Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '07

 
Kategori
Gönüllülük
Okunma Sayısı
2711
 

Ne kadar ömrüm kaldı

Hastanenin girişi her zamanki gibi hınca hınç doluydu. Umutsuzluk ve tedirginlik insanların yüzlerine yansımıştı adeta. Burada hasta olanlardan ziyade hasta yakınlarının canı daha çok yanıyor, sağlıklı geldikleri halde, yüklendikleri stresten, hasta çıkıyorlardı çoklukla.

Kalabalığın arasından sıyrılarak, hastane kapısından içeri girdi, polikliniklerin önü dışarıdan daha yoğundu. Bağrışanlar, inleyenler, eleştirenler, muhatabına ulaşmayan sitemler bir uğultu halinde yükseliyordu.

Gri merdivenleri çifter çifter çıkarak bir üst kattaki doktorun kapısına vardı. Kapıyı tıklayarak tedirgin bir şekilde kafasını içeri uzattı, içeriden hemşire ‘bekleyin, çağırılmadan gelmeyin’ dedi.

Sessizce geri dönüp kapının karşısındaki duvara yaslandı, etrafına bakındı, kendisinden başka bekleyen yoktu, ‘en azından burada kuyruk yok’ diye kendini teselli etti.

Birkaç dakika sonra beyaz kıyafetleri, kumral düz saçları ile genç ve güzel hemşire kendisini işaret ederek ‘evet ne istemiştiniz’ diye sordu. Bu arada aklından şu düşünceler geçiyordu ‘neden hemşireler, doktorlardan daha güzel? Acaba yaratıcı birine zekayı diğerine de güzelliği vererek mi dengeliyor? Yani hem çok zeki hem de çok güzel bir kadın var mı? Beklide vardır ama ben görmedim’

Hemşire tekrarladı ‘size sesleniyorum, ne istemiştiniz’?

‘Ben mi? Ben geçen haftaki tahlillerimin sonucunu soracaktım hocaya, ulaştı mı acaba’?

İçeri alındı ve doktora ismini hatırlatarak tahlil sonuçlarını sordu.

Doktor kendisini hatırladı, ‘evet, sizin sonuçlarınız geldi’ diye yanıtladı. Dosya masasında duruyordu, sanki özellikle göz önünde bulunduruluyor gibi ayrılmıştı.

Doktor dosyayı karıştırdı, tahlillere ve röntgen filmlerine tekrar baktı. Sonra başını hafifçe kaldırıp gözlüklerinin üstünden ona baktı, tepeden aşağı dikkatli fakat üzgün bir ifadeyle süzüyordu.

O, merakla doktorun dudaklarından dökülecek sözcüklere odaklanmıştı.

—Evet doktur?

Doktor tekrar elindeki belgelere teker teker ve dikkatlice bakıyor, Kafasını kaldırıp tekrar ona bakıyordu.

Gözlüklerini çıkardı, beyaz önlüğünün göğüs cebine koydu.

Ona nazikçe arkasındaki koltuğu göstererek ‘lütfen oturun’ dedi.

Ama o bir an evvel doktorun dudaklarından dökülecek sözcükleri duymak istiyordu ve oturmadan önce tekrar sordu,

—Evet doktor durumum ne?

— Lütfen oturun ve rahat olun

Sonra yan taraftaki hemşireden onun için bir bardak su getirmesini rica etti. O durumun ciddiyetini seziyordu artık ve merakla endişe birbirini ateşliyordu. Bir an kulak kesildi, kolu, bacağı kulak, bütün hücreleri doktorun ağzından dökülecek kelimelere kilitlenmişti.

Caddenin trafik gürültüsü, arabaların kornaları, hastane koridorunda bekleyen kalabalığın uğultusu duyulmaz olmuş, evren adeta boşluğun sessizliğine bürünmüştü. Duyduğu tek ses kalbinin yükselen sesi ve arada bir yutkunduğunda boğazından çıkan sesti.

Su getirildi ve yanındaki sehpaya konuldu, bir yudum almak istedi, fakat ne mümkün? Boğazından geçen berrak su değil de bir külçe demir adeta, yutkunuyor, yutkunuyor, yutamıyordu.

Doktor durumunu fark etti ve onu teskin etmeye çalıştı.

—Rahat olun lütfen, sakin olun!

Bir an evvel söyle demek istiyordu doktora, söyle artık…., ama endişeyle doktorun gözlerine bakarken ağzından bir tek kelime dökülmüyordu.

Doktor nihayet konuşmaya karar verdi.

—Evli misin?

Cevaplamak istedi fakat boğazı kurumuş ve nefes ritmi bozulmuştu artık.

—Bir doktor için en zor anlardan biridir bu, nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Deyip onu tekrar endişeyle süzdü ve sustu.

O kalan bütün gücünü toparladı ve acı gerçeği her ne pahasına olursa olsun öğrenmeye karar verdi.

—Doktor ne kadar ömrüm kaldı?

—Bunu gerçekten söylemek zor.

—Yani ne zaman öleceğim? Bir gün? Bir ay? Bir yıl? Ne kadar kaldı?

—Keşke bunu bilsem, belki bir dakika belki bir asır. Allah bilir. Ama kesin olan bir şey varsa o da her an ölebileceğiniz.

………

Hikayenin bundan sonraki kısmını anlatmayacağım, sizinle birlikte üzerinde biraz değerlendirme yapmak istiyorum.

Acaba doktorun baktığı tahlil sonuçlarında ne görünüyordu? Hastalığı neydi ve ne kadar ölümcüldü?

Bu sorunun cevabını merak ededuralım.

Şimdi bir başka açıdan bakmaya çalışalım. O belgelerde ne yazdığının ne kadar önemi var? Çok hasta olduğunu yazıyor olabilir, aynı şekilde çok sağlıklı olduğunu da yazıyor olabilir. Sonuç değişiyor mu? Bu satırları okuyan bizler için de durum aynı değil mi? Çok hasta isek de, Çok sağlıklı isek de, her an ölebileceğimiz gerçek değil mi? Ne kadar ömrümüz kaldığını hiçbirimiz bilmiyoruz. Hiçbir doktor da bilmiyor üstelik.

Bir saat içinde ölmeyeceğini garanti edebilen var mı? Sanırım yok. Allah hepimize uzun ve sağlıklı ömürler versin. Ama bir an için son saatimizde olduğumuzu varsayalım. O son bir saatimizde geriye dönüp kendi yaşantımıza baktığımızda ne görüyoruz?

Kendimiz miyiz? Yoksa bir kopya mıyız?

Yapmak istediğimiz kaç şeyi başardık? (Başladık ve tamamladık) Geriye bizden ne kaldı? Yoksa hep erteledik mi?

Kaç kişiye bir yararımız dokundu?

Yoksa hep en mağdur biz miydik? Yardıma en muhtaç.

Değil isek, bizden daha mağdurlara ne verdik?

Yoksa Bizden kimseye fayda çıkmaz mı?

Bencilliğimizi aşmak bize nasip oldu mu?

Ne kadar insan olduk? Ne kadar kendimiz?

Biz gittiğimizde dünyadan ne eksilecek?

Bizim yokluğumuzun boşluğu ne kadar olacak?

……..

Bu gerçekten ne yaptığımızla ilgili. Eğer gerçekten kendimizin dışında kimseye ve menfaatimizin dışında hiçbir şeye faydamız dokunmamışsa, bizim gidişimiz dünyada pekte bir boşluk yaratmayacak. Arkamızdan annemiz ağlayacak ya da akraba ve dostlarımız. Ama dünyanın pekte umurunda olmayacağız. Ne de olsa varlığımız da yokluğumuz da bizim dışımızda kimsenin durumunu değiştirmiyor. (‘benden sonra kıyamet’, diyebiliriz elbet. Ölümden sonra anılmaktan söz etmiyorum, ölmeden önce adam gibi yaşamaktan söz ediyorum)

Yani dünyada var mıyız? yok muyuz? pek fark etmiyorsa, ölmekten korkacak bir şey de olmamalı. Nede olsa yaşadığımıza dair hiçbir emare bırakmadık.

<ı>“sadece kendisi için bir şey yapmak, sadece hayatını sürdürmek ve kolaylaştırmak için çabalamak ineklerin de yaptığı bir faaliyettir. Üstelik inek sütüyle bize de fayda veriyor.”

<ı>T. MORE

<ı>

Haydi şimdi hayata dönün ve gitmeden önce bencilliğinizi aşarak, karşılık beklemeden birilerine hizmet edin. Hizmetinizin şeklini ve ölçüsünü de kendinize nasıl yakıştırıyorsanız öyle yapın.

Sevgi ve saygılarımla

Nurettin AYDIN

MBA&Ekonomist

Hizmet Gönüllüleri Derneği Başkanı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

şahit oldum böyle bir olaya. Doktorlar yanılmadı 1 ila 3 ay denmişti ve 2 ay bir hafta yaşadı ablam. Oysa sonuçları gören doktor bile gözlerine inanamamıştı. Bu gerçeği bu şekilde yaşayınca hep aynı şeyi düşündüm. Ne kadar kaldı belki de biz ondan daha önce bitireceğiz bu yolculuğu. Sıra yok ki! Sadece karşılık beklemeden yaptıklarımız ve yapacaklarımızı yaşadığımız zamana ne kadar cömertce yayabildik? bu soru kalıyor insanın beyninde. Yolcu ederken de, yolculuğa hazırlanırken de. Anlamlı bir yazıydı, kaleminize sağlık. Saygılar.

Deniz 
 21.11.2007 16:23
 

Zor bir sorudur soran için. Sorulan kişi ne hisseder bilemem, sorunun zorluğu, sorulan kişinin insanlığı ile doğru orantılıdır. Herkes bir gün mutlaka ölecek. Düz mantıkla yaklaşırsanız ölüm kaçınılmaz son. Nerede nasıl kaç yaşında bilinmez. Ama gerçek anlamda ölümle burun buruna gelmeden o durumdaki kişiyi anlamak asla mümkün değildir. Saygılar...

narçiçeği 
 21.11.2007 16:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 631
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

1968 Hakkari doğumluyum. Elektrik Önlisans, Halkla İlişkiler Önlisans, İktisat Lisans, Sosyoloji ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster