Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Temmuz '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
997
 

Neden, dinciler ile bölücüler aynı kavşakta yanlış yöne dönmek zorundalar?

Neden, dinciler ile bölücüler aynı kavşakta yanlış yöne dönmek zorundalar?
 

Evet Sevgili Dostlar, son bir kaç yıldır oldukça yoğun bir biçimde olmak koşuluyla, başlıkta yer alan soruya benzer sorular sorarım kendi kendime.

Bu sorulara geçmeden önce başlıkta yer alan kavşaktan söz etmeyi istiyorum, müsadeleriniz ile.

Bu kavşak, bizlere aklın, bilimin, insan olmanın mutluluğunun yaşandığı yemyeşil vadilere ulaştıracak yola dönmemizi sağlayacak kavşaktır aslında. Yani, bu kavşak bizi Ortadoğunun bataklığından kurtarıp, Türkiye’mizde, Anadolu denen coğrafyanın manevi güzelliklerini yaşayarak, tüm Dünya ile şerefimizle, gururumuzla, onurumuzla, boynumuzu eğmeden, yani, anti emperyalistlere, yani, batılılara karşıymış gibi görünüp, kendi çıkarımız için onlara yaklaşılp bir süre sonra onların çıkarlarına hizmet etme gafletine düşmeden yaşayacağımız vadilere açılan yola girmemizi sağlayan bir kavşaktır. Ancak bilirsiniz ki kavşaklarda, gidilmesi gereken yönden farklı üç farklı yön daha vardır. Eğer tek doğru olan kavşağa dönmeyip, diğerlerinden bir tanesi seçerseniz, hayat yolculuğunuzda sizi doğruya götürecek olan yoldan uzaklaşmış olursunuz, doğal olarak.

İşte, Türkiye’de Dinciler ve Bölücüler, bu kavşağa geldiğimizde aydınlıktan korkup, yönümüzü Ortadoğu karanlığına çevirmek için doğru olan yöne “tukaka” diyerek kendi yönlerine doğru gitmeyi istemektedirler. Onların girmeyi istedikleri yollar hep aynı yere açılır aslında: Ortadoğuya.

Yani, kendileri kendileri için bir şey yapmayan, insan olmanın hazzının duyulamadığı, yaşanılan duygusal buhranlardan, girilen duygusal bataklıklardan dolayı, karşı gibi göründükleri anti emperyalistlere, ya da batılılara istemeden de olsa hizmet edilen bir coğrafyaya.

Bu coğrafyada akıl olmadığından, bu coğrafyada bilim olmadığından, bu coğrafyada aydınlanma olmadığından kuklalaşmak, efendiyi, efendi istediği sürece mutlu etmek ve sonrasında da bir kenara bırakılmak kaçınılmazdır.

Bu coğrafyada, insanları aşiret/kabile reisiyle, şeyhle, şıhla ve allah ile korkutarak oy almak çok kolaydır. Bu coğrafyada, halkın gözünün içine baka baka yalan söyleyip, sonra da seçimlerden kısa bir süre önce ağzına bir parmak bal çalıp, üstüne üstlük hayır dualarını da alarak seçime girmek ve oradan birinci parti çıkarak, “demokrasi kazandı” diye bağırmak da çok kolaydır. Bu coğrafya da, zavallı insanları, alınları seccadeye değmese de “dindar cumhurbaşkanı seçtirmediler” diye kandırıp, oylarını almak da demokrasi savaşçılarının zaferlerinden birisinin göstergesidir.

Bu coğrafyada, büyük efendilerine hizmet ederek, kendinden küçüklerine efendilik ederek mutlu olma basitliğini yaşamak da, yaşanması gerekli bir zorunluluktur.

Peki Sevgili Dostlar, bunlar gerçeklerken, bunlar bizleri yoran, üzen, yavaşlatan, insanca yaşamamızı geciktiren ayrıntılar iken, neden hâlâ aydınlıktan, akıldan, bilimden korkarak, bizlerin gerçek anlamda kardeş olduğumuzu ortaya çıkarıp ispat edebileceğimiz kapılara kavuşacağımız yöne açılan yönü tercih etmek yerine, onun tersine giderek, savunduklarımızın tam tersini bize yaptırtan duygusallık bataklığı olan Ortadoğu’ya açılmada inat ediyoruz.

Yani, işin özeti Sevgili Dostlar, kardeşlerin aydınlanarak, akıl kullanarak birbirlerinin farkına vararak kucaklaşmasını önleyen, onları bir birine düşüren kişilerin ekmeklerine yağ sürercesine, neden, kavşakta doğru yöne dönmemekte inat edip, bu ülkenin daha bir çok senelerini yitirmesine neden oluyoruz.

Yani, daha da kısacası Sevgili Dostlar, neden hep Atatürk’e ve de Atatürkçülüğe saldırarak, bizi mutlu edecek yönden kaçıyoruz? Hatta o yöne dönmek isteyenleri de geri çevirmeye çalışıyoruz? Yoksa, orada istediğiniz gibi insanları kandıramayacağımızı bildiğinizden mi, korkuyoruz o aydınlıktan?

Yani, Sevgili Dostlar Mustafa Kemal ve Arkadaşlarının kurduğu bir Meclis çatısı altına girip, oradan maaş alıp, Devletin tüm nimetlerinden yararlanırken, aydınlıktan korkarak farklılıkları gördüğümüz yerde kalmada inat ederek, üstüne üstlük “artık Kemalistleri hep beraber devirme zamanı geldi” şeklinde bir sapkın düşünceyi dile getirerek, bölücülük yapmaya devam ediyoruz.

Artık bu makus talihi yenme zamanı gelmedi mi acaba sizce? Bunu gelecek nesiller için yapmak gerekmez mi sizce? Artık kendi bencilliğinizle vuruşup, onu ortadan kaldırma zamanı değil mi sizce?

Atatürkçülük bazılarının düşündüğü gibi bir dogma değildir ki bunu kendisi de söylemiştir. Atatürkçülük, aklı, bilimi referans alır. Atatürkçülük, sürekli üretimi savunur. Atatürkçülük, insan gibi yaşamanın/yaşatmanın peşinde koşar. Atatükçülük, halka yalan söylememeyi, halkın ve de ülkenin çıkarlarının her şeyin üzerinde olması şeklinde bir düşünceyi baştacı eder. Atatürkçülük, içeride barış içinde yaşarken, uluslararası arenada şerefli ilişkileri hedef edinmiştir kendisine.

İnsanların en kısa sürede, kavşağın doğru yönüne girmesi umuduyla...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Mustafa Kemal'i bir türlü hazmedemeyen, hatta devrimciler arasına bile almaya çekinen kendisini solcu aydın zannedenlerde aynı sapakta aynı yöne doğru gidebiliyorlar... Sevgiyle...

Barış 
 05.08.2007 17:52
Cevap :
Sevgili Barış, kendisini solcu sanan aydın ve de basında yer alan gazetecilerin Türkiye'de aydınlanmanın önündeki en büyük engel olduğunu Sayın Abdüllatif şener de söylemişti... Onlar geçmişteki faşizan davranışlarının bedelini Mustafa Kemal'e, CHP'ye ve Baykal'a ödetmeye kalkıyorlar ancak beceremeyecekler...  05.08.2007 19:31
 

Çok güzel bir noktaya değinmişsiniz gerçekten! Ama bilinçsiz çoğunluk yazık ki gerçeği göremiyor. Umarım bizi doğru yoldan saptıranlara bir ödül daha vermeyiz artık... Umarım tek neferimizin Atatürkçülük olduğunu hepberaber anlarız... Sevgiler...

Betül KENİŞ ATAR 
 02.08.2007 10:07
Cevap :
Katkılar ve de yorumlar için teşekkürler... Evet, akıllılar bazen akılsızların dünyasında akıllı olsalar dahi akılsız olarak görülebilirler... Bu durumu tersine çevirebilmenin en iyi ilacı da sabırdır... Aynen tarih boyunca insana değer veren, insana insan olduğunu hatırlatmaya çalışan tüm düşünürlerin, tüm felsefe adamların başıan geldiği gibi bizler de sabır edip, sabırla gorukların üzüm olacağını bir an dahi olsun aklımızdan çıkarmadan yolumuza devam etmeliyiz... Not: Almanyada olsam da iki aydır, görüldüğü gibi yazma hastalığı vücuda girmiş bir defa bırakmıyor...  02.08.2007 15:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 855
Kayıt tarihi
: 26.01.07
 
 

Kimim? Nereden gelir, nereye giderim?29 Kasım 1970 tarihinde Türkiye'nin Doğu-Batı geçiş yolunun en ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster