Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
587
 

Ne bu hiddet, Kadına şiddet bahane Cinnet. ..

Ne bu hiddet, Kadına şiddet bahane Cinnet. ..
 

İKİ KADIN CİNAYETİ DAHA


Bir kadın, genç kızlık hayallerinin peşinden giderek, ailesinin itirazları olmasına rağmen sevdiği erkekle evlenir. Pembe düşleri vardır, düşlerinden coşkulu mavi nehirler akar. İçi içine sığmaz, ailesini karşısına almışsa da karşısındaki erkek de onu deli gibi sevmektedir. Mutlu bir yuva, bir-kaç çocuk eh yiyecek ekmekleri de olduktan sonra bundan iyisi  can sağlığı... Evliliğinin ilk ayları, pembe düşler  daha da kızararak kırmızıya dönüşür. Biraz kıskançlık evliklerinde  aşkı güçlendirmiş, ateşli iniş çıkışlar yaşayarak kırmızının hakkını vermişlerdir. Özellikle kıskançlık nedeniyle hafiften kavgalar başlamış ama olsun ziyanı yok. Bunlar aşkın var olduğunun göstergeleriydi. Hem her evlilikte olurdu böyle ufak-tefek şeyler... Aradan aylar ip atlayarak geçer ve kadın bir gün hamile olduğunu anlar. Sevinsin mi üzülsün mü? Anlayamaz,  çünkü yavaş yavaş tadı tuzu kaçmış, düşleri elini çoktan bırakmıştır... Kocanın hırçınlıkları artmış, kadına dünyayı dar etmeye başlamıştır. Kadınsa artık kendini kandırma aşamasına girmiştir. "Yorgunluk, kıskançlık, geçmişinde yaşadığı sıkıntılar onu bu hale getiriyordu anlayışla karşılamak lazımdı, hem çocuk olursa yumuşar düzelirdi..." Çocuk dünyaya geldiğinde de pek bir şey değişmez ama işin rengi yeniden değişir... Evliliğin rengi mora döner... Artık kadının yüzünde sık sık morluklar görülmeye başlar. Çaresizdir... Bu şiddet, bedeninden çok ruhunu acıtmaktadır. Onurunu kırılmış hisseder, çekemeyeceğini anlayarak babasının evinin yolunu tutar. Düşleri  vurulmuş, paramparça olmuş bir vaziyette kapıyı çalar ve kapı ona açılır... Kendisini babasının evinde toparlamaya çalışırken hatta toparlanırken, bir ay sonra koca gelip gitmeye, yalvarmaya başlar ve  düzeleceğine söz verip, karısının dönmesi için aileyi de ikna etmeye çalışır. Aile ikna olmaz kızlarına da -tecrüberlerine dayanarak- "gitme, bu adam düzelmez" derler. Kadın bir kez daha denemeye karar verir. Çocuğu vardır, en önemlisi; içinde celladına duyduğu sevgi - eskisi kadar olmasa da- hala mevcuttur. Bu iki aylık sürede onu özlemiştir… Döner, ilk iki ay içinde evliliğinin rengi önce kırmızıya sonra yine mora dönüşür. Üstelik ikinci çoçuğuna hamiledir. Döndüğüne pişman olur fakat baba evine gitmeye, yüzü olmadığı için cesaret edemez. Bu süre içinde öyle büyük azap çeker ki; bedeninin ve ruhunun  birlikte ıstırap çekmesine dayanamaz ve hasta olur… Çocuk bu koşullar altında doğar. Uzun süredir kızlarına kızgın olan  ve “kendi yaptı çeksin” zihniyetiyle onunla  görüşmeyen aile, ikinci çoçuğun doğumuyla evine ziyarete geldiklerinde, kızlarının zayıflamış bedeni, sararıp solmuş  yüzü ve boş bakışlarıyla karşılaşınca ne yapacaklarını  bilemezler. Kız da zaten annesini babasını  görünce gözyaşları sicim gibi boşalır. İçleri parçalanan aile akılcı davranmaya çalışarak kızlarının hasta olduğunu ve onu  bu halde burada bırakamayacaklarını, kendilerinin ona  evde daha iyi bakacaklarını  damatlarına söyleyerek biraz da emirvaki yaparak apar topar onu evlerine götürürler. Aslında durumu çok iyi anlamışlardır ve bir daha asla kızlarını teslim etmeye niyetleri yoktur. Hem kızlarının da aklı başına gelmiş olmalıdır. Bir çocukla baba evinden ayrılan kadın iki çocukla yeniden gelir ve koca evinde yaşadığı işkenceden aklı başından gitmiş olsa da  bir daha o eve dönülmeyeceğini bilecek kadar akıl sağlığı yerinde kalmıştır. Kendisine yeni bir düzen kurmaya kararlıdır, ailesi de her konuda desteğe hazırdır... Bir süre sonra, tezgaha geldiğini düşünen koca sık sık kapıya dayanmaya başlar. Bu  yoldan bir şey elde edemeyeceğini ve karısının  dönmeyeceğini anlayan koca çocukları koz olarak kullanmaya yönelir. Aslında çocuklar falan umrunda değildir, maksat karısının eve dönmesini sağlamaktır. Bu şekilde davranmaktan da bir sonuç elde edemez. Bu kez tehditler başlar. Kadın tehditle ilgili bütün kanıtları toplayarak devletin ilgili kurumlarına başvurur. Önemli bir sonuç elde edemez ve  bir gün evin kapısından adımını atıp sokağa yöneldiğinde, elinde tüfekle cellatı çıkar karşısına: “Ya benimsin ya toprağın!” diye ağzında köpüklerle bağırarak,  pompalı tüfeğini ateşler. Kadın yere yığılır, sokak  kırmızıya boyanır… Pempeyle başlayan düş yoculuğu “ kara”  ile biter. Artık kararan bir dünyanın içinde büyüyecek iki çocuk vardır…

Bir kadınla başlayan bu hikaye, bir  kadına ait değildir aslında… Yüzlerce, binlerce kadına ait bir hikayedir. Neredeyse her gün bu haberlerle sarsılıyoruz ve en kötüsü hep beraber seyirci kalıyoruz. Hatta ben bu yazıyı yazarken bile, bir erkek  karısını ve çocuklarını sonra da kendini öldürmüştü. (Bunu ben anlayamıyorum madem kendini öldüreceksin  öteki hayatlara kıymadan  önce yap.)

Her gün seyrettiğimiz bu soruna nasıl bir çözüm bulunur? Tek adres “devlet”tir. Aksi takdirde bu psikopat insanlarla kimse başa çıkamaz. Devlet kendisine başvuran (hatta başvurmasa bile)bu kadınlara, kimsenin bilmediği adreslerde yaşamını çocuklarıyla birlikte sürdürme olanağı sağlayacak. Avrupa’nın pek çok ülkesinde bu sistem vardır. Neden bizde de olmasın?  Devlet kesin çözüm bulmadığı takdirde cinayetleri seyretmeye devam edeceğiz…

Bir devletin büyüklüğünün en büyük ölçüsü budur bence…

 

Nurbanu  Kablan    (25/09/2011)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kadına yönelik şiddet,gün geçtikçe artıyor."Ya benimsin ya toprağın" mantalitesi değişmediği müddetçe,bu olaylar daha çook devam edecektir.Bu mantaliteyi değiştirebilecek tek güç,bu oğulları yetiştiren annelerdir.Her şey kadında başlayacak ve kadında bitecektir.Umut edelim ki,böyle olsun.Aile içi şiddet sarmalında büyüyen erkeklerde,bu durum daha da fazla görülmekte.Aile içi şiddetin de acilen çözülmesi gerekiyor ve bu şiddeti sadece babalar değil,anneler de uygulayabiliyor.Meslek hayatımda bolca örneklerini gördüm.Bu şekilde büyüyen kadın ya da erkek,ileriki hayatında her türlü şiddet eylemine daha bir meyilli oluyor.Yani sorun göründüğünden daha da büyük ve komplike.Yazınız oldukça aydınlatıcı idi Sevgili Nurbanu hanım.Elinize sağlık.Saygı ve sevgilerimle...Sağlıcakla kalın...

fisun gökduman kökcü 
 02.05.2018 2:14
Cevap :
Fisun Hanım, bu "kadına şiddet" konulu yazım benim ilk blog yazımdır. Canım öylesine acımıştı ki bloga ilk giriş yazısı olarak bu konuyu seçtim. Bugün içler acısı olan durum ise; aradan yedi yıl geçmesine rağmen sorun çözülemediği gibi artarak devam etmiş. Durum kangrene dönüşmüş vaziyette. Maalesef söylediğiniz gibi kadına şiddet çoğunlukla erkekler tarafından uygulansa da kadının kadına yaptığı da hiç de az değil. Son hikayenizdeki 14 yaşındaki kızcağıza uygulanan şiddet bunun bir örneği. Yorumunuz için teşekkürler, sizi tanımaktan mutlu oldum. Sevgiyle kalın...   03.05.2018 10:21
 

Şiddet sadece bizim ülkemizin değil bütün dünyanın en büyük sorunudur. Ancak ne var sizin de yaptığınız gibi tek yanlı bakış açısıyla bu sorun çözülmüyor. Bilimsel araştırmalar kadının da en az erkek kadar şiddete meyilli olduğunu gösteriyor. İlköğretim çağındaki her iki çocuk anne ve babası tarafından şiddete maruz kalıyor ve yavrularına şiddet uygulayan insanların % 54 ü kadın. (Bknz: Anadolu Psikiyatri Dergisi 2007; 8:206-214). Siz farkında değilsiniz ama erkeklerde en az kadınlar kadar şiddete maruz kalıyorlar. Kadınlar kendi doğurdukları ve şiddeti yücelterek eğittikleri insanlar tarafından öldürülüyorlarsa önce kadının zihniyetini değiştirmesi gerekir diye düşünüyorum. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 01.10.2011 8:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1188
Kayıt tarihi
: 10.08.11
 
 

Hacettepe Fransız Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Öğretmenim, şu anda yurt dışında görev yapıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster