Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ocak '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
711
 

Ne diyor bu çocuklar?

Ne diyor bu çocuklar?
 

ne diyor bu çocuklar?


Öncelikle adını doğru koyalım şunun: öğrenci-polis çatışması değil bu. Bunun adı polis saldırısı. Yeni oluşmuş bir gelenek de değil üstelik. 

Devlet-i Osmanî’den beri bu coğrafyada işin raconu budur. Devlet “verir”… Ancak paşa gönlü isterse “verir”… O kadar 

Meğer ki sokaklar talep etmeye başlar, meğer ki “ayaklar baş olmaya” kalkar, koparılır o başlar… Resmi tarih, kimin ne zaman “serseri güruh”, kimin ne zaman “kurtarıcı” olacağını, neyin hayır, neyin şer olduğunu bu pozisyona göre yazar. 

“Ordu-millet- gençlik el ele” diye bağırarak 1960 darbesine hizmet eden “öğrenci hareketi” makbuldür örneğin. Ama hemen ardından yalap şalap da olsa “daha uç okumalar” yapmaya kalkışan “gençlik hareketleri” ihanet çemberinin içine tıkıştırılmıştır. Hele ki 80’lere doğru gençlik, artık farklı dünya tahayyüllerinden dolayı düpedüz katli vacip bir unsura dönüşür. Darbeyle birlikte öyle bir ayar verilir ki, “bak bir daha yapıyor mu?” 

Şairler iyimser ve sevecendir hep. 

Nâzım “yeşil dallarıyız dünya ağacının/gençlik denen bir millet var ondanız” derken sınırsız, savaşsız ve sömürüsüz bir dünya tahayyülünün yerel sürgünleri olarak görür Türkiye gençliğini… 

Can Yücel, öpüp koklamaya kıyamadığı fidanları “En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de devrim/ O, onun en güzel yüz metresini koştu/En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak/ En hızlısıydı hepimizin/ En önce göğüsledi ipi/Acıyorsam sana anam avradım olsun/ Ama aşk olsun sana çocuk/ Aşk olsun” dizeleriyle güzeller. 

Şairlerin güzellediği gençlik; Nazım’ınki kadar enternasyonal, Can Baba’nınki kadar sosyalist miydi tartışılır elbet 

Toplumsal isyanlarla değil, eşkıya destanlarıyla dolu bir kültüre sahibiz. 

Tarihi boyunca biat etmiş bir halkın, Devlet-i Ali tarafından “bahşedilenlerle” yetinmekten bir an olsun vazgeçmeden eşkıya türküleri söylemesi hazindir. Devlet ile eşkıya arasındaki itişmede kâh devleti, kâh eşkıyayı “tutup”, ömrü boyunca devlet ile eşkıya arasında kalmayı makûs talihi saymış bir halkız… 

Bu yüzden genç, yakışıklı ve yiğit ölülerimiz oldu hep… “Şeriatın kestiği parmağın acımayacağına” iman etmiş bu millet, “kendisi adına verilmesine anlam veremediği mücadeleler sonunda” asılmasına kılını kıpırdatmadıklarına gözyaşı döküp ağıtlar yaktı... 

Gençliğimiz ve mücadele tarihimiz üzerine konuşmaktan kaçınırız hep. İşin kahramanlık boyutu iyi güzeldir de, güzellemesi yapılan mücadele tarihinin ve bu uğurda genç ölenlerin ne menem bir mücadele verdikleri, neyin mücadelesini verdikleri üzerine derinlikli bir tartışmamız olmadı doğru dürüst. Hızar makinesine gencecik fidanları biçtirirken kimin neden biçildiğini konuşmaktan kaçınacak kadar karaktersiz bir toplumuz ne yazık ki… 

Birileri kendini dağlara vurduğunda, birileri kendini barikatların önüne attığında kan kokusuyla kendinden geçmiş köpekbalıklarına, arenaları dolduran eski Romalılara dönüşüyoruz… Mide bulandırıcı biçimde biat ederken eşkıya türkülerini, sarhoş olurken devrimci marşları mırıldanan konformistler toplumuyuz… 

ODTÜ’de üzerlerine sürülen tam teçhizatlı 2.800 polise efelenen bir avuç çocuğu izlerken bu duygularla yerin dibine geçiyorum… 

Sayısız kuşağını heder etmiş bir devlet, bir toplum yine aynı ruhsuzluk ve vicdansızlıkla yürüyor kendi çocuklarının üzerine… Öylesine gaddar, öylesine acımasız, öylesine duygusuzca hem de! 

Ancak kendi “bahşettikleriyle” yetinilmesini isteyen ve sokakları dinlemeyi abesle iştigal sayan bir hükümet, bu ülkenin tarihini hiç bilmiyormuş gibi hareket ediyor… 

Ve ne hazin ki, vaktiyle “canı yanmış” birileri, yumurtadan taşa dönüşen “silahlarla” üzerlerine sıkılan tazyikli su ve biber gazına karşı kendilerini savunmaya çalışan bu çocukların sırtından “kotarılamamış gençlik hesaplarını” kapatmaya çalışıyor… 

Nasıldı şarkı?
“Ellerinde bayraklar, ellerinde bayraklar, geliyor bu çocuklar, ne diyor bu çocuklar?”
Sahi, ne diyor bu çocuklar? 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kendi genciyle kavgalı, kendi Kürdüyle kavgalı, kendi Türküyle kavgalı, kendi solcusuyla kavgalı, kendi çocuklarıyla kavgalı, kendi memuruyla işçisiyle kavgalı, kendi aydınıyla kavgalı, kendi kadınıyla kavgalı, bütün komşularıyla kavgalı, kendi üniversitesiyle kavgalı, kendi gencinin kılığı kıyafetiyle kavgalı!.. Ve hep kendisi haklı. Bütün bu kavga devletin bekaası için yapılan kutsal bir kavga... Yakında kavga etmediği bir tek insan kalmayacak bu gidişle. Sağlıcakla.

hazandagüzeldir 
 03.02.2011 17:37
 

Bu nedenle sırf gençlik güzellemesi yapılarak bu sorunu aşamayacağımızı düşünüyorum. Elbette ilk değişmesi gereken devletin kendisi. Buna şüphe yok. Daha demokratik bir mevziye kaymasını sağlamak gerekiyor. Gençliğe karşı normal ötesi bir müsamaha gösterilmeli. Onları dinlemek, fikirlerini üniversiteler içinde örgütlenen özyönetim araçları ile dillendirmelerini sağlamak önemli. Daha ötesi fikirlerinin ve taleplerinin karşılandığını, çabalarının birşeyleri değiştirebildiğini hissetmeleri önemli. Ancak benzer bir değişimi gençlikten de beklememiz gerekiyor. Eylemciler hala kır gerillası, halk ordusu, suni denge, çelik disiplinli parti vs hayalleri kuruyorlar. Elbette bu hayalleri kurmak suç değil ama şiddete meyil eden her adım suç. Devletin katı ve baskıcı tutumu karşı şiddeti -beğensek de beğenmesek de- hala meşru kılmaya devam ediyor. Devletin bu yapısı kırıldıkça, gençlik içinde uç fikirlerin tutunma şansı da azalacak. Elbette gençlik üzerinden otoriter bir yapıl hayali kuranların da

Bibliyofil 
 07.01.2011 13:26
 

Doğrudur, bu devlet, geleneksel olarak varetmeye, etkilenmeye, müzakereye, objektif algıya, yeni duruma yeni pozisyon almaya alışık bir devlet değil. Her itiraz, itirazın sesi kısılarak yok edilir bu topraklarda. Bu geleneği bilmek ve herşeyin önüne bunu koymak önemli. Ama artık karşı tarafı da biraz yoklamamız gerekiyor. 20. yüzyılda siyaset, zorun karşısına zoru koyarak altetmeye çalışan bir tarzda gelişti. Devlet şiddet uyguluyorsa karşı şiddet de beraberinde meşru bir zemin oluşturuyordu. Ancak bu gün bu tarzın dünyaya çok fazla birşey vaat etmediğini fark etmeye başladık. Çünkü karşı "zor"unda inşa edeceği dünya benzer bir dünya oluyor. Ben biliyorum ki, öğrenci ve polis kavgaları aslında bir tiyatrodan ibarettir. Bir tarafın copları, gazları, panzerleri hazırdır, diğer tarafın sopaları, molotofları ve taşları. Bu tiyatronun amacı, her iki tarafın da kendi meşru zeminini güçlendirip, ilk saldıranı karşı taraf kılabilmektir. Sonucun şiddet olacağına şüphe yok. Bu hep böyle yaşanır

Bibliyofil 
 07.01.2011 13:17
 

İnandırıldıklarımızla degil , artık öğrendiklerimizle yasıyoruz aslında. Ne demek istediğimizi ezberci zihniyetin kurbanları yapıyoruz farketmeden. Yılmadan verilen her mücadelenin altında aynı düşünceleri paylasıyoruz her zaman. Zehirlenmemiş her bireyin yıkanmasından öteye gitmiyor yaptıkları. Üzerlerimize sıkılan su temizliyor aklımızı uyanıyoruz. Farkında değiller belki ama biz sıradanlaştırdıklarını istiyoruz bizim için önemli olanı. Geleceğimizi...

Melih HORASAN 
 06.01.2011 14:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 49
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 663
Kayıt tarihi
: 19.07.06
 
 

İÜ İletişim Fakültesi'nde lisans ve yüksek lisansımı tamamladım. Milliyet Gazetesi'nde "Varoşlar", "..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster