Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ağustos '13

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
203
 

Ne yapıyor bu 11 Adam?...

Ne yapıyor bu 11 Adam?...
 

Bi' bilsem...


Bir süredir son derece tuhaf bir hafıza kaybına uğramış durumdayım. Çok uzaktan bir yerlerden 11 adam ile sarı lacivert ve de kırmızı beyaz renkler bana bir şeyler çağrıştırıyor olsa da, ne olduğunu bir türlü hatırlayamıyorum. İşin daha da tuhaf yanı, bu konuyla ilgili televizyonda ve gazetelerde vs. yer alan her şeyi buğulu görüyorum. Yani aynen şu ekrandaki sigara sansürü gibi, ama aradaki tek fark ben bütün ekranı ya da yazıyı buğulu görüyor ve hatta bu konuda konuşulanları da ancak uğultu şeklinde duyabiliyorum.

Anlayacağınız, çok acıklı bir durumdayım.

Evdekiler de hiç anlamıyor halimden, grip mevsimi, üşütmüşündür deyip geçiştirip duruyorlar.

Baktım olacak gibi değil, soluğu doktorda aldım. Ancak o da hiç oralı olmadı. Büyütülecek bir şey yokmuş. Kendi başına da gelmiş, bir süre karısını buğulu bir şekilde görmüş ve de uğultu halinde duymuş. Ama ne yazık bu uzun sürmemiş. Buna "buğulanma sendromu" deniliyormuş, bir nevi kişinin kendi kendine uyguladığı oto sansürmüş bu. Üzüntü, umutsuzluk ya da kahrolmuşluk haline karşı bünyenin geliştirdiği kendini koruma refleksiymiş.

Ayrıca sarı lacivert değil de, arkasındaki amblemde yer alan sarı kırmızı renkler hatırlanmaya değermiş. Sevinçle o renkleri de hatırladığımı, bana hep 6 ve 0 sayılarını çağrıştırdıklarını söyleyince ise doktorun yüzü aniden morardı. Kaşı gözü oynamaya başladı. İlacı falan unutabileceğimi söyleyip, yazdığı reçeteyi gözümün içine bakarak cırt diye yırtıp attı. Benim gibilerin bu 11 adamı unutması son derece hayırlı bir gelişmeymiş. Asıl yanlış, bunu düzeltmeye çalışmakmış. Hadi, anca eve gidermişim.

Tabii evde de ayrı bir azar işittim, böyle rengi bozuk doktorların kapısını çalarsam olacağı buymuş. Bir kişi bir kişidir diyerek, beni oracıkta zehirlemediğine şükretmeliymişim.

Dondum kaldım.

Yoksa bu 11 adam, casus falan mıydı? Farkına varmadan uluslararası bir komplonun kurbanı mı olmuştum? Bu yüzden mi hafızama kaybettirmişlerdi bana?

İşte bu korkunç düşüncelerle boğuşurken, derin bir rüyaya dalmışım …

… bir de baktım ki, Kadıköy’de uzay gemisini andıran bir yapının önündeymişim. Tam 11 adam ve sarı lacivert, hatta kırmızı beyaz renklerinin anlamını hatırlar gibi olurken, kendimi domates ve salatalıkların arasında buldum. Yok, 11 adam kesinlikle sebze meyve işleriyle uğraşmıyorlardı! Bundan emindim. Daha çok spor arabalar ve onların değişmez aksesuarları olan mankenleri çağrıştırıyorlardı. Bundan da emindim.

O zaman bu bostanda işim neydi?

Meğerse tüm renktekilerin, ama özellikle de kırmızı beyazlı 11 adamın, 2100 hatta 2200 yıllarına kadar herhangi bir Avrupa ve Dünya turnuvasında yer alamayacaklarının anlaşılmasıyla birlikte, Türkî cumhuriyetlerinin de katılımıyla, %200’lük bir referandum sonucuyla her türlü faaliyetlerine yasak getirilmiş. Onlara ait uzay gemisi benzeri yerlerde artık sadece organik sebze ve meyve yetiştirilebileceğine karar verilmiş.

Kura çekilmiş, sarı lacivertlere domates salatalık, sarı kırmızlılara ise soğan patates düşmüş. Sarı lacivertlilerin domates ve salatalıkları daha piyasaya sürülmeden tükeniyormuş, Bostanrium manavlarının önünde uzun kuyruklar oluşuyormuş. Güvenlik güçlerinin biber gazıyla bu kuyrukları dağıtma çabaları ise, biberli gazının domates salatalığa kattığı tat sonucu, ilgiyi daha da arttırıyormuş. Diyeceğim, Bostanbahçe mahsulleri tüm piyasayı ele geçirmiş. Sarı kırmızıların kızarmış patatesi ise Avrupa’dan ödülle dönmüş, ancak ne yazık ki devamı gelmemiş. O gün bugündür bu tek ödülle avunup duruyorlarmış.

Siyah beyazlılar ise, yeni uzay gemilerinin akıbeti bir türlü netleşemediğinden, kuraya dâhil olamamışlar. Uygun fiyata bostan ararken, en son Çin sınırlarında görülmüşler. Bordo mavililer de, en iyiler hep üç büyüklere gidiyor, bize kalsa kalsa yine otlar kalır deyip, kuraya hiç katılmamışlar. Biz referandum falan dinleyemeyiz, kupayı almadan da buraya hiçbir şey ekmeyiz diye inat edip duruyorlarmış.

Doğal olarak tüm bu olanların faturası İstinye’deki modern binanın sakinlerine çıkarılmış. Ama onların asıl sonunu, kadın ve çocuk seyirciyle oynama cezası getirmiş. Şöyle ki, ikide birde ceza alan renktaşı 11 adamı yalnız bırakmama adına, kadınlardan bir tanesi iş dönüşü üstünü değiştirmeye fırsat bulamadan kendini tribünlerde bulmuş. Zaten çok gergin bir iş günün ardından, bir de ortadaki gıcık adam zırt pırt düdük çalınca, kendini kaybetmiş. Daha neye uğradığını anlamadan bir de bakmış ki, yüksek ökçeli ayakkabısı düdükçünün kafasına doğru tam yol ilerliyor.

Menzilli füze misali hedefine kilitlenen ayakkabı, düdükçünün kafasına “dank” diye inmiş mi...

Neye uğradığını şaşıran düdükçünün canı fena yanmış. Eğilip ayakkabıyı eline almış, gülümseyerek tribünlere doğru göstermiş, sakince beklemiş ve ardından tek bir hamleyle topuğunu “çıt” diye kırıvermiş. Etrafı ölüm sessizliği kaplamış - ki dışarıda bekleyen kocalar bunun asla hayra alamet olamayacağını bilip, derin bir “Eyvah!” çekmişler - derken ortalığı inleten “Kızlar, bu bir Louboutin’di!” haykırışıyla, kadınlar bir anda sahaya akın etmiş. Zira bilen bilir, bu denli kazık marka bir ayakkabının topuğunun kasten kırılması, hiçbir hatun kişinin affedebileceği bir hareket değildir.

Düdükçüyü o geceden sonra gören olmamış.

“Kızlar, bu bir Louboutin’di!” sloganı tüm dünyayı dolaşmış. 11 adamımızın al bayrağımızla değil de, kadın ayakkabısı reklamı olarak dünya medyasını dolaşması, yurdum insanının tahammül sınırlarını aşmış. Bilet İstinye’deki şık binanın sakinlerine kesilmiş. O güne dek birbirlerine dağıttıkları tüm astronomik maaşları faiziyle beraber devlete geri ödeme cezası almışlar. Bunun sonucunda sıfırı tükettiklerinden - eski günlerin hatırına - İstinye’deki şık binanın önünde renkli mendillerini serip dilencilik yapmalarına izni verilmiş. Bu büyük paraları savururken aklımız neredeydi diye dövünüp duruyorlarmış. En azından aralarından bir tanesi “ekonomik fal” bakarak tekrar eski parlak günlerine geri dönmeyi başarmış…

… işte tam burada uyanıvermişim.

Ne tuhaf rüya diye düşünürken, 11 adamla ilgili hafızamın hala yerine gelmemiş olması tabii son derece sinir bozucu. Ancak etrafımdaki herkes, bunu bir nimet olarak görmemi istiyor. Şu an için bir şeyler kaçırmadığımı, 2016’ya kadar da pek kaçıracakmış gibi de durmadığımı söylüyorlar.

Uzak durmam gereken renkleri bilmem yeterliymiş.

Diğerlerinde ise mucize olunca, zaten hafızam kendiliğinden yerine gelirmiş.

Anlaşılan o ki, bu 11 adamın ne yaptığını anlamam daha epeyce bir zamanımı alacak…

Zuhal Nakay

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 560
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster