Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
1049
 

Neden? Ve kanıyor musunuz gerçekten? (2)

Neden? Ve kanıyor musunuz gerçekten? (2)
 

(Yazımın ilk bölümünden devam)

Evet, farkedin artık, çünkü bazı arkadaşlarımız, siz bunu hep yapıyorsunuz!! Dün birileri yeni gelenlere, bugün birileri yönetime, kendinizden taraf olmayanlara, yanlış yapıyorsunuz diyenlere, hatta işinize gelmedimi kendiniz gibi olanlara bile, hep, hep aynı terane, yani format mormat bahane!

Herkes kendinizden hep bir aşağı, hep bir daha az hak sahibi, tek siz bilirsiniz, siz ayrıcalıklısınızdır, siz önemlisinizdir, siz değerlisinizdir, ahkam sizden sorulur, sorulmalıdır, çünkü öyle olmalıdır size göre, ahkamı da siz kesersiniz zaten, siz ne deseniz ne yapsanız doğrudur, demoklesin kılıcı gibi birilerinin tepesinde, sizin için her yol mübahtır, çünkü siz eskisinizdir, siz tecrübelisinizdir… hele ki bu yok  mudur işte, o ne çok önemlidir sizce değil mi? Onun için değil midir zaten, “asıl” sizin dediğiniz olmalıdır, siz hakimsinizdir, siz bilgesinizdir, siz daha üstünsünüzdür, en ağır top sizsinizdir, mollasınızdır siz…. yani… öyle olmalıdır… öyle olmasını istemektesinizdir asıl..!

Bütün mesele de budur zaten, psikolojik tanımı nettir: açlık, kompleks!! Öyle pek de bir şey değilse insan veya kendiyle barışık değilse, bir takım eksi ya da eksiklikleri ve/ya  ego açlıkları varsa eğer, bunun en doğal sonucu olarak, başkasını tanımama, başkasına hak da tanımama, hak, had, hatta çoğu şeyi zaten bilmeme, ama buna rağmen kendini bir şey sanma, sandırtma sanrısı ve  kendini önemsetme çabası ortaya çıkar haliyle!! Ve evet, bazılarına göre de, kimilerine şimdiye kadar sürekli yüz verilmesinin, kayırılmalarının en doğal sonucu olarak bu bir tür şımarıklıktır da ve güç, iktidar, baskın olma sevdasıdır da. Ondan sonra da demokrasiden söz ediliyor bir de, gülmemek elde değil, bu mudur demokrasi?  Böyle olanların demokrasi anlayışına hayran olayım!

Ve çoğunluk meselesi var tabii bir de işin içinde… Hep de yine bir “çoğunluk” olduklarını iddia ederler kimi arkadaşlar her nedense. Hesap kitap da mı bilmezler, matematik de mi bilmezler, nedir? Kaç kişi oldukları,  yazılan yazılardan o yazılara gelen yorumlardan vs. den belli zaten, iki elin parmağını bile geçmez. 7000 kayıtlı üyenin içinde, hadi geçtim 7000 kişiyi de, 200-300 aktif yazanın içinde, onu bile geçtim, 100-150 asıl buranın direği diye söylem geliştirdikleri  tam aktif yazan-okuyan- her yönüyle burayı takip eden, ilgilenen, ciddiye alan, emek veren, önemseyen, gönül veren olarak tanımlananlar içinde sadece 5-6 kişi, hadi ben diyeyim 10, sen de 20 kişi, çoğunluk mudur bu allasen? Ama kendilerini çok, yani fazla, yani üstte, yani baskın zannediyorlar, öyle hissetmek istiyorlar, öyle görüyorlar ki işte, mesele zaten orada…biz çoğunluğuz da diyebiliyorlar!  Bilmemenin, yani yanılgının insana ettiği işte!

Komik değil mi sizce de, ama nasıl komik? Trajikomik tabii ki! Dolayısıyla da ibret verici işte, daha ne?

Ben de durdum durdum, şimdi o yüzden yazıyorum zaten bu yazıyı. İşin özüne, hem de tam göbeğinden baktığım için. Ne demektir bu? İnsan açısından bakarım yani her duruma, her olaya. Önce, olmazsa olmazım olan, hak-hukuğa uygun mudur derim, hemen onun yanısıra faydalı mıdır ve gerekli midir diye sorarım kendime! Ve her üçüne de “evet” tir cevabım bu format değişikliğinde. Gerisi teferruattır. Allah yasası değildir çünkü sonuçta, kul yapısıdır. Bu ne demektir? Allah yasası değişmez çünkü ve hak gibi işte, zararlı olmamak gibi, gereksiz olmamak gibi bu yasalara uygun olmalıdır “asıl”, bir şey, yapılan her iş, söylenen her söz, verilen her karar, atılan her adım! Ki gerçek “doğru” da ona denir zaten. Bunun dışında kul yapısı olan şeyler zaman içinde, değişir de, düzelir de, aksaklıklar varsa çözümlenir de… Yeter ki karşılıklı iyi niyet, güven ve SAYGI… (herşeye saygı, hakka da, hadde de saygı) baki olsun!

Evet, sorunlar da var, kimse demiyor zaten yok diye, aksine bildirin aksaklıkları, yardımcı olun bize de deniyor. Bazı yazı puntoları kimi gereksiz büyük, kimi oransız küçük deniyor, evet, doğrudur. İlk bakışta gözü rahatsız da ediyor, gerçek. Ama sonra şöyle bir düşününce?? Neymiş, yazı ön plana alınmış, yazan geri plana itilmiş. Evet, ne güzel işte, nesi yanlış? Çünkü burada, kaç kere de söylenmiştir zaten bu: MB’de yazı ön plandadır zaten, yazan değil ki… Olması gereken, formata da yansıtılmış olamaz mı?  Baktılar herhalde lafla olmuyor, bari dediler zaar bu kuralı gözlerine sokalım bunların. Yazanla, kişiyle, o yazıyı kimin yazdığıyla değil, yazılanla yazıyla ilgilenin; yazanı değil, yazıyı, ne yazıldığını önemseyin denmek istenmiş belki de. Böyle düşündüğümde de bu ayrıntı benim çok hoşuma gitti doğrusu. Ama bazıları bundan hoşnut değil, yani nasıl bir ayrımcılıkla iştigal ve  nasıl da bir büyüksenme, önemsenme arzusuysa işte…?

Eski format daha sadeymiş, sevimliymiş kullanımı kolaymış, şimdiki karmakarışıkmış, rengarenkmiş, soğukmuş, iticiymiş… yani “asıl” renkler zevkler  kişiye göre değişmez mi Allah aşkına? Ve zaten o noktada herkesin zevkine hitap etmek, memnun etmek olası da değildir, herkesin estetik duygusu da birbiriyle zaten örtüşmez pek, hatta kimi insanda estetik duygusu vardır, kiminde yoktur bile. Ama “gerçekten doğru” olan şeyler kişiye göre değişmez işte. Hani o doğru görecelidir diyip, sana göre, bana göre, ona göre diye bir doğru türünden bahsedenler var ya, onlar yanılıyorlar bilesiniz. Neden? Çünkü insanların çoğu, henüz doğrunun doğru tanımını bile bilmiyor daha da, ondan! Böyle ipe sapa gelmez insan hallerinin ister istemez herkesi olduğu gibi, beni de meşgul etmesinden fırsat bulduğumda yazacağım onu da kısmetse ama, kimbilir ne zaman:(

Yeni format, eskisine göre gayet işlevsel de üstelik. Gerçi istatistiki verileri hiç önemsemediğim için zaten ilgilenmediğim, ancak kırkta yılda bir, o da mutlaka birilerinin istatistikle ilgili dediği herhangibir şey vesilesiyle benim de o an aklıma gelip, acaba benimki neki diye kös kös baktığım bir alan olduğu için, o işlevler hakkında bir şey söyleyemeyeceğim, çünkü bir kıyas ya da fikir belirtme konumunda değilim maalesef, eskisiyle de hiç ilgili değildim ki ne oldu, ne değişti bilebileyim. Ama asıl yazı, yorum yazmak cvp.lamak vs gibi. benim önemsediğim ve eskiden eksikliğini hissedip, kolaylık sağlayan bazı işlevlerin şimdi oluşturulduğunu gördüm, sevindim de. Yani, eskiden olup da şimdi olmayan, ama olması gereken hiçbirşeyin eksikliğini hissetmediğim gibi, fazlasını ve hatta iyileştirilip kolaylaştırılan bir sürü ayrıntı var gerçekte. Tek bir şey hariç, habercimden ulaşan mesajınıza ya da yorumunuza cvp var mailine tıkladığımızda cevaba değil de, kendi sayfamıza yönlendirmiş oluyor bizi. Gelen bir yoruma nereden cevap verebileceğimi de henüz hala bilmiyorum mesela. Çünkü yönetim panelinden yorumlara geldiğimde sadece kabul ve red seçeneği var. Eskiden cevap ver seçeneği de çıkardı. Ama şu ana kadar denemediğim için de hiç, şu geliyor aklıma, yorumu onaylayınca acaba otomatikman cevap kutusu mu açılıyor ki, kimbilir? Deneyince ancak görebileceğim. Aaaa.. az önce baktım ki, hayır bakın o da düzelmiş ve artık cvp ver butonu da görünüyor, eskisi gibi:)

Bana karmaşık gelmedi mi, ben alışabildim mi peki? Hayır ,hala ben de alışabilmiş değilim. Ve düşünün ki ben sadece 6 aydır alışkınım eski formata, oysa sizlerin çoğu neredeyse 5-6 senedir alışkınsınız, tabii ki alışmakta, sevmekte zorlanacaksınızdır. Onun için alışkanlıktan dolayı yeni formatı son derece insanca bir duyguyla doğal olarak yadırgayanları ayrı tutarak söylüyorum pek tabii ki, burada asıl eleştirdiğim bazı tutumları.

Yani arkadaşlar, hayatta her şey için zamana da hakkını vermek zorundayızdır. Hem kendimiz için, hem de bir takım yenilikleri, değişiklikleri iyi niyetle bizlere sunanlar için! Kaldı ki, onlar bu değişikliği, yeniliği başlarına iş alsınlar, olumsuzluklar yaşasınlar diye yapmadılar. Aksine, kullanıcıları, yazanları, üyeleri için, yani bizler için, bizler de daha hoşnut olalım diye yapıyorlar ki, her tür olguyu bıraksak dahi bir kenara, salt ticari olarak dahi, biz kullanıcıların, üyelerin-yazanlarının, yani hedef kitlenin hoşnutluğu, bizden önce yönetimin zaten işine gelir ve bu değişikliğin amacı, hedefi de zaten budur, öyle değil mi? Yoksa siz bazılarınız, bu hedef kitlenin dışında mı sayıyorsunuz kendinizi?

Çünkü yönetim hedef kitlesinde bir ayrım yapmıyor gördüğüm kadarıyla bu format değişikliği ile. Sadece hızla ve sürekli değişen bir teknolojik gerçeklik karşısında, 6 sene gibi uzun bir süreçte hiç değişiklik yapmadığı bir köhne yapıyı, nihayet güncelleme gereğini yerine getiriyor. Hedef kitlesinde bir değişiklik yok, kimseyi dışlamıyor. Ama eğer siz kendinizi bu hedef kitlenin içinde saymıyor iseniz, peki neresinde görüyorsunuz o halde? Altında mı, üstünde mi, teğet mi, kiriş mi, yoksa yanında mı!? Yani size göre dışındaysanız bile, tamam da, tam neresindesiniz sizce? Çünkü böylesine canhıraş feryad ettiğinize göre ve sizi zaten dışlayan da olmadığına göre, ayağının altına alıp basıp geçen, ezen çiğneyen de olmadığına göre.. VE…. Şu tutumlarınıza bakılacak olursa, yönetimin yanında da olmadığınıza göre, o hedef kitlenin üstünde misiniz yani? Öyle değil mi! Haklı değil miyim böyle demekte?

Ve evet bugüne kadar bu  yeni format konusunu hiçbir yazıya konu edilecek bir durum olarak görmediğim için, sadece 2-3 yazıya sanırım ben de bir kullanıcı olarak usulen fikrimi beyan dışında hiçbir şey yazmamıştım. Çünkü ben format öyle de olsa yazarım, böyle de olsa yazarım, şekil değil, “öz”, içerik, yani uygulamalardaki, kurallardaki doğruluk,  yani hak-hukuk, uygulamalarda ve kurallarda adalet var mıdır o önemlidir benim için. Ancak işin rengi değişip şu son haftada ve direk insan odaklı bir hal alıp,  yönetime haksızlık gibi veya hak had aşımı gibi bir şekle de büründüğü için, yazmam da şart oldu, benim kendi hayat duruşuma, misyonuma ve tercihlerime, yani benim burada yazma amacıma göre de tabii.

Onun için, işin özeti şudur arkadaşlar:  En başta söylediğim şeyi burada da yine tekrar edeyim: Amacı gerçekten yazmak olan kişi, zaten yazdığı bloğun tasarımı öyle de olsa yazar, böyle de olsa yazar! Bu, budur… yeter ki tek amacı gerçekten yazmak olsun!! Ama bunun dışında başka amaçları da varsa eğer, pek tabii ki başka şeyler de yapar!

Ben de işte aynen öyle bakıyorum bu yeni formatla ilgili olarak tüm olan bitenlere, yazılan yazılara, o yazılara yapılan yorumlara, kimilerinin içine düştükleri  o resmen gaflet olan komik ama aslında ibretlik hallere, isyanlara, şantajlara, blöflere, restlere, tehditlere… kendi safına adam çekme gayretlerine ve de bunlardan da önemlisi asıl: bu arkadaşlara üstelik de “aman siz bu yapının ana direklerisiniz, siz giderseniz bu yapı çöker, sizsiz olmaz, aman nolur kalın, gitmeyin” veya benzeri türden yorumlara…

Ben şahsen, şu yukarıda belirttiğim tüm gerçeklerden ve gerekçelerden dolayı, şu son haftada sırf şu yeni tasarım nedeniyle, bir de üstelik gidiyorum gittim, artık yazmıyorum diyebilecek kadar işi bu denli çığrından çıkarıp abartanların, bu denli hak had aşımıyla, üstelik de Başak Hanım’ın o denli duyarlılıkla, zarif, içten, hem izah, hem soru, hem de cevaplarına da rağmen, geri adım da atmayan, bunu dahi görmezden gelecek, kaale almayacak ölçüde bu arkadaşlarımızın kendilerini bu denli önemsetme çabalarında, burnu kaf dağında bu tutumlarını, dediklerini, tavırlarını hem samimi bulmuyorum hem de  zerre kadar da ciddiye almıyorum. Ve işi sadece alt tarafı bir format değişikliği yenilenmesi nedeniyle bu safhaya kadar , neredeyse bir güç savaşı haline getirebildiklerine göre, sırf bu nedenle gideceklerse de gitsinler zaten, hiç kalmasınlar, çok daha iyidir herkes için de… diye düşünüyorum.

Ancak tam da işte bunlardan dolayı, ama benim asıl bu satırları “insan odaklı” olarak, yazmama neden olan sebep, başkadır ve  şu sorudur: O arkadaşların, bu tavır ve tutumlarını konu aldıkları şu son yazılarını ciddiye alıp da o yazılara yorum yazarak, bir de üstelik, destekleyerek, haklı da bularak ama ah gitme, vah gitme diyenler, siz peki gerçekten samimi misiniz, ciddi misiniz, içten mi diyorsunuz bunları, yani kusura bakmayın ama sormak zorundayım, bu denli saf mısınız,  gerçekten onların dediklerine ve dediklerini de yapacaklarına  inandığınız için mi ah gitme vah gitme diyorsunuz onlara, kanıyor musunuz yani onların bu dediklerine, gideceklerine? Böyle mi düşünmeliyiz?

Yoksa sizin için de, yine aynen onlar için düşündüklerimizi mi düşünmeliyiz?

Hangisi?

Buna kendi kendimize karar vermek yerine, size sormak daha adil olduğu  için, ben de doğal olarak bizzat size sormayı gerekli ve doğru buluyorum haliyle.

Evet sizin için ne düşünmeliyiz hakikaten? Öyle mi, böyle mi…? Gerçi iki ucu da şeyli değnek gibi zaten ama…

Neyse….
Yani kıssadan hisse, eğri-doğru ortada zaten bu kadar net iken bari, kimi- neyi desteklediğimizi, attığımız adımın sonrasını da bi zahmet düşünüversek he arkadaşlar?

Dostluk nedir çünkü?
Dostluk… gerçekten sevdiğimiz biriyse bir insan, o insanları doğruya yöneltmek, doğruyu söylemek,  göstermek, yanlış bir karardaysa da o kararında desteklememek ve yanlışını belirtmek, uyarmak değil midir sizce de?

Sevgilerimle…


Filiz Alev
16.09.2011

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhabalar, Dost ve dostluk; iyi günde, kötü günde, kederde, kıvançta, tasada, hep beraber olmak ve asla terk etmemektir. Kendimize göre alıştığımız düzeni iyi kabul edip nasıl buralıysak, şimdi de öyle olmalı. Alçak gönüllü ve mütevazi olan kazanır, ben bilirim diyen de hep kaybeder... Selam ve dualarımla birlikte sizi güzeller Güzel'ine emanet eder, saygılarımı sunarım. Kaleminize ve emeğinize sağlık. Koca bir öykü olmuş bu yazınız.

Pervane 
 21.09.2011 14:26
Cevap :
Bilirim diyen, gerçekten biliyorsa mesele değildir, doğrudur zaten ama bilmediği halde ben bilirim diyorsa evet, kayıptır, yanlıştır. Yazımın ilk bölümündeki yorumunuza cevabımda da bi parça değindiğim gibi, birilerine saygı duymak, sevmek veya dost olmak, onların yaptığı bir yanlışı ve hak ihlaline giren aşırılığı, yakışıksızlığı görmemek, görmezden gelmek demek de değildir. Görmezden gelindiğinde, görmezden gelenler de aynı yanlışa ve haksızlığa düşmüş olurlar!. Sırf dostluk adına veya iyi insan, barışçıl insan konumunda durmak adına yanlış yapanlara arka çıkmak,yanlışı yapanlardan yana bir tutum sergilemek, yanlışa paye vermek olur ki, böyle yapanlar da yine aynı yanlışın ve haksızlığın içine düşmüş, kalanlara, doğruyu gerçeği söyleyenlere, doğruyu yapanlara haksızlık etmiş olurlar. Buradan da çok teşekkür ediyorum Recep Bey’cim, değerli yorumlarınıza ve doğru duruşunuza, düşüncenize, yüreğinize, fikirlerinize.. Allah “hak"tan şaşmayanların yanındadır ama şaşanları şaşırtır da işte.  21.09.2011 17:23
 

Merhabalar..Sevgili FİLİZ hanım.. :-) Mümkün olduğunca bu mesajı tanıdığım bütün arkadaşlarıma yazıyorum. Ben burayı terk eden sevgili arkadaşlarımızın hepsini " BARIŞ GÜVERCİNİ " olarak hissetmek istiyorum içimden, bakın güvercinlerle ilgili bir yazı okudum şimdi. Şöyle " Güvercinlerin umulmadık uzaklıklardan eve dönme kabiliyetleri vardır. Üç aylık oldukları zaman, yavaş yavaş eğitilmeğe başlanırlar. Sahibi onu, önce yakın mesafelerden bırakarak, eve dönmeye alıştırır. Sonra uzaklardan eve gelmesini öğretir." İnşallah (MB) yönetimide daha anlayışlı ve ılımlı olurlar bu konuda diye ancak bizlere temenni etmek düşer herhalde... Bence her şey tatlılıkla ve BARIŞ içinde halledilebilir diye düşünmek ve inanmak istiyorum... Size sonsuz sevgiler, selamlar ve saygılar sunarım.. ! :-) NECİP KÖNİ - ADANA / TR

Necip Köni - Adana / TR 
 20.09.2011 22:28
Cevap :
Merhaba sevgili Necip Bey'ciğim. Satırlarınız sizin kendi barış güvercinliğinizi yansıtıyor, onlarınkini değil. Hem zaten onlar barış güvercini hiç olmadılar ki. Hatta buradayken bile burayı zaten evleri gibi görmediler, unuttunuz mu,hatırlayınız lütfen.Aksine içlerinden biri buranın bir yuva,aile olmadığını özellikle savunan biriydi, zaten diğerleri de ona sen ne dersen odur diyenlerdi. Lütfen gerçeğe dönünüz, hak diye birşey vardır. Hepimiz neler hissetmek istiyoruz ama, hissettirmeyenlere de bakacaksınız. Hem onlara savaş açan mı vardı ki, evden atan, kovan olmadı. Onlar savaş açtılar.Onun için evshibinin zaten yapacağı bir şey yok, ortada halledilecek bir şey de yok.Ama böyle demekle siz bizzat evsahibine,ev halkına da haksızlık etmiş oluyorsunuz. Bende eğriye eğri, doğruya doğru, bilirsiniz.Hem ayrıca nasıl gittilerse kendi kendilerine, öyle de döneceklerdir, yüzleri tuttuğunda. Zaten en son birinin veda yazısında bile dönüş yolunun taşları da döşeliydi, farketmediniz mi:) Svglr..  21.09.2011 11:18
 

Sayın üstadım,yazdıklarınıza tamamına katılıyorum.Tam benim düşündüklerimi dile getirmişsiniz,hem de çok cesur ve gerçekçi biçimde.Özellikle,format filan bahane.Asıl amacın yazmaksa yaz kardeşim,meydan senin.Gerisi teferruat.(Ben sadece yorumlara cevap verme,eski yorumları bulma gibi hususlarda zorluk çekiyorum,o kadar).Yazınızda önemle belirttiğiniz çok husus var ama ben şu istatistikler üstünde durmak istiyorum.7000 yazar var deniyor.Ben şöyle bir yazarlar fihristine baktım, binlerce yazarın, ya bir, ya da iki bloğu var. Dolayısıyla yapılan istatistiki hesapların çoğu gerçeği yansıtmıyor.Velhasıl netice olarak yazınız mükemmel.Moralim düzeldi desem yeri var.Ellerinize sağlık.Sevgi ve selamlarımla.

yılmaz çetingöz 
 20.09.2011 11:20
Cevap :
Çok teşekkür ederim Sayın üstadım, sizin de bu değerli yorumunuz, katkınız ve katılımınız için yazdıklarıma. Emin olunuz ki, sizin de varlığınız ve hayatın içinde o doğru ve saygın duruşunuz benim için zaten daima moraldir. Ne yazık ki yorum ve yorum cevaplarının çok gecikmeli yayına girmesi de beni çok zorluyor şu sıralar. Zira gecikme dahi başlı başına bir adaletsizlik yaratıyor malum. Ancak bir geçiş sürecidir, sabır ve hoşgörüyle, bir an önce yeni formatı tam randımanla ve sağlıklı kullanabileceğimiz günlere erişebilmeyi dilemekten başka şu an için elden birşey gelmiyor. Teknik bir gerçeklik sonuçta. İlgililerin de ellerinden geleni yapmakta olduğu inancındayım, şimdilik. Yorumunuza tekrar teşekkürlerimle, dost selamlarım sevgi ve saygılarımla...  20.09.2011 12:32
 

Gidenlerin konuya bakışını çok duygusal bakış ve yargılarını soğukkanlılıktan uzak yargılar olarak bulmuştum. Sizin yazınızı da öyle. İnsanla ilgili birşeyler söyleyeceksek, kesin siyah veya beyaz demeden önce anlamaya çalışmak daha uygun olur gibi geliyor bana. Sevgi ve saygılar...

Harun Baştürk 
 18.09.2011 15:59
Cevap :
:) Peki ya siz, anlamaya çalışmadan bunları söylediğim hükmüne nereden vardınız Harun Bey? Anlamaya çalışmadığımı bilebilir misiniz? Benim neyi nasıl yaptığımı bilebilecek noktada mısınız, yanımda mısınız benim? Hayır! Onun için, insanlara tek söylediğim şudur benim daima. Farkında olunuz, yanılmayınız!! Hiç farkında bile olmadan içine düştüğünüz hatalara, yanılgılara dikkat ediniz. Karşınızdaki insanların peşin hükümlü olduğunu söylerken kendiniz peşin hükme düştüğünüzde hem komik, hem de çok zavallı bir durum çıkar çünkü ortaya! Asıl kendi yapmadığınız şeyleri, düştüğünüz hataları, yanılgıları başkalarına mal etmeyiniz; Asıl ve önce kendinize tavsiye etmeniz gerekeni, başkasına tavsiye etmeye kalkmayınız. Şundan emin olunuz ki, ben tam da anladığım, anlamaya çalışarak ulaştığım teşhis ve tesbitleri ve de çözümleri yazarım sadece! Bu arada çok yeni bir üyemiz olduğunuz görünüyor kayıtlarda, hoşgeldiniz aramıza...  20.09.2011 12:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 1647
Toplam mesaj
: 185
Ort. okunma sayısı
: 3056
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster