Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '09

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
605
 

Ne kadar yaşlandığımızın ne önemi var !..

Ne kadar yaşlandığımızın ne önemi var !..
 

Yaşlılık kimine göre başa bela !. Acaba yaşlanmayı mı bilmiyorlar ! Yaşlılığın ne demek olduğunu mu


Geçenlerde, karşılaştığım bir akrabam bana “çoktandır görüşmüyorduk. Yaşlanmışsın “ dedi. Neden diye sorunca “saçların çok beyazlaşmış” dedi.. Fazla konuyu uzatmak istemedim “dünya yaşlanıyor, ben yaşlanmışım çok mu ?” deyip, konuyu kapattım.

Şimdi ona patavatsız mı demeliydim, yoksa cahil mi ? Yüzüne karşı söylemek ne kadar doğru olurdu bilmiyorum ama bu tarz sohbetlere girenleri oldum olası hep garipsemişimdir. Hep nedense görüneni görürlerde, görünenin arkasında olanı görmek istemezler. Ön yargılıdırlar. Olayları hep tek boyutlu görürler ve incelerler. Dünyaya hep at gözlüğü ile bakarlar. Böyle tiplerde beni hep sıkar, akrabam bile olsa..

Cicero'ya yaşlılığında <ı>"Üstad, yeniden gençliğe dönmek ister miydiniz?" diye sormuşlar. Üstat’ın bu soruya verdiği yanıt oldukça anlamlıdır:
<ı>
"Yarışı birinci bitiren bir at, neden bir daha başlangıç çizgisine dönmek istesin ki..."

Henüz Cicero kadar yaşlanmadım ama onun kadar bilge olacaksam, yaşlanmaktan asla korkmam. Üstad’ın da, ömrünü dolu dolu geçirdiği yukarıdaki sözünden belli. Bu tip insanlar asla yaşlanmazlar, yaşlanan aslında bedenleridir. Marcus Tullius Cicero, M.Ö 106–43 yılları arasında yaşamış. Aslında bakarsanız 63 yaşında ölmüş. Çok da yaşlı sayılmaz. Ama yukarıdaki soruyu soranları belli ki onu çok yaşlı bulmuşlar.

Romalı Cicero’yu pek çoğumuz filazof ve yazar olarak biliriz. Oysaki o altmış üç yıllık yaşamına, yazar ve filozofluğu ile birçok eser bırakmasının yanı sıra devlet adamlığı da yapmış eğitimli <ı>(özellikle Epiküroscu ve Stoacı akademilerinde felsefe eğitimleri almıştır) bir insan olan Cicero kadar bilgili bir yaşlı olarak ölmek ne büyük bir mutluluk olurdu.
<ı>
Bilgi kuramı açısından, kesinliğe bağlanmak yerine olasılıkların yolunu izlemeyi yeğleyen, buna karşın ahlak alanında, dogmatik bir tavır sergileyip, Stoacılara ve bu arada Sokrates'e yönelen Cicero, Latincenin felsefe dili olarak gelişmesine katkı yapmış ve bu arada, dinsel görüşleri açısından daima agnostik kalmıştır.

Yukarıdaki paragraf onun bibliyografisinden alınmadır. İrdelediğinizde onun az çok hayat felsefesini anlamak mümkün. Cicero yaşlılığı kabul etmiş ama tekrar genç olmayı red etmişse, bu onun gibilere acınarak bakılmaması, imrenerek bakılması gerektiğini de bir anlamda öğretiyor bize.

Karşımızdaki kim olursa olsun, hemen hepimiz yaşlı bir insan gördüğümüzde ona acıyarak bakarız. Belki de birçoğumuz <ı>“iyi ben böyle değilim der” ama ağzından “şükür” kelimesi çıkmaz. Bir gerçek daha vardır ki, onu da hiç dile getirmeyiz. Bir gün bizim de o yaşlı insanlar gibi olabileceğimiz… . İyiki ben daha gencim cümlesi ne kadar da anlamsız bir övünme ve gereksiz bir cümledir. Herhalde kimse yaşlanmayı istemez. Ama ne yazık ki bu bir doğa kanunu. İstesek de istemesek de bir gün hepimiz yaşlanacağız… Fakat yaşlanana kadar, ne yapacağımız, önce kendimize, sonra çevremize ve topluma ne kadar faydalı olabileceğimiz, geride ne bırakacağımız çok önemli.

Geçenlerde bir haber okumuştum. Gazetedeki haber <ı>“ Hayatlarının yarıdan fazlasını küs olarak geçirdiler, aynı gün öldüler” diye yazıyordu. Detayını okudum. Gereksiz bir laf ebeliğinden her iki taraf da kapris yapmış, inat etmişler ve birbirleri ile konuşmamışlar hiç. Daha sonra, bu insanlar boşanmışlar. Ama çocukları her ikisini de boşlamamışlar. Kadın çocukları ile yaşamış, adam da yine yakında bir evde yaşamaya başlamış. Fakat bu süre içinde birbirlerine bir tek kelime bile etmemişler. Yıllar sonra, kadın ölmüş. Bunu haber alan adam da birkaç sonra ölmüş. Sonrasında cenazeleri beraber kaldırılmış ve aynı mezara gömülmüşler.

Bu hikayeden ne anladınız !. Ben şunu anladım. Ayrılılar bahane, demek ki, ölene kadar birbirlerini gerçekten sevmişler. Artık onlar sonsuzlukta beraberler. Belki de artık barışmışlardır.

Çoğu zaman yolda yürürken, el ele tutuşmuş yaşlı çiftleri görürüm. Ne kadar da güzel duygular geçer içimden. Bu yaşa rağmen hala sevgi ile beraber ve birlikte yürüyebiliyorlar derim kendi kendime. Demek ki, istedikten ve arzuladıktan sonra böyle de yaşanabiliyormuş diye düşünürüm. Sonra da ah derim, keşke ben de bu şekilde yaşlanabilsem.

O çift hallerinden şikâyetçi midir? Yani, kendilerine imkan verilse, çok daha genç olmak isterler miydi? Bilmiyorum ama herhalde Cicero’ya sorulan soru her ikisine birden sorulsa “beraber olacaksak neden olmasın” diye bir cevap verirlerdi. Doğrusu olan da budur. Yaşlarından yetmişin üzerinde olduğu anlaşılan bu çift, bu yaşa kadar hep el ele yaşamışlar ve hayatın tüm zorluklarına beraber göğüs germişlerse, acıları ve tatlıları, neşeleri ve hüzünleri hep birlikte yaşamışlarsa, şöyle 25-30 yaş veya daha genç imkanı verilmiş olsa, neden o yaşları tekrar baştan yaşamak istemesinler ki ! Bundan daha doğal ne olabilirdi?

Yaşlılığa ve bilgeliğe de sevdiğin insanla birlikte uzanmak! Ne kutsal bir duygudur kim bilir?

../..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yüreğinize ,kaleminize sağlık çok güzel dile getirmişsiniz.Aslında bilseler saçlarda ki; akların her bir teli yaşanmış bir tecrü beyi anlatıyor, ama bilemezler. Onlar at gözlüğü ile baktıkça da bilemeyecekler...

yaşarım... 
 04.07.2010 17:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2463
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster