Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Nisan '14

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
210
 

Ne kaa oy, o kaa sandalye...

Ne kaa oy, o kaa sandalye...
 

Hangisi?


12 Yıllık iktidarından sonra, şimdi artık Tayyip beyin yapacağı tek bir şey vardır ve onu yapıyor…

Başta kendisi ve ailesi olmak üzere yakın çevresini korumak. Tıpkı 12 Eylül cuntasının anayasaya ‘yargılanamaz’ hükmü koydurması gibi.

İşte MİT’te olanlar tamamen budur, bu korunma saikiyledir… Bunu anlıyor ve kısmen hak da veriyorum ama kendisini koruma içgüdüsünün 90 yıllık demokrasi ve hukuk devleti geleneğini yemesini anlamıyorum, anlamak istemiyorum. Sorarlar adama kendini bu kadar korunmaya muhtaç hale getirirken nerdeydin? Hiç mi düşünmedin? Hukuk ve demokrasi dairesi dışına çıkmanın bir faturası olacağını şürekadan bir kişi bile kulağına fısıldamadı mı? Fısıldadı da sen mi itibar etmedin?...

Mit tıpkı Esad’ın Muhaberatı gibi değil mi! Muhaberat da Suriye devletini koruma görüntüsüyle aslında Esad’ı korumuyor mu…? Haa demekki insan her yerde insan. Korunma içgüdüsü her insanda var ama mesela Demirel siyasetten çekilirken başıma bir iş gelir kaygısını taşıdı mı? Neden taşımadı? Gücü güç olduğu devirlerde neden buna yeltenmedi? Böyle bir ihtiyacı neden hissetmedi…

Bence Tayyip bey bundan sonraki hayatını riske etmemek istiyorsa tabii ki Başbakanlığa devam etmelidir, Cumhurbaşkanlığına geçerse şayet ve bütün yetkileri üzerinde toplayan Devlet Başkanlığı sistemini kurmadan yaparsa bunu, mutlaka çatışma çıkar. Başbakan kim olursa olsun yetki kesişmeleri olur. Haa diyebilirsiniz ki olsun… Kendisini korumaksa gaye çatışma da olabilir… Ama Türkiye bunu taşıyabilir mi? Sokaklar yeniden hareketlenirse ne olur…

Sanırım Tayyip bey güçlü Devlet Başkanlığı sistemini bu 4 ay içinde gerçekleştiremeyeceğini görecek ve yola her an istifaya hazır (bunun en azından sözünü almış olarak) bir Abdullah Gül ile tekrar devam edecek. Bu arada dilediği yetkilerle donanmış bir Devlet Başkanlığı sistemini oluşturabilirse ki bence oldukça zordur, günü geldiğinde Abdullah Gül ile trampa yoluna gidecektir. Ne var ki bütün bunlar gerçekleşirse bile 2014 Türkiye’sinde içeride ve dışarıda diktatoryal rejimi içine sindirecek bir kitle olduğu kadar olmayan ve ateşli bir kesim de olacağı için ne Tayyip Bey ne de Türkiye Cumhuriyeti huzuru bulamayacaktır. Huzur hayallerde tatlı bir düş gibi kalacaktır. Tayyip bey bunca yapıp etmeleriyle kendisini de ailesini de ömrünün sonuna kadar fırtınalı bir denize atmaktadır. Hazırladığı gelecek budur. Nihayet 12 Eylül Paşalarının defteri 30 yıl sonra bile açıldıysa, değil mi?

Gelin Menderes devrine gidelim…

Yıl 1957 genel seçimler…

Demokrat parti %48 oy ile 424 Milletvekilliği çıkarmış. Yani AKP’nin yine bu kadar oy oranıyla çıkardığı 363 Milletvekilliğine göre oldukça fazla.

CHP ise %41 oy ile 178 Milletvekilliği…Nasıl sistem ama gördünüz mü, Demokrat Parti’nin demokratlığını…! Lütfetmişler de muhalefete sandalye vermişler.

DP’nin muhalefeti susturma adına neler yaptığını şimdi anlatmayalım ama vaziyetin vehameti üzerine İnönü’nün şu sözünü hatırlayalım…

‘’Eğer bir idare insan haklarını tanımaz, başka rejim kurarsa, o memlekette ihtilal behemehal olur. Şartlar tamam olduğunda milletler için ihtilal meşru haktır’’

Bu söze biz de ‘’aman askeri ihtilal uzak olsun’’ diyelim ama sivil ihtilal de, sivil darbe de, hukuk darbesi de…

Bir şey söyleyeyim mi size, bizim gibi ülkelerde, yani henüz demokrasisi yerleşmemiş açıkça söylersek geri kalmış ülkelerde başarılı iktidar, darbeye meydan vermeyen, darbeye zemin sağlayacak uygulamalardan uzak duran iktidardır…

Nihayet 27 Mayıs 1960 yılında ordu yönetime el koydu…Kuşkusuz zemini hazırlayan DP idi. Yani 27 Mayıs devrimi yada darbesinin taşlarını bizzat Menderes döşemişti, püri pak değildi yani.

Derhal yeni Anayasa hazırlıklarına başlandı. 81 Anayasasına göre bile çok daha demokrat olan bir anayasa yapıldı…Mesela seçim sistemindeki garabete son verdide %3 oy alan bir parti bile Mecliste sandalye buldu…

Nihayet 65 seçimlerinde TİP %3 oyla 15 Milletvekilliği çıkardı. Behice Boran artık Milletvekiliydi. Baraj maraj yok. Sistem Nisbi temsil. Yani ne kaa oy o kaa sandalye…

Bu gün ise hem %10 baraj (ki Tayyip Bey’in barajı indirme sözü vardı ama uygulamıyor) hem de Milletvekilliği dağılımında uygulanan Dont sistemi sayesinde birinci parti bir tür ‘’Milli irade hırsızlığı’’ yaparak ciddi miktarda sandalyeyi bila hak işgal ediyor…

Biz vazgeçtik Nisbi Temsilden bari baraj %5 olsada insanlar hür iradeleriyle sandığa gitse. Böyle olursa şayet, mesela Saadet Partisinin oyu %5 lerin üzerine çıkar ve parlamentoya girer. Mesela İşçi Partinin oyu %5 leri aşarda Milletvekilleri sayesinde sesi soluğu duyulur. Barajdan dolayı gönlündeki parti İşçi Partisi olduğu halde oyunu CHP’ye ve Saadet Partili olduğu halde oyunu yakın bulduğu AKP’ye veren binlerce seçmen var. Böyle olduğundan Milli irade ehveni şer vaziyetiyle gerçekleşiyor maalesef...

Nisbi Temsil sisteminin sakıncası yok mu? Var elbette. Pek çok parti Parlamentoya gireceğinden birinci partinin sandalye sayısı düşecek ve hükümet kurmada ve güven oyu almada zorluk yaşayacak. Peki güven oyu sayısı düşürülemez mi? Pekala düşürülebilir. Bakın gördünüz mü çözüm var.

Peki tek başına iktidar şansı düşer mi? Düşer. Zaten bizim gibi Demokrasi geleneği olmayan ülkelerde tek parti iktidarlarının ‘’yetki bende, ben her şeyim’’ edasıyla hareket etmesinden dolayı tek başına iktidar olması da yalnız felaket getiriyor. İşte CHP’nin henüz çok partili döneme geçmeden evvelki devri iktidarı, işte Tahkikat Komisyonu marifetiyle CHP’nin sesini boğmaya çalışan ve boğan DP iktidarı, ve işte ileri Demokrasi safsatasıyla ağır ağır polis ve MİT devletine giden AKP iktidarı. Demek ki karşısında dengeleyici bir güç mekanizması olmayan iktidarlar, kendi ikballeri uğruna demokrasiye de, insan haklarına da, yargıya da darbe yapma hususunda gözünü karartabiliyor. İstediği ayarları yapabiliyor.

İdeal  olan ‘’temsilde adalet, yönetimde istikrar’’ ın yönetimde istikrar ayağını bu kadar öne çekerken temsilde adalet ayağını bu kadar ihmal etmek ancak totaliter rejimlerin uygulamasıdır…

Her ülke kendi koşulları içinde ne kadar temsilde adalet, ne kadar yönetimde istikrar sağlayıcı bir seçim sistemi olması gerektiğine kendisi karar veriyor. Baraj denilen de bunun mihenk taşı…Ancak uzun uzadıya aramaya gerek yok, Avrupa’ya bakmak kafi değil mi? Avrupa’da baraj ortalama olarak %5 değil mi? Bizde neden 10?

Şimdi Tayyip Bey’in gündeminde bu seçim sistemi de var. Ancak pek çok siyasi örgütlenme gibi o da ‘’daha fazla Milletvekilliği’’ çıkarma hesabıyla hareket ettiği için temsiliyet açısından yine sorunlu bir noktada olacağımızı düşünüyorum. Daraltılmış bölgeler, veya dar bölge sisteminden hangisi işine gelirse onu yapmak isteyecektir 4 aylık süre şayet yeterse.

Bense daha mertçe olduğundan şüphe duymadığım bir sistem öneriyorum…

Hadi yönetimde istikrar açısından bir baraj olsun, bu baraj % 3 olsun…

Temsilde adalet açısından dont sistemini terk edelim Türkiye’yi bütünsel olarak değerlendirip ne kadar oy ise o kadar sandalye diyelim…

Yani ne kaa oy, o kaa sandalye…

Var mısınız?

Mertçe…

İbrahim Erol

Fizikçi- Bilm. Uzm.

gazete54.com

12 Nisan 20014

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 94
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 676
Kayıt tarihi
: 31.08.09
 
 

Gazi Üniversitesi fizik lisans eğitiminin ardından, Marmara Üniversitesi'nde master, İTÜ'de dokto..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster