Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
360
 

Ne bu şimdi?

Ne bu şimdi?
 

Kapı
Bir belgeyi imzalatmam gerekiyor. İsteksizce müdürün odasının kapısını çalıyorum. Kapıyı çalar çalmaz içeriye giriyorum. Aynı anda "madem böyle pat diye içeriye girecektim kapıyı çalmamın mantığı neydi?" diye düşünüyorum. İnsan bazen ne kadar düşüncesiz davranıyor. Kendi kendime kızıyorum.

Müdür Bey masasında oturuyor. Karşısında bir adam ve hemen masanın önünde ayakta duran hamile bir kadın var. Müdür Bey ve elimdeki belgeye yönelmiş dikkatim diğer ikisini sadece birer görüntü olarak yansıtıyor aklıma. Kadın konuşana kadar bunu farketmiyorum bile.

"Merhaba Funda Hanım"
Kadın pürüzlü bir sesle "Merhaba Funda Hanım" diyor. Başımı çeviriyorum. Gülümseyerek elini uzatıyor. "Fulya" diyorum. Şaşkınca yüzüme bakıyor. "Funda değil adım. Fulya" diyorum. Özür diliyor. "Önemli değil" diyorum. Böyle diyorum ama aslında içten içe kızıyorum. Ben onun adını doğru anımsayıp anımsamadığımdan emin olamıyorum bu nedenle ona adıyla hitap etmiyorum. Etraftakilerin konuşmalarında adı geçerse eğer emin olur ve öyle hitap ederim diye geçiyor aklımdan.

Funda lafına kilitleniyorum. Bir yandan da sinirleniyorum. Bunu hiç anlamadım çünkü. İnsanların adından emin değilsen neden ona adıyla hitap edersin ki? Adları unutmak mümkündür. Adını söylediği vakit dikkat etmemiş olabilirsin, aklın dağınıktır herşey olabilir. Ama emin olmadan ona adıyla hitap etmek çok büyük bir saygısızlık değil midir? Karşındakini önemsememek ve bunu da ona hiç çekinmeden göstermek değil midir? O an bir kitapta okuduğum bir cümleyi anımsıyorum. Şöyle diyordu: "İnsanların isimlerini ben de unuturdum. Başkalarında nasıl bir izlenim yarattıklarını düşünen insanların başına geliyormuş bu, karşılarındaki kişiye bu yüzden yoğunlaşamıyorlarmış." [1]

Bıyıklı kadın, kırmızı ruj
Bu kadın bende nasıl bir izlenim yarattığına mı takıldı en baştan beri? Bu yüzden mi adımı söylediğimde dinlemedi? En fazla üç ya da beş kez karşılaştık onunla. Ve oturup uzun sohbetler etmedik. Çünkü ne ben onun keyifle sohbet edebileceği biriydim ne de o benim. Karşılaştığımız her yerde abuk sabuk şakalarıyla beni serseme çevirdiğini ve o konuşurken üst dudağındaki bıyıklardan gözlerimi bir türlü alamadığımı anımsıyorum. Erkeksi davranışları olduğunu ve bu davranışlarla o koyu kırmızı rujun nasıl bir tezat oluşturduğunu düşündüğümü anımsıyorum. Ve onun hakkında aklımda kalan son şey o an tanıştığı insanlarla mesafesiz, saygısız bir biçimde konuştuğu ve bu davranışının da herkese sevimli, sıcak bir insan imajı vermek için önceden kurgulanmış oluşu.

Neden böyle saçmalıyorum?
Biz insanlar bazen çok garip oluyoruz. Birinden ilk gördüğümüz an kötü bir enerji almışsak o insana pek şans vermiyoruz. Ve o negatifliği bir türlü kendimize açıklayamıyor, kendi davranışımızla bir çekişmeye giriyoruz. Aklımızın bir yanı diyor ki: "Daha onu tanımadan önyargıyla karar veriyorsun. Kimbilir belki hoşlanmadığın birine benzettiğin için ondan uzak duruyorsun. Bir şans tanı, onu tanımaya çalış." Doğru olan bu belki ama sezgi öyle demiyor. Sezgi diyor ki;" uzak dur."

Bütün bunlar aklımdan geçerken Müdür Bey belgeyi imzalıyor. Kadın yanındaki adamla sohbete dalmış. Başımı çevirince beni adamla tanıştırıyor. "Eşim" diyor. Memnun olduğumu söylüyorum. Neden memnun olduysam? Büyük ihtimal bu adamı bir daha hayatım boyunca görmeyeceğim, görsem bile kim olduğunu anımsamayacağım büyük olasılıkla. Of of ne çok kalıplaşmış söz kullanıyorum. Bu kalıplar yerine başka sözcükler bulmak gerek. O an ne hissettiğini gizlemeyecek sözcükler. Ama ne diyebilirdim ki o an? Kadın "Eşim" dediğinde nasıl bir karşılık verebilirdim? "Bana ne?" "iyi aferin evlenmişsin sonunda" "aaa öyle miii?" Ne denir ki? En iyisi memnun oldum demek ve boşvermek.

Kalıplar... Kalıplar...Kalıplar...
Kalıp kalıp kalıp... Herşey kalıplardan ibaret. Sonra da şikayet ediyoruz herşey aynı diye. İyi de bu kalıplarla yaşayıp durduğumuz sürece nasıl herşeyin aynı olmamasını bekleyebiliriz ki? İki seçenek duruyor önümde biri gerçekten ne hissettiğimi söylemek ve "ah ne nezaketsiz" yaftasıyla dolaşmak diğeri kalıplara sığınmak. Nezaketsiz olmayı göze alabilir miyim? Sanırım hayır. Hem zaten benim o an ne hissettiğimin ne önemi var ki? Bunu onların bilmesinin ne önemi var? Of neden bu kadar saçmalıyorum ben şu an? Neyse. Memnun olayım gitsin. Belgemi alayım gideyim ve saçmalamaya son vereyim. Hayat akıp gitsin o huzurlu sıradanlık içinde.

Yine mi?
Odadaki herkese iyi günler dileyip çıkarken kadın ardımdan sesleniyor: "Size de iyi günler Funda Hanım?" Dönüp gülümsüyorum. Bu sefer düzeltmiyorum. "Onun aklında Funda olarak kalsam ne olacak ki?" diyorum kendi kendime. "Nasılsa ikimiz de birbirimizin hayatı için hiç birşey ifade etmiyoruz."

Kapıyı açıp çıkıyorum...

[1] Öp ve Anlat- Alain De Botton-sayfa:40
Fotoğraf: http://bidwiya.deviantart.com/art/Secrets-Fly-56217079

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

evet ben yüze maske gibi yapıştırdığımız türden olanına böyle diyorum.Her zaman içten olabilen bir gülüş yapılabilir mi? Bu bir yaşam koçluğu meselesidir.Büst gibi durabilmek ve içten gülmeye programlamak bir hayli güç, çaba gerektirir.Sen bir evrakın imzasında bu kadar ayrıntıyı nasıl düşündün.Ben de bunun üzerine yazarım şimdi... :) Selam, sevgiyle...

üç nokta 
 07.01.2008 12:45
Cevap :
Deniz'ciğim beni bilirsin bir kaç dakika içinde pek çok şeyi tıkıştırırım beynime :) Hatta bunu sinir bozucu bir noktaya bile getirebilirim :) Hadi yaz bakalım :)) Çok çok sevgimle sana her zaman...  07.01.2008 13:03
 

bana korhan denmesine uyuz oluyorum ben de. Çok akrıştırıyorlar ama, en çok korhan a sinir oluyorum... İsimleri de çok unuturum. Sırf insanların değil bazen eşyaların da ismini unuturum. Mesela "tayt". bir haftadır ismini düşünüyorum bugün fatma ablanın yazısına kadar hatırlayamadım. İnsanları tanımaya çalışmıyoruz. Bence günümüzün en büyük problemi bu. Kabuğunu beğenmezsek derine içindeki akışkan çikolataya ulaşmıyoruz. Belki de ulaşabilsek üzerindeki beğenmediğimiz pirinç patlakları bizi o kadar da rahatsız etmeyecek. Belki zamansızlık, belki içe dönüklük. Sebebini bilemiyorum tabi. O yüzden insanları çok çabuk silebiliyoruz hayatımızdan. Belki de kalabalığa gelemiyoruz... Anlamaya çalışmak yerine, anlatmaya çalışmasını istemek de daha kolay geliyor olabilir. Çünkü hayat hızlı, zamanımız az...

karga 
 07.01.2008 10:18
Cevap :
İnan bana o eşyaların isimlerini unutma durumu bende de mevcut :) Bence günümüzün en büyük problemi; hep acelemiz olması. O nedenle hereşeyi yüzeyden yaşayıp geçiyor ve hiç birşeye dikkat etmiyoruz. Tanımlamanı beğendim; "kabuğunu beğenmezsek, derine, içindeki çikolataya ulaşmayı düşünmüyoruz bile." İnan bana bu çikolata benzetmesi nefis bir tanımlama. Çok teşekkür ederim. Sevgilerimle sana...  07.01.2008 11:56
 

Yorum başlığımda şey yerine yanlışlıkla kel yazmışım, bu nedenle özür dilerim.

Erol Özışık 
 06.01.2008 16:01
Cevap :
Rica ederim Erol Bey bazen böyle gözümüzden kaçıyor harfler... Saygımla size...  06.01.2008 16:59
 

Bende insanların ismini çabuk unuturum ve hayatımda yer etmedikleri sürece kolay ezberleyemem.Ama bu güne kadar birisinin ismini yanlış söylemedim.Tededdütde kaldığımda ismini söylememeyi tercih ediyorum.[2]''Öneli değil.'' ''Memnun oldum.'' gibi kalıplaşmış cümleler sanırım ardına saklandığımız maskeler, bizi koruyan duvarlar gibi.Bunları kullanarak asıl düşüncelerimizi saklıyoruz, ve bu aslında gerekmiyorda değil.Bu arada ben çıkarken kadına şöyle derdim;''Kaç defa söyliycem, adım Fulya!Bi ismi ezberleyemedin mi bıyıklı tosbağa!''

Sinefilozof 
 06.01.2008 15:42
Cevap :
Ay harikasın son cümleye bayıldım bayıldım :)) Bıyıklı tosabağa ha bu çok hoş :))) Sevgimle sana Canım Abdülkerim çok çok sevgimle hem de...  06.01.2008 16:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 4068
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1084
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster