürür birbiri peşinden arabalar
Kum iskelesine vardık sabaha karşı
Bir çadır orada
Dışarı çıkmadan
Nerelisin
Falan yerli
Babanın adı
Falan
Senin adın
Filan
At aşağı arabacı
Arabacı kaldırıp atar yere
Sıra bana geldi
Dayanılır gibi değil acıya
Sövdüm ana avrat arabacıya
Alışmış herif
Söv kardeşim der
Kalayla bildiğin gibi
Kumların üzerine uzatıldık
Deniz fışır fışır gidip gelir
Gayrı iyice ışıdı ortalık
Kumların üstünde belki bin yaralı var
Belki ziyade
Bekledik ikindi vaktine kadar
Bir vapur geldi
İki bacalı
Deniz renginde
Küfrede bağıra çağıra
Yüklediler bizi vapura
Yine öyle boş çuval yükler gibi
Vapurun içi mahşer
Vıcık vıcık kan
İslim
Yağ
Ter
Beni ambara indirdiler
Yola koyulmuşuz
Yedi gün yedi gece
Kurtlandı yaralarım
Kaputu açarım
Kara kara başları
Beyaz beyaz kurtlar
Bakarım eğilip
Hayvancıklar akıllı
Kaçarlar beni görünce
Tekrardan girerler yaranın içine
Yedi gün yedi gece
Öldürmeyince öldürmez Allah
Türk’ün sağlamdır naturası
Dayanır
Sirkeci’ye varmışız sekizinci sabah
Kaptan demiri atmış
Ve lakin
‘bu yerde boş yer yok’ diye istememişler bizi
Akşam ezanı çekmiş demiri kaptan
Gelmişiz Haydarpaşa önlerine
Tıbbiye Mektebi hastaneydi o zaman
Onlar ‘olur’ demişler
Bir tayfanın sırtında güverteye çıktım
Biraz topladı ama tayfa
Demir gibi laz uşağı
Bismillah deyip baktım dört tarafa
İstanbul yanar pırıl pırıl
Ah canım İstanbul
Neyse hastaneye girdik
Duvarlar bembeyaz
Elektrikler donanma gibi
Malta taşları tertemiz
Gıcır gıcır
Tekerlekli araba hazır
Beni üstüne yatırdılar
Rahat
Allah devlete zeval vermesin
Devlete dua ettim o saat (**) 

(*) Yeni tarihe göre 19 Mayıs.
(**) Nazım Hikmet’in Destanlar adlı şiir kitabından. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

www.facebook.com/video/video.php?v=10150154771123746

Mehmet Sinan Gür 
 02.04.2011 12:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 96
Toplam yorum
: 212
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 4932
Kayıt tarihi
: 27.09.09
 
 

Antakya 1955 Doğumluyum. O.D.T.Ü. 1982 Mimarlık Fakültesi Mezunuyum. O zamandan beri firmalarda mesl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster