Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

AYFER AYTAÇ GAZETECİ YAZAR

http://blog.milliyet.com.tr/ayferaytac

11 Ekim '18

 
Kategori
El Sanatları
Okunma Sayısı
43
 

Ne Halısı

Ne Halısı
 

Müzede bulunan halılar, yöremiz Yörüklerinden yadigar el dokuması kilimler.


NE HALISI NE HALISI?
 
Isparta halısı değil, fabrika halısı.Bu hakikat, bir yürek yarası.
Artık Isparta, halıcılığın başkenti değil. Isparta halısı biz yaştakilerin hatıralarında kaldı. Yeni nesil el dokuması halıcılık nasıl bir şey, bilmiyor. Çünkü Isparta'da halıcılık yaşatılmıyor. Bu güzelim el sanatı bitirildi, yerine makine işi getirildi.
Gayrı Isparta, büyük şehirlerde yaşamaktan bıkıp gelmiş, emekliler kenti. Isparta için böyle konuşuluyor. Yani aylık geliri garanti olanın barınabileceği sakin, gelişmesi gerilemiş bir şehir Isparta.
 
Isparta bir buçuk asır süresince “Halı ve Güller Diyarı” olarak anılırdı. Türkiye’de ve yabancı ülkelerde böyle tanınırdı. Gül ve halı ile biliniyor olmak da Isparta’ya onur, Ispartalılara apayrı gurur verirdi.
 
Yazının bu ilk satırlarını okuyunca haklı olarak soracak ve diyeceksiniz ki; “Ne yani Isparta’dan ve Ispartalıdan bu unvan alındı mı? Bu unvanı kimler, niçin aldılar?”
 
Merak etmeyin, bu unvanı elimizden kimseler almadı. Biz kendi elimizle kuzu gibi verdik.
Isparta’da halıcılığı bir güzel bitirdik. Biz istemedikten sonra kimler nasıl alabilirdi ki zaten, buna kimin gücü yetebilirdi? 
Ispartalılar olarak birliktelik sağlamış olsaydık, dayanışmayla direnç gösterebilseydik, çareleri birlikte alan olup, uygulamaya girişseydik, kimin gücü yeterdi dayanışmamızı bölmeye? 
 
Hiç kimsenin, bu yüzden de kimselere suç atmayalım. Isparta’da halıcılığı tüketenler, Isparta’dan ‘halıcılığın başkenti’ unvanını alanlar, yine biz Ispartalılarız.
Halımızı kendi elimizle katlettik. 
Geçmişte, çok değil; şu son çeyrek asır öncesinde çorap eskisi, kirli fanila eskisi, naylon atıkları katkılarıyla yapılan ipliklerle dokunan halıları, alıcılara “Isparta Halısı” diye yutturduk. Devamlı gelir elde ettiğimiz halıcılığımızı, ucuza mal ederek, çok fazla para kazanmak hırsıyla bir anda bitirdik. 
Kaybeden, çürük halıları alanlar olmadılar; uzun vadeli düşünmeyen, kısa gün kârı gözeten bizler olduk.
 
Ispartalılar şimdi tümden dara düştü. Ispartalı zenginken, aç olana, açıkta kalana yardım ederken, el açmasını bilmezken, birden yoksullaştı. Dünlerde zengin bilinenler, belediyeden, valilikten yardım umar oldular. Hırsın getirisi, kaldıramayacağımız kadar ağır yük sardı sırtımıza. Bu yük geçim darlığıydı. Bolluktan düşmüşü, bunluktan daha bir yorgun düşürüyordu.
 
Bu yük fakirlikti. Kirkitin sustuğu evlerde ocaklar tütmez oldu. Ispartalının boynu, ekmek verecek el kapılarına karşı büküldü. Oysa her ev bir fabrikaydı ve her evde kazanlar dolusu yiyecekler kaynardı.
Halıcılıkla haşır neşir olmuş niceleri, çok ağladı geceleri. Halıcılığın bitmesiyle, iplik fabrikaları da kapandı. İşsiz kalan halı işçisi Ispartalı, şehrini başka yerden gelenlere terk etti. Kendileri de başka illere çalışmaya gitti.
 
Boşluk ortamına fabrika üretimi halıcılık sokuldu, yapılan yanlışlara çok gözyaşı döküldü.
 
Isparta'da halıcılık yitti diye,Türkiye’de el üretimi halıcılık bitti mi? 
Hayır, bu güzelim zanaat çok şükür henüz tükenmedi. Isparta’dan gayrı neredeyse Türkiye'nin her bir yeri “Halı Diyarı” olmuş. Günümüzde bazı eski halı tüccarları bile  Isparta halısını değil, başka illerin halılarını satıyorlar.
Mesela: Hereke halısı, Kula halısı, Milas halısı, Lâdik halısı, Niksar halısı, Döşemealtı halısı, Büğdüz halısı ve daha niceleri Isparta halıcılarında bile, alıcıya teşhir ediliyor ve bol müşteri de buluyor. 
 
Ne kadar elem verici bir acı değil mi? 
Kendi memleketinde sen halıcılığı öldür, başkasının ürettiğini satan durumuna düş. 
 
“Çok mu zengin olduk da dokumaktan ziyade, dokutmayı tercih eder olduk” desek, alakası yok. 
Aslında el emeğimizle çok paralar kazanmaktan şımardık, ne yapacağımızı şaşırdık, zora girdik.
Yeni yetişen kızlarımız halı dokumak istemedi. "Okuyacağım ben ya" diye direndi. 
Analar da bıkmış halı başında gün tüketmekten, kızlarının günü heder olmasın düşüncesiyle okumalarını tercih edip desteklediler.
 
Böylece el halıcılığı serüveninde çıkmaz yola saptık, ne yapacağımızı sapıttık. Faizle geçinmeye alıştık, yarınlarımızı umursamaz olduk. Kendi kuyumuzu kendimiz kazdık, düştüğümüz kuyuda kendimize ağladık. Yarını düşünmemekle ne çok yanlış yaptık. Bir zamanlar para dolu evlerimizi, zenginliğe kapattık.
 
Bu günümüz nasılsa geçiyordu işte, yavan bir şekilde. Yarınları da okusunlar diye gözlerinin içine baktığımız, çocuklar düşünsündü. 
Oysa çocuklarımıza sıkıntılı bir hayat bırakmaya hakkımız yokken, sıkıntının bağrında yetiştiriyoruz onları hiç hak etmezlerken.
 
Son yıllarda Isparta halısını ne yazık ki kontrol altına alamadık. Kök boyalı yün ipleri bıraktık, başka illerde yapılıp Isparta’ya getirilen ‘ sentetik’ dediğimiz çürük ipliklerle halı dokuduk. Sonra da bunları  üzerine basa basa yalan söyleyerek “Isparta Halısı” diye satanlar oldu, onlara göz yumuldu. Hatta bir şekil teşvik vardı bu kişilere, ‘az maliyetle çok kazanç elde etme’ diye bakıldı olaya. 
 
Hırs girince devreye, Isparta Halıcılığının katline yardımcı olmak daha bir kolaylaştı ki, sormayın. Az masraf ve düşük emekle çok para kazanma hırsı edinenler, kısa yoldan köşe dönmeyi arzu edenler, sonra köşeye sıkışıp kaldılar.
 
Alın terine, el emeğine, göz nuruna sahtekârlık karıştırılınca; dahası haram kurulunca sofra başına, halıcılıktan yenen ekmek boğazlardan geçmez oldu. Gözler yaş doldu, insanların ümükleri tıkanıverdi.
 
Hile ile dokunan Isparta halıları beş on yıl içinde toz bulutu gibi savrulmuş, yok olmuş ve böylece Isparta halısı ve halıcılığı eski saltanatına bir daha dönemeyecek şekilde en büyük darbeyi almıştır. Siyasilerin değimiyle: “Koltuğu kaptırdık başkalarına, bir daha saltanattan uzağız demektir.”
 
Bunun sorumlusu sadece halı yapan ve satanlar değil, hepimiz sorumluyuz. Atalarımızdan bize bırakılan mirası koruyamadık, sahip çıkamadık. Elimizdeki en büyük serveti “hayırsız evlat” misali çar- çur edip, başkalarına kaptırdık.
Hani ne derler, “ev alacağın zaman mirasçıdan al, emeği geçmediği için evin kadrini de bilmez. Rahat yaşam için, üç kuruşa verir geçer babadan kalan evi.”
“Kendi alın teriyle mal edinmiş insandan, malını almak zordur. Emeğinin karşılığını tam almak ister” derler.
 
Bize atalarımızdan intikal eden bu değerli mirası bizde kolayca gözden çıkarıverdik. Onların emeklerine alenen saygısızlık ettik. Hiçe saydık geçtik. 
 
Gayrı anılarımızı aktaracağız çocuklarımıza ve şöyle diyeceğiz:
“Bir zamanlar Isparta'nın klasik Anadolu mimarisi evlerinden kirkit sesleri gelirdi. Bu sesler Isparta halısını döver, demire çelik kıvamı verir gibi halıya kalite verirdi. Her ebatta, her modelden, her renk halılar el emeği, göz nuru dökülerek dokunurdu. Böylece Isparta halısı, dünyanın her yerinden talep gören halı olurdu. Halı dokuyan evlerde geçim sıkıntısı yaşanmazdı. Halı dokuyan eller kimseden sadaka beklemezdi. Halıcılığımız verim demekti. Halı dokuyanlarımız elden ekmek alan değil, ele ekmek verendi. ‘AH!’ nerde o günler, o günler.” 
 
Isparta'ya belediyece halı müzesi yapılmış, onun içinde bile doğru dürüst bir Isparta halısı bulunmuyor. İnce halılar, yöremizin Yörüklerinden yadiğar el dokuması kilimler, Isparta halısı diye yutturuluyor. Gülelim mi, ağlanacak halimize, yok olan halıcılığımıza?
 
Yine el emeği verilerek, dikenler arasından toplanan rengi pembenin en güzeli,  mis kokulu güllerimizin geleceğide bilinmezde.
Gülcülüğümüzü de bugünden önlemler alınmazsa, bir gün halıyla aynı akıbeti bekliyor. 
Isparta’da dağlar, taşlar gül bahçesi olmuş. Gülyağı fabrikaları çoğalmış. Çok para kazanma hırsında olanlar, suya gülsuyu katıp satar olmuş. 
 
Hileli satanların alıcısı olmadığından gülcülüğümüzün yolları tıkanmalara maruz kalmış. Bu tıkanmak üzere olan yollardan para değil, Pazar yönleri öncelikle aranması gerekir.
 
Kısacası Ispartalı olarak bizler her işimizi ya şansa bırakmışız; ya da oturduğumuz dalı kesmişiz. Bir gün zararını kendimizin göreceğini bilememek gibi bir gaflet içinde yürüyerek, faizden geliri kolay yaşam bilerek, gidiyoruz gündüz gece.
 
Ayfer AYTAÇ - ayferaytac.com
 
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 458
Toplam yorum
: 232
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 160
Kayıt tarihi
: 08.12.14
 
 

Gazeteci-yazar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster