Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mayıs '19

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
107
 

Ne Büyük Bir mutluluk


övünmek gibi olmasın
uğraştım çalıştım didindim
iki yediyi yan yana getirdim

iki sekizi yan yana getirmektir
şimdiki ilk hedefim
                               H. E.

            “Tonguç Baba” ile ilgili yazılarım, sıcak bir ilgiyle karşılandı. Telefon ederek, mesaj göndererek duygu ve düşüncelerini benimle paylaşanlar oldu.

            Ne yalan söyleyeyim, memnun etti bu ilgi beni.

            Evet, “Tonguç Baba”nın açtığı  -adı sonradan değiştirilmiş olsa bile- Aksu Köy Enstitüsü’nde okudum. Evet, O’nun açtığı Dicle ve Hasanoğlan Köy Enstitüleri’nde öğretmen olarak görev yaptım.

            Evet, bu fırsatları yakalamam hayatımın en büyük şansı oldu ama bu olanakları bana sağlayan o idealist öğretmeni, o “eğitim devrimcisi”ni görme ve tanıma şansım olmadı ne yazık ki.

            Kaderime küsüp içkiden medet umacağıma, ya da “ver kızı, al papazı” gibi oyunlarla vakit öldüreceğime, O’nu yakından tanıyanların kitaplarını okuyarak doldurdum dağarcığımı.

            O’nu ve en büyük eseri Köy Enstitüleri’ni en iyi anlatan kitabın yazarı Amerikalı bir hanımdır; desem, şaşırır mısınız?

            Şaka yapmıyorum; gerçekten de 1965’te Hasanoğlan’da görev yaparken okuduğum “Türkiye’de Köy Enstitüleri” adlı o başyapıtın yazarı Amerikalı Bayan Fay Kirby’dir.

            Kitabını hayranlıkla okuduktan birkaç ay sonra, kendisiyle tanışma şansım da oldu. Eserine olduğu kadar, kendisine de hayran kaldığım ender insanlardan biridir O.

            Bayan Kirby ve eserinden daha sonra söz edeceğim.

            Bu yazıda, Tonguç’un öğrencilerinden Hürrem Arman’ın “Piramidin Tabanı – Köy Enstitüleri ve Tonguç” adlı eserinden Tonguç’u anlatan önemli bulduğum bölümleri özetleyeceğim.

            Önce, Hürrem Arman’ı tanıyalım kısaca:

            Yazar, 1909’da Kırklareli’de doğar. Edirne Öğretmen Okulu’nu bitirip (1928) iki yıl öğretmen olarak çalışır; atandığı Menemen’de.

            Sonra, Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü Pedagoji Bölümünü bitirip (1934) İstanbul’a İlköğretim Müfettişi olarak atanır.

            Dört yıl yaptığı bu görevdeki başarısı üzerine Denizli Millî Eğitim Müdürlüğü layık görülür.

            1940’ta Köy Enstitüleri Kanunu çıkınca, Trabzon Beşikdüzü Köy Enstitüsü’ne kurucu müdür olarak atanır.

            Yoktan var ettiği bu enstitüdeki üstün başarısını gören Tonguç, öğrencisi Arman’a bu kez Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü kurma ve yönetme görevi verir O’na. (1942)

            1946’ya kadar gece gündüz demeden canla başla çalışıp Ankara’ya gelen yabancı konukların mutlaka ziyaret ettiği örnek bir Enstitü haline getirir Hasanoğlan’ı.

            1946 seçimlerinden sonra, yeni kurulan hükümette MEB olarak Hasan-Âli Yücel’in yerine, Köy Enstitüleri’ne karşı olduğu bilinen Şemsettin Sirel getirilir. Yeni Bakan’ın ilk işi Tonguç’u görevden almak olur. Sonra da Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü Müdürü Hürrem Arman’ı…

            Şunu sormak isterim: İsmail Hakkı Tonguç ve Hürrem Arman mı sevgi ve saygıyla anılıyor şimdi, onları görevlerinden alan Millî Eğitim Bakanı mı?

            Siz bu soruyu düşünürken, ben, Hürrem Arman’ın Tonguç’u nasıl tanıdığını anlatayım:

            Yazar, Menemen’de iki yıl öğretmenlik yaptıktan sonra, yükseköğrenim yapmak için 1930’da Gazi Eğitim Enstitüsü’ne girer. Öğrenciliğinin henüz ilk haftalarıdır. Menemen’de yedeksubay öğretmen Kubilay’ın gericiler tarafından başı kesilerek katledilmesi bir bomba gibi düşer Ankara’ya.

            Bu okulda öğretmen olan Tonguç, o yıl, Hürrem Arman’ların dersine girmemektedir. Akşam etütlerinden birinde onların sınıfına girer ve “İçinizde Kubilay’ı tanıyan var mı?” diye sorar.

            Arman ayağa kalkıp, “Ben tanıyorum.” der. Birlikte öğretmenler odasına giderler. Kubilay hakkında tüm bildiklerini anlatır Arman.

            Tonguç’un başkanı olduğu Ankara Öğretmenler Derneği, Kubilay’ın ailesine para yardımı yapmaya karar vermiş. “Açıklamalarımdan sonra, yardımın eşine değil, annesine ve oğluna yapıldığını öğrendim sonradan.” diyor yazar. 

            Nerelerde okuyup nerelerde çalıştığını, hazırlık sınıfından sonra hangi bölüme geçmeyi düşündüğünü ve nedenini de sorar Tonguç.

            Bir saat kadar dostça konuştuktan sonra ayrılırlar.

            “Davranışlarından ve kısa konuşmalarından bu kişinin o güne kadar karşılaşmadığı bir insan” olduğunu düşünür.

            O günden sonra, pedagoji bölümü son sınıfta okuyan Emin (Soysal), İhsan(Kalabay) ve Fevzi (Ertem)’in, öğretmenleri Tonguç hakkında anlattıklarını daha bir dikkat ve merakla dinler.

            “Bu arkadaşlar, özellikle de Emin (Soysal), İsmail Hakkı Bey’in bambaşka bir insan olduğunu söylüyor ve O’nu göklere çıkarıyordu.” diyen yazar, şöyle devam ediyor:

            “İş’in en yüksek bir eğitim değeri taşıdığını, derslerinde yalnız resim ve iş yaptırmakla kalmadığını, eğitim konuları üzerinde de tartışmalı sohbetler yaptıklarını, ders aralarında bu sohbetlerin sürdüğünü söylüyorlardı.” (*)

            O günlerde, Tonguçun yeni yayımlanan Mürebbinin Ruhu kitabını okur. “O güne kadar çok az duyduğum bir eğitim yolunu savunuyordu.” diyor yazar.

            Tonguç, özellikle Ankara Öğretmen Okulu’nda çalışırken, öğrencileriyle her fırsatta köy gezileri düzenler. Gazi Eğitim’de de bu tür geziler yapmaya teşvik eder öğrencileri. Nelere dikkat edecekleri konusunda tavsiyelerde bulunur. Gözlemleri ve sonuçları üzerinde değerlendirmeler yapar ki, başka hiçbir öğretmen ilgilenmez; bu tür işlere.

            Bilinçli olarak “farklı” olabilmek ne güzel!

            Kişinin, inandığı bir hedef doğrultusunda, “Başkaları ne der?” diye düşünmeden korkusuzca yürümesi ne büyük bir erdem, ne büyük bir mutluluk!

Hüseyin Erkan                 

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

  • --------------------------------------------------------------------------------------------------------
  • (*) Piramidin Tabanı – Köy Enstitüleri ve Tonguç (Anılar, Hürrem Arman, Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Yayını, 1916)

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 259
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 264
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster