Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '15

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
616
 

Neden “İntihar” Edilir?

Neden “İntihar” Edilir?
 

İntihar, Édouard Manet'in tablosu.


Ünlü Alman yazar Goethe daha 25 yaşında ve belki de zamana meydan okurcasına 2 hafta gibi kısa bir sürede yazdığı “Genç Werther'in Acıları” adlı romanını yıllar önce okuduğumda, yalan olmasın, ufaktan “Werther salgınına” ben de kapılmıştım. Belki mavi ceket sarı pantolon giymemiştim ama en azından kitaptan aldığım ve nedenini bilmediğim bir duyguyla bir karamsarlık darbesi ben de yemiştim. Bu “intiharkolik” salgın sadece imkansız olan aşklar için mi geçerliydi? Yoksa bugün bile psikiyatrinin/psikolojinin açıklamakta zorlandığı olguların başında gelmesi onu daha mı cazip kılıyor?

Ne dersiniz?

Sanırım birçok kuramsal açıklaması vardır ama hiçbiri bizi kesin doğrulara götürmeyecektir. Takii ölüleri diriltebilecek mucizevi bir güç gelene kadar. İşte bu denli zor bir olguyla meşgulüz. 2015’in Şubatında bu meşguliyet bizi sarmadan önce ünlü Fransız toplumbilimcisini sarmıştı. 1887’de yayımladığı “Le Suicide” adlı monografisinde bu olguya geniş açıklamalar getiren kişi Emile Durkheim’den başkası değildi. Öncelikle “İntihar” adlı kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederek devam etmek istiyorum. Durkheim’den önce de intihara açıklama getirenler olmuştu. Ama ünlü toplumbilimci istatistiki verilere ve toplumsal yönlere detaylıca değinen ve “intihara” elle tutulur açıklama getiren kişilerin başında geliyor. Durkheim’e göre; kişinin özdeşleşmiş grubuyla bağlarının zayıflaması bir bakıma yabancılaşması onu intihara sürükleyecek etmenlerin başında gelir. Sosyolojik kontekste toplumsal bağların, kişinin grup aidiyetinin ne derece önemli olduğunu gözler önüne süren Durkheim bunun bir bakıma tersinin de intihara yol açabileceğini iddia eder. Öyle ki, “birey sadece toplumdan koptuğu, kendini yalnız hissettiği zaman değil, topluma çok bağlı olduğu zaman da intihar eder” der ve Hindistan’da eşi ölen kadınların, eşlerinin cenazesinde kendilerini yakmalarını (suttee) örnek gösterir. Bununla da yetinmeyen Durkheim, bir takım toplumsal bunalımlar veya toplum yapısında meydana gelen değişimler de intihara sebebiyet verir diye intihar hakkındaki görüşlerini genel hatlarıyla üç kontekst üzerine oturtur. Bitirmez ve devam eder, intihar oranının evlenememiş ya da boşanmış kişilerde evli olanlardan, dindar olmayanlarda dinine bağlı kişilerden daha yüksek olduğu gibi bir takım istatistiki veriler de sunar. Durkheim’in vardığı sonuçlar sonradan yapılan birçok araştırmada doğrulanmıştır. İntihara sosyolojik bir açıklama getiren Durkheim’in yanı sıra psikolojik açıklamalar getiren kuramcıları da unutmamak gerekir.

Psikoloji deyince akla hemen Freud’un geldiğinin farkında olarak, Freud’un intihar hakkındaki görüşü önceleri içleştirilmiş sevgi objesine yöneltilmiş saldırganlık iken sonradan ölüm içgüdüsünün etkinlik kazanarak kişinin kendi üzerine çevrilmesi biçiminde değişikliğe uğramıştır. Depresyonu izleyen bir olgu olarak intihara açıklama getiren Freud’dan birkaç yıl önce intiharı karmaşık psikoloji mekanizmaları olarak gören görüşler de vardı. Hatta Bernfeld intihar eden kişinin gerçekte bir başkasını öldürmek istediğini iddia eder. Aslında kendisini ortadan kaldırarak öfke duyduğunu bir bakıma cezalandırabileceğini düşünür. Böylece kendi yokluğu onun yokluğuyla eş tutulur. Geçtan, “Psikodinamik Psikiyatri ve Normal Dışı Davranışlar” adlı kitabında Coleman’nın da çalışmalarına yer vererek intihara sürükleyen zorlama etmenleri 3 ana başlık altında toparlar:

1) İlişkilerinde ortaya çıkan bunalımlar

2) Yenilgiye uğrayarak kendi gözünde değersizleşme

3) Yaşamın anlamını ve umudunu yitirme

Özellikle 3. etmenin intihar olaylarının çoğunda görüldüğünü aktaran Geçtan, insanların içinde bulunduğu koşullara dikkati çeker. “Anlamsızlık” da boğulma ya da kendini bir başkası ile anlamlandıramamanın verdiği buhranlar intiharı tetikler. Kendini değersiz hissetme, yalnızlık, sevilmediğini düşünme gibi bir takım depresif belirtilerin sonucunda intiharın gelme olasılığı Freud’un intiharı depresyonun devamı olarak görme görüşünü desteklemektedir. İntihar olgusuna özellikle psikodinamik çok sayıda kuramsal açıklama getirmiş ama birçoğu gerek intihar edenlerin ölmesinden sonra onlar ile görüşülememesi gerek de araştırmalara konu olamayacak kadar çok kuramsal kalmaları hasebiyle halen bile kuramsal birer açıklama olmaktan öteye gidememişlerdir. Bunun yanında kültürel ve geleneksel bir tarzda intihara olumlu bakan bazı kültürlerin var olması intiharı adeta meşrulaştırmış ve böylece intihar girişimlerini beraberinde getirmiştir. Yunanlıların intihar etmeyi kutsal görmeleri ve bazı eski kabilelerde intiharın yüce bir değer olarak görülmesi muşrutiyetini artırmıştır.

 Gerek psikolojik, gerek sosyolojik, gerek kültürel, gerek dini ve daha diğer disiplinlerce açıklaması ne olursa olsun intiharı etkileyen sadece bir etmenden bahsetmek neredeyse imkansız. Belli ki kimisi “varoluşsal” bir buhrandan, kimisi anlamsızlıktan, kimisi yabancılaşmaktan, kimisi ilişkilerindeki sektelerden intihara kalkışıyor. Bazen akli bazen mantıki bazen düşünsel de olsa kapıyı çalıyor. Kimisi daha gençken kimisi artık hayatının son demlerini yaşarken kapılıyor bu ölüm nehrine. Yazar da dinlemez şair de… Ünlü Amerikalı romancı Ernest Hemingway değil miydi o muazzam eseri bize bahşeden; “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”. Nerden bilecekti son çanın onun için çalacağını. Daha 62 yaşındayken babası ve annesi gibi av tüfeği ile kendini vurarak yaşamına son verirken, “alın zamansız ölüme meydan okuyanlardan biri de benim” diyecekti adeta. Ve son çanda çalınmıştı, toprak şanslıydı bir muazzam yazarı daha alacaktı himayesine. Yoksa “Dişisine kötü davranan tek hayvan, insandır.” diyen tüm zamanların en çok okunan romancısı Jack London’un kendine kötü davranan ilacı alıp yutması mıydı manidar olan hele ki daha kırkındayken… Bitmedi ve “Şu yaşamda / en kolay iştir ölmek / asıl güç olan / yeni bir hayata / başlamak…” deyip gerçekten kolayı seçen Sergey Yasenin’i de sözümvari esir alacak kadar acımasız mıydı? İşte böylesine gizemli bir ölüm pençesiydi intihar... Sonucunun toprak altı olması ve ortada sadece- o da bir kesimi- bir mektup ya da sorgulanması gerektirecek bir hayat bırakması bu olguyu açıklamamızı bir derece daha zorlaştırıyor. İpuçlarının bizi götürdüğü yere kadar…

Not: Bu yazıda geniş literatürden intihara dair çok az sayıda çalışma bir bakıma özetlenmiştir. Bunların yanında intihar olgusunu açıklamaya çalışan yüzlerce kuram ve araştırma var, yazının kısalığı göz önünde bulundurularak araştırma bulguları çok kısıtlı tutulmuştur. Daha öncesinde okuduğum Emile Durkheim’in “İntihar”, Engin Geçtan’ın “Psikodinamik Psikiyatri ve Normal Dışı Davranışlar”, Goethe’nin “Genç Werther'in Acıları”, Jean Teule’nin “İntihar Dükkanı” gibi bir çok kitap bu yazımda bana esin kaynağı olmuştur. Araştırma bulgularının çoğu Geç’tandan referanslıdır.

Psikolog Mehdi Başer

İletişim bilgileri: https://www.facebook.com/pages/Psikolog-Mehdi-Ba%C5%9Fer/392554860918729

 

https://www.facebook.com/mehdi.baser

 

https://twitter.com/psikologamed

 

Ersin Kabaoglu, Tülay EKER bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 929
Kayıt tarihi
: 30.12.14
 
 

Psikolog ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster