Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '08

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
317
 

Ne mutlu krizi çözecek yöneticilerimiz var(!)

Bundan bir yıl kadar önce, bu sayfada ilk blogumu yayınlamış ve Türkiye’nin ve Türk insanının sahip olmadıklarını harcayarak kurduğu hayallerin bedelini ödemesinden korktuğumu ifade etmiştim. Geçen süre içinde, Dünya’da o dönemde uç vermeye başlayan çalkantılar bir krize dönüşürken, Türkiye de bunun teğetsel etkileri altında kaldı.

Dünya’nın bir çok ekonomisi, bugüne kadar savundukları doğruları terkedip hata yaptıklarını kabul ederken, 50-100 milyar eurodan başlayıp, 1-1, 5 trilyon dolarala kadar giden destek paketleri açıklarken, herşey yeniden yazılmaya başladı.

Amerika başta olmak üzere servet etkisinin çok önemli olduğu ülkelerde, ödenemeyen konut kredileri ile başlayan hastalık, her alanda etkili oldu. Bu işlerde her zaman psikoloji son derece önemli. Ama, Başbakan’ın dediği anlamda değil. Bir insanın karar verme aşamasında en önemli belirleyicilerden biri, elbette psikoloji. Yarından korkan her insan gibi yatırımcılar ve tüketiciler de, kendi ölçülerinde tedbirlerini aldı. Yarın fiyatlar daha düşecek diye bekleyenler, satın almak yerine bekledi. Yarın işler daha kötü olacak diye düşünenler, üretimi azalttı, işçi çıkarttı. Alışveriş azalınca, otomatikman fiyatlar geriledi. Sonuç olarak bu iş elbette psikolojik, öyle olmasa biz yıllardır finans piyasalarında niye yatırımcı psikolojisi denilen şeyle uğraşalım değil mi? Sorun, bu psikolojiyi yönetmesi gereken insanlara, adı üzerinde yönetici, ihtiyaç duyulan anda sahip olamamak belki de.

Tam da bu noktada, Türkiye’deki ekonomi yönetimine değinmek gerek. AKP iktidarının muktedir elleri, 2002 sonunda iktidara geldiklerinde, Dünya’da herkesin parası paçalarından akıyordu. Akan bu paralar, bizim gibi yüksek faiz veren ve riskli de olsa para kazanılabilen ülkelere akın etti. Bu sayede Türkiye’de paranın sıcaklığı sürekli arttı ve döviz kuru geriledi. Düşük döviz-yüksek faiz sarmalıyla kaynaklar dışarı giderken, ithalata dayalı fiyatlar düştü. İthalat yapmak cazip hale geldi ve enflasyon düştü. Enflasyon son bilmemkaç yılın en düşüğünde, bilmemneye şu kadar yıldır zam yapmadık laflarını, yıllardır zaten dinliyoruz.

Hikayenin tam da burasında, birden elin Amerikalısı konutunun değeri arttı diye aldığı yeni krediyle aldığı arabasına binerken, çalıştığı şirketler mal satamamaya başladı. Bundan tedirgin olan insanlar, yeni ev almamaya başladı ve konut fiyatları düştü. Düşen konut fiyatları kredileri tartışmalı hale getirirken, eşik altı denilen (ABD’de konut kredisi alma koşullarını aslında sağlayamayan ama bol para nedeniyle verilen krediler) krediler ödenemedi ve hikaye beklenen sonla bitmedi. Ordan başladı, heryere uğradı ve uğramaya da devam ediyor.

Bu iş böyle giderken, Dünyanın temel ekonomilerinde, milyarlarca dolar ve euroluk destek paketleri açılmaya başlandı. Bizdeki birkaç yüz milyon dolarlık Cansuyu kredisinin yanında, bunlara ne demek lazım siz bulun artık. Birkaç paragraf yukarı dönüp, şu yönetici olayından devam edelim. Bizdeki ekonomi yönetimi, yıllardır sıcak paranın nimetlerini yerken, ekonominin de yönetilmesi gereken bir kavram olduğunu hiç anlayamadı. Sonra işler değişince yönetmek lazım dedi ve direksiyona oturmaya karar verdi. Direksiyona oturdu ama bir sorun vardı galiba, ekonomi direksiyonunu kullanmayı bilen bir ekip pek yok gibiydi ortada. Şimdi şimdi, biraz arabayı vurup kırarak, biraz kaldırımdakileri ezerek öğrenilmeye başlandı. Bu işin sonunda arabadan geriye ne kalacak, yolda adam olacak mı, göreceğiz. Tabi direksiyonun IMF denilen o yüce(?) şöföre teslim edilmesi kısmı ayrı. Uzadı biliyorum ama, kısacık bir söz de IMF anlaşmasına değinmek lazım. Dünya ekonomilerine yöne veren kuruluşların başkanları diyor ki; G-20 ülkeleri büyüme artıran politikalar izlemeli. Başbakan diyor ki; IMF büyümeyi azaltın diyor. Buna hafif tabiriyle ‘tribüne oynamak derler’. Çünkü bunun sonu şu olacak. Aslında IMF’nin zatan bu yönde bir dayatması yok. Anlaşma olursa elbette bu koşulu içermeyecek. Başbakan da çıkıp diyecek ki, direndik ve küçülün kısmını anlaşmadan çıkarttık. Siyaset herkese faydalı, yerseniz.

Bu kadar laf ettik, işin en eğlenceli yanı olan geometriye de değinip bitirelim. Belki hatırlarsınız, bu işin Türkiye’ye etkileri tartışılırken, ülkenin ekonomik konularda sorulara yanıt vermekte sakınca görmeyen Kültür Bakanı, bir açık hava toplantısında ‘üstümüzden geçip gidecek inşallah’ yorumuyla ekonomik kültür öğretisinde bulunmuştu. Sonra baktılar ki geçerken yakından geçiyor, bari dediler teğet olsun. Sonra da teğetin anlamı konulu Başbakan’ın tarihi Meclis dersi ile, bunun biryerden değen birşey olduğunu öğrendik. Henüz ortada reel sektörün yarı gerçek yarı bahaneye sığınarak işçi çıkarma sürecinin belli bir kısmı bile binlerce işsiz yaratırken, bu işin henüz teğeti. Allah korusun bir de ‘kiriş’ olsa, ne yapacağız kimbilir?

Aman ne olacak canım değil mi? Alır bu ülkenin Başbakanı eline pergeli, daireyi yeniden çizer, olur size teğet .

Yeter ki başımızda çözüm odaklı, karizmatik, geometri bilen yöneticiler olsun.

Acaba Başbakan; ABD’ye şöyle bir bakıp ‘Krizini de al git’ derse çözülür mü ki bu iş.

Yoksa, işsizlik için icat edildiği gibi, her esnaf bir kişi alsa bu sorun çözülür yaklaşımı mı daha sağlıklı sonuç verir? Krizi ayaklarımızın altına alsak.

Krizi çıkaranlara, bir komisyon ayarlasak alırlar mı krizlerini geri?

Önümüzdeki dönemin belirsizlikleri için, ‘ön ödemeli’ kriz sayacı taktırsak, tanesi 300 dolara.

Herkesin 15-16 yaşlarındaki oğullarına mısır işi kurdurtsak, gemicik alıp iş güç sahibi yapsak.

Hadi bakalım, enseyi karartmayın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 311
Kayıt tarihi
: 03.11.07
 
 

Finansal veri yayını yapan bir şirketi satış yöneticisiyim. Ülke sorunları hakkında düşünen, ancak ç..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster