Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

perihan reyhan ALKAN

http://blog.milliyet.com.tr/pra

07 Ocak '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
337
 

Ne olacak bu memleketin hali?!

Ne olacak bu memleketin hali?!
 

Matematiği sevmem, bu nedenle ki biraz zayıf belki de, ama bu kadar da değil şüphesiz.

Çocuğa sorun, yeni yeni hesap kitap öğrenmeye çalışan, problem çözmeye çalışan, sorun ona bu basit hesabı o bile yapar. Aybaşında 1 TL olan bir sebze ayın sonunda 4 TL olmuşsa, şu, şu kadar, bu, bu kadar artış göstermişse, onlardan yola çıkarak, yuvarlak bir hesapla, o ayki enflasyon oranı ortalama kaçtır diye sorun, yine de %6 yı bulamaz. Değildir çünkü. Örtülmeye çalışılan öyle çok şey var ki unutturulmaya çalışılan ülkede, görelim artık lütfen.

Hıhhh, % 6 ymış enflasyon. Kargalar da gülüyor bu komik yalanlara, ağlanacak halimiz yanı sıra artık. Bir iki hafta önce 1, 5 TL ye aldığım brokoli bile 6 TL olmuş bu hafta, diğer sebze ve meyveler ona keza. Başından beri hep yalan rakamlar. İnsanların alım gücü her geçen gün biraz daha azalırken, kiralar, zamlar, işsizlikler, işten çıkartmalar artarken, hâlâ milletin gözünün içine baka baka enflasyon oranı bu ay da düşük çıktı yalanları. Kim yapıyor bu hesabı da bu oranları buluyor ki ve neleri kıstas alıyor, sepettekilerden hangisini bir kez olsun satın aldık ömrü hayatımızda? Emeklisine de en yüksek maaş ödeyen ülkeymişiz de haberimiz yokmuş. Demek epey ahmak bir milletiz ki o kadar küçük bir enflasyon hesabını yapamıyor, onca yüksek maaşa rağmen bir türlü becerip de bütçemizi denkleştirip geçinemiyoruz! Ve dalga geçer gibi, yıllık zammı, ilk 6 aylık gibi göstererek laf ebeliği yapma. Hoş ilk 6 ay için bile olsa, çığ gibi gelen zamlardan sadece birinin bir kısmını karşılayacağı aşikârken, biz verdik verilmeyeni diyerek, çok büyük bir zammış gibi övünmeler, hangi yaraya merhem yapacağını bilemeyen vatandaşı kandırabileceğini sanmalar!

Bir dönem türbanda boğulmaya çalışıldık, onun tartışmalarıyla oyalandık tek sorun oymuş gibi. Çaktırmadan satışlar devam etti o süreçte, her gün bir banka, bir doğal kaynak yatağı, bir fabrikanın satışı adına el altı çalışmalar… Eskişehir’deki linyit yatağı da ihaleye kurban gitti o arada pek çok kimse haberdar olmaksızın. Samsun’da sigara fabrikası çalışanları buz gibi sulara babaları hayrına mı atmışlardı o günlerde kendilerini? Şimdi niye tütün işçileri kaç haftadır Ankara’nın soğuğunda, giysili bile üşünürken, niye attılar kendilerini o havuzun pis sularına? Niye yandılar biber gazından da, o pis sularla yıkadılar yüzlerini, hatta içtiler o mikrop yuvası havuz suyunu? Eczacılar niye boykot yapıyor, hukukçular niye sokaklara dökülüyor, öğrenciler ne diye harçlara tepki veriyor, ulaşım fiyat artışlarına da öyle?! Niye zehirlenip ölüyor millet çoluk çocuk, doğal gaz, elektrik kullanamayıp da, soygunlar, gasplar niye arttı, niye arttı ölümler, hastalar hastanede bakıma alınamayışla. Aile geçimsizlikleri, intiharlar, cinnetler niye arttı? Şimdi de henüz tam aydınlanamayan ergenekon olayları, orduyla sürtüşmeler, her gün bir komplo açıklaması, hâlâ iktidar muhalefet arası, mahalle çocuklarını andırır atışmalar komik komik… Her gün bir gündem, gerçek mi, maksatlı mı bilinemeyen!.. Vatandaşın çoğunun umuru değil ne ülkenin gidişi elden, ne ergenekon, ne hükümetin nereye varmaya çalıştığı, ne de ordunun ne yaptığı… Millet, aç, sürünüyor açlıktan, çoğu o devede kulak bile olmayan, sadece bir kıl oranınca zammı bile alamayacak, işi yok çünkü. Bu akşam, beni boş ver, çocuklarım ne yiyecek derdinde ve arayışında… Dinlemiyor bile, umuru değil sizin tartışmalarınız, iftiralarınız, yalanlarınız ya da oyunlarınız!.. Din elden gidiyor diyenler de, laiklik gidiyor diyenler de, açlar da, şimdilik tok olanlar da, silkinin, uyanın biraz, biraz da diğer gerçekleri görün bunlar yanı sıra. Görün ki mesele sadece dile gelenler değil, su üzerindekiler değil! Mesele sadece baş örtmek değil. Saç kapamak değil. Başka gerçekler de örtülmek isteniyor bu vesileyle, başka çok önemli meselelerin de üstü kapatılmak isteniyor Ergenekonlarla, kozmik odalarla…

Aslında hepimiz bir oyunun oyuncaklarıyız, yönetenleri ve yönetilenleriyle, dini ve siyasi görüşü o veya bu olanıyla, uzak diyarlardaki aç gözlülerin, her zaman düşmanlık besleyenlerin, dost maskeli can düşmanlarımızın, gözü toprağımızda olanların kirli ellerindeki oyuncaklarız rollerimiz farklı da olsa!.. Uyanalım lütfen! Kim kazanır bu savaşı bilmem, dilerim korkulanlar olmaz, ama kaybeden, tüm Türk Milleti olacak, Türkiye olacak bu gidişle. Ülke, Türkiye diye bir şey kalmayacak bu süratle giderse kayıplar! Elinizi çekin demiyorum söz konusu olanlardan, görmezden gelin umursamayın demiyorum hiçbirini, yanlış anlaşılmasın lütfen sürekli başka gerçeklere de dikkat çekişime bakılarak. Atın zihninizden, unutun, çıkartın aklınızdan, takipçisi olmayın, araştırmayın gerçekleri de demek istemiyorum şüphesiz. Bir elimiz bu gerçekte dururken, diğeri de diğerlerinde olsun, zihnimizin bir yanı bu konuyla meşgulken, diğeri de diğerleriyle meşgul olsun. Beynimizin bir yanı bu gerçekle ilgili çözüm ararken, diğer yanı da diğerleriyle ilgili arayışlarda olsun diyorum… Bunaldım, gına geldi gündemin her gün değişen baş döndürücü hızından. Hangi birini düşüneyim, hangi birini araştırayım ve hangi birine üzüleyim şaşırdım, yoruldum da düşünmekten ve de hangisi doğru, doğruysa ne derece, hangisi yalan, yalansa ne derece?! Herkes yazıyor zaten; üç aşağı beş yukarı, her gün herkes hemen hemen aynı şeyleri yazıp duruyor sürekli. Ben bari başka şeyler yazayım diyorum. Üstelik üzülmemem, sıkılmamam, sinirlenmemem gerek şu aralar, nasıl becereceksem! O nedenle, arada duygu dünyasına yolculuklara kalem oynatıyorum ki sinirlenmeyeyim yazarken gerçekleri. Uzaklaşayım biraz sorunlardan, felaketlerden, gerçeklerden diyorum. Bazen de yoruluyorum, halim kalmıyor hastane koşmalarından, ilaçların yan etkilerinden, ev işlerinden, hazırdan ısıtıp sürüyorum sayfaya. Ama olmuyor ki, ister istemez takılıyor aklıma bir şeylerin bir ucu bir şekilde ve başlıyorum yine haldır haldır yazmalara gerçekleri. Sinir kat sayım arttıkça daha bir yazıyorum, yazdıkça sinir kat sayım daha bir artıyor. Bilmem ki ne olacak bu halim bu gidişle? Kâh beynim çatlıyor düşünmekten ne olacak bu memleketin hali diye, kâh ne olacak benim halim, devam ettikçe memleketin bu hali diye? Allah ikimizin de sonunu hayreylesin tüm ülke halkıyla birlikte!!!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 290
Toplam yorum
: 291
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 533
Kayıt tarihi
: 11.03.08
 
 

İlk ve orta öğrenimimi Gölcük/ Kocaeli, lise ve üniversite öğrenimimi Ankarada gördüm. İlk okuldan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster