Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Ne zaman canım çok sıkılsa...

Ne zaman canım çok sıkılsa...
 

Kaynak:İnternet


Ne zaman canım çok sıkılsa en sevdiğim anıları düşünmeye çalışırım; genellikle de çocukluğuma aittirler, misal: Bir deniz kokusu vardır burnumda!

Beş yaşında falandım sanırım, İnciraltı sahiline girdiğimizdeki yosun ve iyot kokusunun minik bedenimde ve ruhumda yarattığı o dinginliği, o heyecan ve neşeyi hangi kelimeler ile anlatmaya çalışsam yetersiz kalacak.

Oysa ne ilk denizi görüşümdü ne de ilk kez denize girişim…

Nasıl yer etmişse artık içimde, o kokuyu hep özledim durdum!

Çok güzel bir yaz günüydü, akrabalardan birinin yazlığı vardı; yazlık dediysem barakaydı ama acayip bir samimiyet vardı.

Mesela o vakitler akraba ve eş-dost aynı şehirde olup da uzak mesafelerde oturuyorlarsa “kalmalı” olurdu ziyaretler; yataklar açılır, yakın mesafede oturanlar yatılıları paylaşır ve sabah kahvaltısında birinin evinde buluşulurdu.

O baraka cibinliklerle saray havasına büründürülmüştü ki o vakitler ev tekstiline kafa yoracak halde hiç değilken dikkatimi cezbetmiş!

İnciraltı o zamanlar tertemiz bir kıyı; denize bak taş seç misali…

Ahh, o koku…

Muhtemelen annemin bana ve kız kardeşime diktiği mayoların, elimizden tutup götürmesinin, akşamına babamızın da geleceğini bilmemizin ve hoş karşılanmamızın etkisi çok büyüktür o kokuda…

Yani güven; yani sevgi…

Yoksa o koku hayatımın en berbat kokusu da olabilirdi!

Oysa annemin yüzme öğretmesinin, babamın gülümsemesinin eşlik ettiği; ayakları denize konan masada akşam yemeği sonrası söylenen şarkıları ve minik bedenimin dalgalara eşlik eder şekilde uykuya dalmasını nasıl bu kadar hoş şekilde anımsayabilir, her canım sıkkın olduğunda o kokuyu duyarak huzur bulabilirdim?

******

O “Kalmalı” ziyaretlerin de ayrı bir yeri var bende; bir çocuk olarak bunca insan nasıl doyacak, nerede yatacak, para-pul var mı gibi şeyleri düşünmem abes olurdu zati, lakin; hiç de kulağıma çalınmadı, iyi mi!

Öyle bir keyifli koşuşturmaca, öyle bir iş bölümü yapma hali vardı ki kimsenin yüzünde ve de gözünde bir düşüş, bir hayal kırıklığına ait bir çöküş bulmak mümkün değildi!

Televizyon henüz esir almamıştı ve insanlar birbirleri ile eğlenmeyi tercih ediyorlardı; birlikte rakı içmeyi, yemek yemeyi, birlikte şarkı söylemeyi…

Fikir alış-verişinde bulunmayı, ailece keyif almayı, falan…

Keyif alan sırf anne-babalarımız değildi; biz çocuklar da birbirimizle acayip kaynaşırdık.

Yaş aralığı fazla genişti; gençler biz çocuklar ile eğlenirdi, biz çocuklar şımarırdık, filan!

Birimiz Türkan Şoray olurduk, diğerimiz Filiz Akın; Fatma Girik… İlle de makyaj yapmak isterdik, hoşluk olsun diye, üzerlerimize annelerimizin giysilerini giyer, ta taaammmm diyerek salona girerdik ki yardımcılarımız yaşı büyük ablalarımızdı!

Çok gülerdi anne-babalarımız; güldükleri için sevinirdik “Bizi beğendiler” diye; yanaklarımızı okşar, kucaklarına alırlardı ve gözlerinde ille ki güzel bir pırıltı vardı!

Yoksa, bir çocuk için ne yaparsanız yapın gözlerdeki o parıltıyı yakalamadıktan sonra hava-civa!...     

******

Şanslıydık; özenip-bözenip yaptığımız şeyler karşısında tokat yemedik!

“Ne bu halin!” diye azarlanmadık!

Utandırılmadık!

******

Her insanın canı sıkkın olduğunda sığınmak istediği bir koy, bir koku vardır; güzel olan çocukluğundan gelen olmasıdır; yoksa çocukluğunda güzel anıları olmayanlar biraz hırslı, biraz kindar, biraz hoşgörüsüz olurlar!

Geçmişin hesabını ille de görmek isterlerken yanlış adreslere sapabilirler; bu eş olabilir, bazen arkadaş; iş arkadaşı, patron…

Otobüsteki bir vatandaş, tatildeki bir kadın!

Çoluk-çocuğu da olabilir; arızası ile doğru orantılıdır!

******

Farkında bile değildir!

En fenası da budur!...

Desen dedirtmez, anlatmaya çalışsan dinlemez; öyle bir yaradır ki ilaç basılmasına dahi izin vermez!

******

O yarayı göstermek istemez! Sanır ki görenler kendisine acır…

Oysa acısız insan mı vardır?

******

Hamurunda, mayasındadır insanın özelliği; kimileri eksiklerini bas-bas bağırır; böyle düşünenler varsa yalnız değilsiniz ey dostlar babında, kimisi saklamaya çalıştıkça mazlumdan zulüm edene döner; bir anlamda tercih meselesi!

Yoksa, hangi mazlum içini döker de böyle bir toplumda destek bulamaz?

Mümkün değil!

Yeter ki “Mazlum” olduğuna inanılsın; samimiyet testinden geçtikten sonra zaten “Mazlum” olan bu halk kendinden olanı bağrına, koşulsuz, basar!

******

Güzel çocukluk anıları diyordum, insanın içini ısıtan, sıkıntılı anlarında teneffüs ettiği anlar; böyle anlara sahip olmayanlar olanların hayatını zorlamasın!

Doğru ve güzel olan yanlış ve yıkıcı olarak algılanmasın!

Bir “Güzellik”, bir “Hoşluk” bulmak bu kadar zor mudur?

Bir çocuk büyüdüğünde güzel anılar yerine kin ve nefret ile dolmak zorunda mıdır?

******

Psikiyatri ve psikoloji bilim dalları bu tarz sıkıntıları çözmek adına kurulmuşlardır; ülkemizde ne yazık ki çok sayıdaki vukuatta gözlemlenen tedavi edilmemiş ya da tam anlamıyla tedavi edilmemiş bireylerin çevrelerine verdikleri zarar ve ziyanlar neticesinde yaşamlarını yitiren, yaşam kalitesi düşen ve paranoya gibi hastalıklar ile tanışan “Normal” insanlar vardır.

Rahatsız olan tedavi olsa, sağlıklı bir çok insan psikolojik travma yaşamayabilir bazı durumlarda, önemli olan gerçek hastayı tedaviye ikna etmektir!

Gerçek hasta hastalığını kabul etmedikçe tedavi edilmesi mümkün olmamakla beraber çevresindekiler “Hasta” konumuna düşerler!

Öncelikle hasta eden kişi tarafından, sonralıkla bedensel, fiziksel ve duygusal travmalar neticesinde…

Yani, insan bu şekerim, ne bir makine, ne de bir arazi parçası; makarnaya aç bırakılanlar üç paket için sevinseler de “Neden üç paket makarnaya muhtaç bırakıldık?” diye sorgulayanlar da var; sorgulayanların, muhtemelen, canları çok sıkıldığında sığındıkları bir koku, bir koy var ve ne yapsanız da o kokuyu, o koyu silemezsiniz!

 

http//twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

selam karaoglu, ulkede iken bir psikiyatr'im vardi zaman zaman ziyaret ederdim!Es dost len delimisin deli oglan derlerdi bana, burada gitmiyorum gene es dost delimisin niye gitmiyorsun diyor yahu bu isin ortasi yokmu yada ben deliyim!

Newyorker 
 22.07.2013 3:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1336
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster