Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mart '09

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
293
 

Ne tür müzik dinlersiniz? (5)

Ne tür müzik dinlersiniz? (5)
 

Yurdum insanının, “kulağına hoş gelen müziği” dinleme ama bu hoşluğu algılayacak kulağını da, zinhar geliştirmeme kolaycılığından yola çıkarak başlamıştık dizimize. Gerçekten, dünyanın en çok müzik dinleyen milletlerinden biriyiz belki de ve müzik zevkimiz de buna paralel gelişmiş olsaydı keşke. Dinlemek için genelde korsan yolları tercih etmemizse, başlı başına başka bir yazı dizisi konusu olduğundan burada girmiyorum. Yalnız şu kadarını söyleyeyim ki bu sadece parasızlıkla ilgili bir şey de değil. Öyle olsaydı yasal satışlar düşük olurdu yine ama korsan satışı bu kadar yaygın olmazdı ve parasız ama zevkli bir toplumda; doğrudan çöpe atılması gereken kalitesizlikteki korsan kopyalardan 10 tanesini almaktansa 1 tane kaliteli kayıt almayı tercih edenler çoğunlukta olurdu.
Müzik Zevki’nin, Genel Kültür düzeyiyle doğru orantılı olması, kuvvetle muhtemeldir. Ancak en az düzeyde de olsa bir altyapı oluşmamışsa, müzik zevki diğerleri gibi öyle üstten dolma kültürle gelişmez kolayına. İstediğiniz kadar çok dinleyin, istediğiniz kadar değişik türleri dinleyin, hazırlığınız yoksa nereye bakacağınızı, ne aradığınızı bilmiyorsanız, bir kulağınızdan girer, diğerinden çıkar. Tortu bile bırakmaz.
İşte Türk insanına bu alt yapıyı genç yaşta vermesi gereken ilk ve orta öğretim Müzik Kitapları; yalnızca Klasik Batı Müziği bestecilerinin hayatlarını kronolojik olarak anlatan, sıkıcı Tarih Kitapları düzeyinde kaldıklarından, ortalama müzik düzeyimiz de bugünlerde; Serdar ORTAÇ’ın “Hafif Müziği”yle, Ebru GÜNDEŞ’in “Ağır(!) Ama Fantezi Müziği” arasına, hapsolmuş durumdadır. Biz daha iyisini talep etmediğimiz sürece de, ne Serdar daha iyisini yazar, ne de Ebru daha iyisini söyler. Yeteneksizliklerinden değil, tarz bile denilemeyecek tarzları, o kadarına izin verdiği için. Yoksa dünya standartlarında iyi müzik yapan müzisyenlerimize hak ettikleri değeri verdik de sanki buna rağmen çıkmadı yenileri. Tabii burada yetenek derken ya güfteyi ya da haddini bilmezliği, hariç tutmalı. E öyle ya “Karşıma bir daha çıkma sakın, bence bu asrın hatası olur.” diye yazan arkadaşa ve de bunu hep bir ağızdan söyleyen kalabalığa; “Bahsettiğiniz o asırdan Mustafa Kemal de geçmişti. Yalnızca Türkiye’de 1 başbakan, bir dolu da üniversiteli genç astılar o asırda. Yani siz kimsiniz ki, 3 kuruşluk ilişkiniz bir şey olsun ve onun hatası da asrın hatası olsun. İnsanda biraz tevazu olur olmadı, insaf olur.” demeyelim de, ne diyelim?
ORTAÇ’ın muhteşem(!) anlatımından kurtulur da, bu açmazdan nasıl çıkacağımıza gelirsek: Öncelikle bu “iyiye hak ettiği değeri verme” işinin, yapılanı sevmekten çok, yapılanı anlamaktan geçtiğini anlamakla başlayabiliriz işe. Aslında buradaki anlamak da sevmektir de, Müziğin evrensel normlarına vurduktan sonra sevmektir. Bilinçli bir sevgi yani, güzeli, çirkinden ayıran seçici bir algılama. Yoksa “Güzellik görecelidir, bana da bu güzel geliyor, sana ne?” söylemi cehaletten kaynaklanan boş bir söylemdir. Evet, güzellik görece bir kavramdır ve güzellik anlayışı da zamanla değişebilir ancak zamandan bağımsız olan, en azından çok uzun süre geçerli olacak bir kısmı da vardır ve o sınırların altında kalana “güzel” denmez, ona güzel diyene “bilgisiz” denir. Aksi halde “sanat” diye bir şey olmazdı ki.
Tabii sanatla ilgilenmek mecburi değil. Tıpkı teknolojiye uyum sağlamanın, mecburi olmaması gibi. Yani isterseniz geliştirmeyi hiç düşünmeden günlerinizi geçirmekte özgürsünüz kendi dünyanızda. Ancak her ikisini de değerlendirecek olan hür iradenin, hakkını verenler tarafından eninde, sonunda elinizden alınacağını da unutmadan.
Bu kadar yuvarlak hükümden sonra, “iyi müzik“ kavramının somut parametrelerine gelelim isterseniz. Her şeyden önce tüm iyi mallarda olduğu gibi, iyi müziğin de önce ambalajına bakmak gerek. Ambalajdan kastım CD’nin kabı değil tabii. Müziği kulağınıza ulaştıran Ses Sistemi’nden bahsediyorum. Eğer canlı ve mikrofonsuz müzik değilse dinlediğiniz, diğer tüm parametreleri değerlendirebilmenin ön koşulu, iyi bir Ses Sistemidir çünkü.
Aslında günümüzde iyi Ses Sistemi koşulu, sağlanıyor genellikle. Çünkü insanlar artık zaman yokluğundan ileri teknoloji taşınabilir müzik kaynaklarından kulaklıkla yolculuklarda müzik dinler oldular ki bu da; distorsiyonu(sesteki orijinalinden bozulma, kırpılma) çok düşük, çok temiz ve güçlü Ses Sistemini, izole ortamda dinleme ön koşulunu sağlamak demek oluyor. Eskiden bu hiç kolay değildi. Meslektaşlarımın müziği kaynağından aldıkları mikrofondan, kulağa verdikleri hoparlorlara kadar ve özellikle de lambalarla başlayıp, transistorlerle ve daha sonra entegrelerle sürüp, günümüzde compact micro entegrelerle gerçekleştirilir olan Ses Kuvvetlendirici devrelerini geliştirmek için verdikleri mücadeleyi, bilemezsiniz. İzolasyon koşulları ise kulaklıkla banko sağlanıyor. Ancak Bilgisayarın yanında verilen 5-10 euro değerindeki sistemden dinliyorsanız müziği hiç sorgulamayın kalitesini. Bir kere kulaklıkla “stereo”dan fazlası mümkün değil ama hoparlorlu sistemler en az “quadrofonik” olmalı artık. 4 hoparlorlu sistem yani.
Bu çoklu hoparlor sisteminin sebebi hikmetini açıklamak gerekirse: 1 hoparlorlu mono ile başlayıp, 2li stereo, 4lü quadrofonik ve 6lı spherix ile gelişimini tamamlayan bu sistemlerin tüm amacı sesin kaynağından çıkıştaki uzaysal durumunu olduğu gibi yansıtabilmektir. Yoksa sanıldığı gibi her temel enstrüman için bir hoparlor koyup, klavye birinden çalarken, gitarı öbüründen dımbırdatmak ya da melodiyi bir ondan, bir öbüründen vermek değildir. O mikrofon sistemi için geçerlidir ve her enstrümanın en az 1 mikrofonu ve buna ilişkin kanal denilen bir Ses Kuvvetlendiricisi vardır. Burada, söz konusu olansa; Ses Kaynağı, durağan bir sahneyse, sahne düzenini kusursuz olarak vermek anlamına geliyorken, müziğin yanı sıra hareketli efekt kaynakları da varsa o hareketin yörüngesini de vermek oluyor. Biraz daha açarsak; noktasal bir ses kaynağının bir doğru üzerindeki tam yerini, sesi bu doğrunun 2 ucuna koyduğumuz 2 hoparlordan vererek tespit edebiliriz. Düzlemdeki tüm noktaları belirleyebilmek yani söz gelimi sahnede geri planda kalmış enstrümanların da tam yerlerini dinleyiciye hissettirebilmek için “+” şeklinin 4 ucuna, 4 hoparlor koyup dinleyiciyi, tam “+”nın merkezine konumlandırmak gerekir. Nihayet örneğin basamaklı sahnelerde yukarılardaki enstrümanlarında tam uzaysal konumlarını yansıtabilmek ya da PINK FLOYD’un “The Wall” albümünde olduğu gibi, pike yapan bir helikopterin sesle tam hareketini verebilmek için “+”nın bulunduğu düzleme dik olarak, merkezinden geçtiğini varsaydığımız doğrunun 2 ucuna 2 hoparlor daha koymak gerekir ki buna da “spherix” sistem denir. Tabii bu biraz abartılı olmakla birlikte, 4lü sistemler için artık öyle diyemeyiz. Dinleyenler ne kadar farklı olduğunu, sizi nasıl da alıp müziğin, sahnenin tam ortasına çektiğini bilirler. Velhasıl Ses Sisteminiz kaliteli olacak öncelikle. Gücü de yerinde olacak ve kullanacaksınız da o gücü.
Kalite frekans bakımından, güç ise genlik(volüm) bakımından sesin sınırlanmasını engeller. Böylelikle, kulağınızla geri planda kalmış zayıf frekanslara odaklanıp müziği tüm genişliği ve derinliğiyle algılayabilirsiniz. Doğru dinleme de böyle başlar.

(Devamı var)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 130
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 2085
Kayıt tarihi
: 03.11.06
 
 

İzmirliyim ama, İstanbulda yaşıyorum. Elektronik Mühendisiyim ama, ilaveten yazıyorum. Evliyim ama..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster