Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
46
 

Ne büyük Paşalarmış onlar !

On beş gün kadar önce, gazetedeki köşesinde diyordu ki ünlü bir yazarımız, mealen:

“Ortadoğu’nun havasından mı, suyundan mıdır; nedir… İktidara gelmeden önce hepsi de fikir özgürlüğü ve demokrasiyi savunan politikacılar, bir fırsat bulup da oturdular mıydı koltuğa, daha önce tüm savunduklarını unutuyorlar.

En son örnek, Mısır Cumhurbaşkanı Mursi

Kendisinden önce o koltukta oturan diktatör Hüsnü Mübarek’e karşı çıktığı için, Mısır halkı O’nu cumhurbaşkanı seçti.

Mursi ne yaptı?

Mısır’a demokrasi ve hürriyet getireceğine, kendisinden öncekiler gibi, bütün gücü tek elde toplamaya kalkıştı.

Tahrir meydanında toplanarak Mübarek’i deviren halk, Mursi’nin “yeni firavun” olma hevesini kursağında bırakmak için yine meydanları doldurdu.”

Dedikten sonra, geçmişte Irak’ta, Suriye’de de aynı şeyler olduğunu vurgulayıp bizim tarihimizin sayfalarına da bir göz atıvermiş. (Yine mealen):

II. Abdülhamit, Meşrutiyet’i ilan edeceğine söz verdiği için oturtuldu tahta. Sözünü tutup 1876’da Meşrutiyet ilan edildi; ancak iki yıl bile geçmeden, Osmanlı-Rus savaşını bahane edip Meclisi Feshetti;  dolayısıyla bütün yetkileri kendi elinde topladı.”

Evet, doğru söylüyordu yazarımız. (*)

Ancak, Meşrutiyet’in ilanı için canla başla çalışan aydınlar, yaptıkları “Anayasa”da gerekli gördüğünde “Meclis’i feshetme” yetkisi verir Padişaha.

Ve II. Abdülhamit, bu yetkiyi kullanarak fesheder Meclis’i. 30 yıl, bir daha açılmasına izin vermeyerek keyfince yönetir devleti.

O anayasayı hazırlayan Mithat Paşa, ağır bir bedel ödemek zorunda kalır;  böyle bir hata işlediği için!

Ya imparatorluğa “hürriyet” getirmek amacıyla “Hareket ordusu”yla Selanik’ten gelip önce  II. Meşrutiyet’i ilan eden, sonra da II. Abdülhamit’i tahtından indiren İttihatçılar ne yapmıştır?

“Hürriyet, müsavat, adalet!..” diye diye iktidara yerleşen İttihatçılar, öyle bir baskı yönetimi  kurmuşlar ki, kısa bir süre sonra Abdülhamit’i bile aratır duruma  gelmişler.

İttihatçılar’ın en önde gelenlerinden biri Enver Paşa’dır. 1881 doğumlu olan Paşa, II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 1908’de 27 yaşındadır henüz ama kendini “hürriyet kahramanı” olarak alkışlatmayı becerir.

Hele hele bir süre sonra “Bâbıâli baskını”nı gerçekleştirip sadrazamı silah zoruyla istifa ettirerek  her istediğini yaptırabilecek birini sadrazamlık koltuğuna oturttuktan sonra…

Hele hele henüz 32 yaşında Harbiye Nâzırlığı makamına kurulduktan sonra…

Hele hele Emine Naciye Sultan’la evlenip saraya damat olduktan sonra…

Ve dahi Başkomutan Vekili olarak adı sanı ünlü Osmanlı Paşalarına emir verebilecek bir makama yükseldikten sonra…

Artık kim tutabilirdi Enver’i!

Kabinede yer alan İttihatçı arkadaşları Talat ve Cemal Paşa’lar bile tutamamışlardır nitekim.

Balkan Savaşı yenilgisinden sonra, Enver’in 23 Ocak darbesiyle devlete el koyan İttihatçılar (İTC) 1908 devriminin taahhüdü olan “hürriyet, adalet ve müsavat”ı terk etmişlerdir hemen.

Elbette terk edeceklerdi.

“Hürriyet, adalet, müsavat” denilen şeyler, iktidarı ele geçirinceye kadar söylenip savunulan içi boş kavramlardır!

O muhteşem koltuklara kurulup ipleri ele geçirerek devletin gücünü arkasına aldıktan sonra, “hürriyet, adalet, müsavat” denen kavramlar da ne oluyormuş!

Dahası, bu sözcükleri söyleyip yazanlar devlet ve millet için tehlikeli insanlardır! Devlet ve millet söz konusu oldu muydu, gerisi teferruattır; ki gözlerinin yaşına bakılmadan icabına bakılmalıydı elbet; o hainlerin!

“Muhteşem Yüzyıl”ın muhteşem hükümdarı Muhteşem Süleyman, “vatan ve millet  için”  nasıl gözünün yaşına bakmadıysa eniştesi Pargalı İbrahim Paşa’nın ve dahi oğlu Şehzade Mustafa’nın!..

O muhteşem hükümdarın soyundan gelen İttihatçılar da vatan ve millet için ellerinden geleni arkalarına koymayacaklardı elbet.

O muhteşem atamız, elinde kılıcıyla 30 yıl at üstünde, “vatan ve millet için” onca zahmete katlanır da O’nun torunları olan İttihatçı paşalarımız ve dahi Enver Paşamız mı savaştan korkacaktı?

İngilizler, Fransızlar, Almanlar, Ruslar, Avusturya-Macaristan veSırplar savaşıp dururken, yan gelip yatmak yakışır mıydı bize?

Yok efendim, o yıllarda akıllı ve ileri görüşlü yöneticilerimiz olsaymış başımızda, düşmanlarımız savaşıp durur, birbirlerinin gözlerini oymaya çalışırken, imparatorluğu savaştan uzak tutup bu fırsattan yararlanarak kalkınmak, ilerlemek, çağdaşlaşmak, yükselip güçlenmek için çaba gösterirmişiz!

Olacak şey miydi, savaşıp dururken birçok devlet, biz bir köşede korkakça oturup duralım!

Enver Paşa gibi milliyetçi, vatansever, ileri görüşlü bir dâhinin evet deyip onaylayacağı bir düşünce olamazdı elbet bu saçma öneri!

Bir asker savaşmaz ya da darbe yapıp yönetime el koymazsa, nerden anlaşılır onun kıymeti!

Cesaretini, kahramanlığını, yeteneğini, vatan ve milleti ne kadar çok sevdiğini başka nasıl anlayabiliriz ki!

İster galip çıksın savaştan, ister mağlup… Hiç fark etmez.

Çokbilmişlere göre, 1913 Balkan felâketinden çıkarılması gereken ders (doğru ders):

“İntikam yeminleri ve fetihçilik değil, eldeki topraklarda kalkınmayı ve kardeşliği inşa etmek, dinî ve etnik milliyetçilikleri kışkırtmaktan uzak durmak”mış!

Zavallılar!..

Koskoca Enver Paşa’nın yanında siz kimsiniz ki!..

Ayrıca Dâhiliye Nâzırı Talat Paşa ve Bahriye Nâzırı Cemal Paşalar doğru dersi çıkarmıyorlar da siz mi çıkarıyorsunuz?

Savaşa girmememiz için ileri sürdükleri şu gerekçelere de bir bakın hele:

“Almanya’nın 277 milyon, İngiltere’nin 292 milyon ton olan kömür üretimine karşın Osmanlı’nınki sadece 826 bin ton”imiş.

Ne olmuş yani, onların kömür üretimi bizden 350 kat fazla ise!.. Bizim îmanımız onlarınkinden en az 500 kat fazladır. Kömürle mi savaşılır, îmanla mı?

Ya şu mâzerete ne dersiniz:

“Fransa’nın 536 bin kilometrekare toprağında 51 bin km. demiryolu varken, Osmanlı’nın yaklaşık 2 milyon 450 bin kilometrekarelik toprağında sadece 5760 km demiryolu var…”

Yok efendim, hazine tamtakırmış da… Balkan ve Trablusgarp’tan yenilgiyle çıkan ordunun morali çok bozuk, üstelik yeteri kadar silahı ve cephanesi yokmuş da… Subaylar 6 aydır maaş alamıyorlarmış da… 

Hamdolsun ki, devletimizi yöneten milliyetçi ve vatansever Paşalarımız, münafıkların bütün bu mazeretlerini ellerinin tersiyle iterek devletimizi ve milletimizi I. Dünya Savaşı’na girmekten mahrum bırakmamışlardır!

Bu “yüce atalarımız”a ne kadar minnet duysak, azdır!

Ne büyük paşalarmış onlar.                                                                               

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 303
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 268
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster