Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '07

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
575
 

Ne seksüel!?

Ne seksüel!?
 

Günler geçtikçe geçmişe olan özlemim ve bunun yanında da geleceğe olan merakım artıyor. Büyümekten korktuğum kadar diğer hiçbir şeyden korkmadığımı görüyorum. Omuzlarımdaki görünmez yükten yakınmalarım, ağrılarım atıyor da artıyor. Olmadığını sandığımız bir cinsiyet baskısı altında ezildiğimi de hissediyorum. Karşılık veremiyorum. Derdimi anlatamıyorum. Kaçışlar arıyorum, kah erkek portallarında gezinip benliğimi arıyorum, kah karşıt tez üretebilmek için feminizme sardırıyorum. Post-modernizmden nefret etmeye başlıyor, iyice muhafazakâr olmak istiyorum. Sürekli keşke büyümeseydim diyorum. O mavi tulumların içinde erkekliğimi belli edip, fazladan gayret sarf etmem gerekmeyen yıllara dönmek istiyorum. Gür ağlamalarla istediğimi yaptırıp, mama için, rahatım için çabaladığım günlere… Ama o zaman da hevesimin büyümek olduğunu hatırladığımda, insanın hep olmayanı istediğini anlıyorum. Tatmin olmayacağım diyerek iç çekiyorum. Can Dündar’ın yazısından sonra hayata tersten başlasaydık diyorum.

Bir aile ziyaretinde kendimi iyi hissediyorum. Heyecanla gelecek planlarımdan bahsederken, o gözlerdeki “evladım” deyişleri görüyorum. Rahatlıyorum, ne olursa olsun diyorum, büyümediğim bir açı var hayatımda. Tedirginliğimi atıyorum üzerimden, diyorum ki en azından bana hala toleranslı davranacak birileri var. Arkadaşlarım, yaşıtlarımın bile bana göstermeyeceği insaflı yaklaşımları önüme sürecek insanları bulduğuma o kadar mutlu oluyorum ki. Bana cesaret veriyor, işte gençlik rüzgârları esiyor tepemde. Aklımı başımdan alıyorlar yine.

Mecburen bu düşüncelerden sıyrılıyorum. Genç bir adam olarak bu toplumda yerine getirmemi bekleyen çok iş var. Ben beklentilerin odağıyım. Bir eserim kimilerine göre, başyapıt olup olmadığım merak konusu. Yine bir baskı hissediyorum, sadece ziyaretlerde hissedebileceğim galiba o güvendelik hislerini. Uymam gereken bir toplum var ve toplumda belirsizlik hakim. Gidişattan mutsuz bir toplumun üyesiyim duraklarda, kuyruklarda. Müthiş bir rekabet içindeyim. Eskiden sadece hem cinslerimle olan bu yarış artık, hem küreselleşmeyle dünya çapında olmaya başladı hem de karşı cins de işin içinde. Paniklememek için dudaklarımı yiyorum. Yine isyan ediyorum o mavi tulumdan çıktığım günlere. Televizyonu açıyorum, kadın programlarında bile madur erkeklerle karşılaşıyorum. Kadın hakları almış başını gitmiş. Yol veriyorum alışveriş merkezindeki bayana, telaşlanıyorum, teşekkür ederse nasıl nazikçe cevap versem diye. Terim üzerimde kuruyor. Meğersem bu da görev olmuş.

Kaba sabayım diye kalıplara sokuluyorum her yıl, moda diyorlar. Marian Salzman karar veriyor buna. Bir bakıyorum bu sene überseksüel(2007)olmak prim kazandıracakmış. Metroseksüllik de tatmin edememiş kadınları. O kadar hassas olmuşuz ki, cinsiyet rolleri değiştiği için yine beğenilmemişiz. Her genç kızın gönlünde yatan Kadir İnanır da ayakta duramamış. Erkeklerin estetik yapma oranı zirvelere oturmuş. Kaybetmişiz kendimizi, şimdi de başka bir tanımlama kaderimizi yönlendirecekmiş. Retroseksüelliğe postmodern bir yaklaşım gibi bu überseksüellik. Meğer kendimizi Nihat Doğan’da düzeltecekmişiz. Sevinmeliyiz, artık maç izleyip erkek arkadaşlarımızla bira içebilecekmişiz. Erkekliğimizi yaşamamıza izin verilecekmiş. Yine de bir baskı yok mu? İklimimizi değiştirebiliyor olmaları korkutucu değil mi? Ya seneye keroseksüel olmamız gerekirse. (Bunu da ben uydurdum, kafiyeli geldi)

Yeni Türkü’nün bir şarkısı çınlıyor kulaklarımda, “ Biz büyüdük ve kirlendi dünya” Yavaş yavaş kaybediyoruz erkekliğimizi. Tıp bile karşı testosteronlarımıza, araştırmışlar, aşırı erkeklik hormonu üretenlerin beyinlerine zarar verdiğini bulmuşlar. Ama östrojen aksine bir koruma sağlıyormuş. Nedense şaşıracakken son anda vazgeçiyorum. Barbara Ehrlich, çalışmanın sahibi. Hemen geçtim dalgamı, bu da çirkin herhalde diye. Babam bile kız arkadaşlarına iyi davran diye öğütler vermeye başlamış, eskiden olsa sen erkek adamsın ona göre davran derlerdi. Annemden akıl alır olmuşum. Bir şeylere karar vermeden önce internette forum başlığı açıyorum, kızların fikirleriyle erkekleri yine çatışırken buluyorum ama rollerin değiştiğine iyice kanaat getirerek. Erkeklik yazıyorum zaman zaman arama motorlarının boşluklarına, sonuçlardan tatmin olmuyorum. Erkekliğimin kıskanıldığını okuyorum, biraz işte heyecanlanıyorum. Fakirin ekmeği umuttur. “Maçolar” dizisinde arıyorum modelimi, “Her şeyin bir şeyi var” diyen Burhan Öcal’dan esinleniyorum artık.

Karşı duramıyorum küreselleşmeye, antika olmak istemiyorum. Sex and the City kadınlarının eline düşmek istemiyorum. Hayat zaten zor, insanlık haklarımı alamamışken, cinsiyetimden de vazgeçmek istemiyorum. TIME dergisindeki bir Hint orjinli İngiliz’in yazdıklarını cinsiyetlere uyarlıyorum; Kadın kadın gibi davranırsa, buna karşılık erkek de erkek gibi davranırsa dünyada böyle cinsiyet çatışmaları olmaz. Sarı Zeybek’le hüzünleniyorum, onun bile karşı duramadığı son ürpertiyor ve değmez diyorum. Samimiyeti Lübnanlı Leila’da görüyorum. Raymonde’dan kötü durumdayım. Büyümek istemiyorum…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 489
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

Yeni mezun bir maden mühendisiyim. Yükseklisans yapıyorum. Bunun yanında, kalkınma antropolojisi, ci..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster