Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
481
 

Neden?

Neden?
 

Sabahın erken saatleriydi. Elinde sefer tası, ayağında tokyası, aklında yarım kalmış işleri, ulaşılması en güç hayalleri, tam olarak hatırlamadığı ama onu ürküten düşüyle; işine gitmek için yola koyulmuşlar kervanındaydı biri.

Başka bir yerde, iki odalı evinde sabah kahvaltısını hazırlayan annesinin yumuşak adımlarını yatağında dinleyen bir kız, yeni güne “merhaba” diyordu gülümseyerek.

Günün ilk ameliyatına hazırlanan doktor, ellerine ameliyat eldivenini geçiriyordu. Öğretmen birazdan neşeyle sınıfı dolduracak çocuklar için son hazırlıkları gözden geçiriyordu. Memur yorucu güne başlamak için kahve almaya gidiyordu. Fırıncılar taze ekmekleri henüz fırından çıkarmıştı ki…

Birden dünya avuçlar arasından kaymaya başladı. Gök ile zemin yer değiştirdi. Tutunmak istediler bir şeylere, olmadı…

Binlerce insan ne olduğunu anlayamadan göçüp gitti bu diyarlardan. Kalanlar kendilerine geldiklerinde, yoğun bir toz bulutunun ardında kalanları gizlemesiyle, şaşkın, ürkek oradan oraya savruldular.

Yanmış cesetler, kopan parçalarının farkında olmayan insanlar, ağlayan çocuklar, sevdiklerinin isimlerini haykıran insanlar…

Bir süre sonra, yani dünyalarını ters yüz eden şeyin ne olduklarını anladıklarında “neden” diye sordular.

Neden?

Bu soruya verilecek cevap yoktu…

Aynı yüzyıl zaman diliminde, başka bir ülkede kapılar kırılmaya başladı bir gece yarsı. Henüz uyku mahmurluğunu üzerinden atamamış insanlar, başlarına dayanan silahlar eşliğinde bilmedikleri bir yere götürülmeye zorlandı.

Direnen oracıkta; çocuklarının, karısının, anne-babasının gözleri önünde kurşunlandı.

Silaha boyun eğen; önceden hazırlanmış çukur başlarında, kendi gibilerle sona uğurlandı.

Tetiğe uzanan ellere kilitlenmiş gözler aynı soruyu sordu.

Neden?

Cevap yoktu…

Başka bir coğrafyanın insanları savaş söylentileriyle kuşkulu bekleyiş içindeydiler. Ülkelerine nice zamandır ambargo koyulmuştu ve halleri perişandı. Bütün bunlara rağmen, savaş gibi hayatta kalınsa da ölünse de darmaduman edilecek yaşamlara izin vermeyeceğini sanıyorlardı dünya insanlarının. Umutluydular. Teknoloji, iletişim çağında savaş olmazdı…

Gökten yağmur yerine bomba yağmaya başladığında, olanca güçleriyle haykırdılar.

Neden?

Yok muydu başka yolu? Bomba yağdırmadan, genç, yaşlı, çocuk demeden ölümün soğuk kucağına atılmadan sorunların çözülme yolu?

Vardı elbet…

Ancak çözüm arayanlar içindi bu seçenek…


Bugün de sınırları aşan tank sesleri, asker postalları, top sesleriyle inliyor bir ülke daha.

Her evden, her ağızdan aynı çığlık yükseliyor gene.

Neden?

Dünya barışı için terörizme açılmıştır bu savaş diyor gevşek ağızlar.

Daha önce de savaşı bitirmek içindi.

Ayri bir ırk için dünyayı kana bulayanlar olmuştu vaktinde.

Halkına özgürlük vaadiyle atılmıştı ilk bombalar.

Dünya kurulalı beri sözde barış (!) için savaşıyor birileri.

Ne toprak kavgası adı ne petrol ne de yeraltı kaynakları.

Sadece barış için minik bedenlere saplanıyor gözü dört açık kurşunlar! Sadece barış için yerle bir ediliyor ülkeler!

O halde neden hala aynı haykırış dökülüyor Hiroşimalı, Bosnalı, Afganistanlı, Iraklı, Filistinli, Lübnanlı ve savaşsız yaşamak isteyen insanların dudaklarından.

Kulakları sağır edercesine “neden” diye soranlara kimse cevap vermiyor?

Yoksa "yaşam sınavının" en zor sorusu mudur NEDEN?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 920
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

Yazarak "yaşıyor" yazarak "konuşuyorum."İşsiz olduğumu iddia edenler var!Yaz-ı-yorum.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster