Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Kasım '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
323
 

Neden bizim "yavru"larımız, bizim ekmeğimizi yiyip "suyumuzu" içiyor da yine bize kafa tutuyor!

Neden bizim "yavru"larımız, bizim ekmeğimizi yiyip "suyumuzu" içiyor da yine bize kafa tutuyor!
 

internetten alınmıştır


Biz, "yavrularını" çok seven bir milletizdir... Çocuklarımız için her şeyi yaparız... Onların doğumuyla başlayan saçları süpürge etme hali, bizlerin ölümüne kadar sürer. Yemez, yedirir; giymez, giydiririz... Üstelik bu durum öyle 18'inden sonra falan bitmez... Dediğim gibi biz ölene kadar bu "sömürü" sürer...

Peki, yavrularımız bunun karşılığını verir mi?... Asla!... Zaten, ana-babanın böyle ölçüsüz fedakarlık yaptığı ailenin çocuğu, "hain" çıkar... Neden?...Hep almaya alışmıştır çünkü...

"Baba oğluna bir bağ bağışlamış, oğlu babasına bir salkım üzüm vermemiş;"...Tam da bizi anlatan atasözümüz... Başka milletlerde böyle bir atasözü olacağını hiç sanmam... Adamlar, çocuklarına bir bağ bağışlamıyor ki, ardından bir salkım üzüm beklesin.

Hep veren biziz... Avrupalı'ya bir bak... Çocuk 18 ine geldi mi, eğer babanın evinde kalıyorsa, oturduğu odanın kirasını veriyor; yeme içme masrafına ortak oluyor... Değilse, aynen şut'ingen...

Biz de ise: "Ben yanarım yavruma; yavrum yanar yavrusuna" hali zincirleme sürüp gidiyor.

Şimdi, bizim bu "yavru" düşkünlüğümüz, sadece aile düzeyinde kalmıyor; devletler düzeyine kadar çıkıyor. Lafı nereye getireceğim... Bizim "yavru" vatanımız Kıbrısa!...

Şu Kıbrıs için neler yapmadık!... Savaştık, dövüştük; ekmeğimizden, suyumuzdan sürekli yetişdirdik, sürekli verdik... Aldığımız hiç bir şey yok!

Tıpkı, bireysel olarak "ana"larımızın yavrusuna kayıtsız şartsız bağlılığı gibi, Anavatan olarak da Kıbrıs'a, hiç bir kayd ü şart olmadan verdik de verdik... Peki, sonuç ne oldu?

Ne olacak, tıpkı vere vere şımarttığımız "bebelerimiz" gibi, Kıbrıs da ala ala şımardı.... Hem, her şeyini Türkiye'den alıyor, hem "tam bağımsız" o!mak istiyor... Aynı yaşı otuza gelmiş evdeki çocuklarımız gibi... Hem hala bizden geçiniyorlar, ama hem de "öte git" desen, "ben büyüdüm bana karışma" diyor...

Yavru Vatan'ımızın durumu da tıpkı evdeki çocuklarımızın haline benziyor: Anavatanının ekmeğini yiyip suyunu içiyor ama "öte git" dediğinde de, "bana çocuk muamelesi yapma" diyor... Üstelik bunu, burnunun dibindeki "düşmana" rağmen yapıyor...

Bu bizim kaderimiz midir; yoksa biz "yavru"larımıza nasıl davranacağımızı bilmediğimizden mi bu "hain"lik... Bakın Rum kesimine!...Yunanlı "ana"larından bizim "yavru"ya verdiğimiz destek kadar destek almıyorlar ama ölümüne bağlılar ana vatanlarına...

Daha önce de yazmıştım; Bizim "yavru"lar, ayaklarına götürdüğümüz suya bile kulp taktılar: "Getirdiğin su döktüğün kanı temizlemez" gibi, her türlü hainliği aşan laflar ettiler... Şimdiki KKTC Cumhurbaşkanı -ki o payeyi de biz vermişiz elin adamı onu da tanımıyor- daha seçildiği gün, "biz hep yavru mu kalalım" diyerek Türkiye'ye karşı "ergen tafraları" attı... Biz hep bunları sineye çektik, çekmeye devam ediyoruz.

Nihayet, dünyanın sayılı projelerinden olan Mersin'den Kıbrıs'a su hattında da anlaşmazlık çıkmış...Türkiye bu suyun Kıbrıs tarafında özel bir şirket eliyle yönetilmesini istemiş; ama bizim, bize karşı "bağımsız" olmaya pek hevesli "yavru" buna da karşı çıkmış... Özel şirket olmaz, belediyelerimiz ve muhtarlarımız suyu idare etsin, demişler...

Galiba, bu sefer Anavatan, yavrunun kulağın çekmek için suyun vanaların kapatmış... Gerçi buna arıza deniyor ama, işin aslı "arıza" yavruda... Her zamanki gibi yine bir acaip afra tafralar... Anan ayağına kadar su getirmiş, teşekkür edeceğine, bunun idaresine de bana ver, diye nankörlük ediyorsun!!

Bugün pek çok yer Rumlarla davalı iken, sen nasıl oluyor da suyun idaresini istiyorsun... Ya, bu davalar sonunda bazı yerler Rumların eline geçerse, ya suyun akış noktaları da onların idaresine verilirse... Yani, bu nasıl bir "Türklük" anlamadık ki.. Zaten "Müslümanlık"ı arayan yok da...

Tabii bütün bunlar tüm Kuzey Kıbrıs halkı için geçerli değil, daha ziyade yönetimde veya toplumun vitrininde bulunan belli bir anlayış için geçerli ama bunların bayağı bir yer tuttuğu kesin Yavru Vatan da...

Ah Kıbrıs!...Ecdad yadigarı, şehit kanlarının suladığı Kıbrıs... Bütün fedakarlığımıza rağmen, ruhunla ve bedeninle Ana vatanına bağlı olamadın ya... Seni nasıl ellere kaptırdık ki...

Daha önce yazmıştım tekrar ediyorum: Can suyu götürdüğün yere, "iman suyu" götürmediysen, sonunda götürdüğün hiç bir şeyin kıymeti olmaz...

Yavrularımıza dünyalıklarını verip de Ahiretliklerini vermezsek, sonunda bizim besleyip büyüttüğümüz bu yavrular, başkalarının türküsünü çığırır...

Başkalarının "Çan"larını rahatsız olmadan dinler de, bizim "Ezan"larımızdan rahatsız olurlar... Ezanları susturmak için mahkeme mahkeme dolaşır bu soylu "Müslüman Türk" kızları!!

Ne yapalım dostlar söyleyin; kızımızı mı dövelim, dizimizi mi?

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Ali Bey...Kıbrıs için iki anımı anlatayım. 1976 yılında çiçeği burnunda bir delikanlı olarak Kıbrıs'ta bulundum...Türkiye'den gelen Türkler ile oradaki Türkler kesinlikle anlaşamıyorlardı. Ayrıca, çıkarmadan önce Rumlarla ticari ilişkiler içinde olanlar da bu çıkarmadan hiç hoşnut değillerdi. Türkiye Türklerini de hiç tanımıyorlardı. Türkiye hakkında da fazla bilgileri yoktu. Hemen hemen her gün, Türkiye Türkleri ile Kıbrıslı soydaşlarımız kavga ediyorlardı. Bizim televizyonumuzu izlemiyorlar; Rum televizyonunu izliyorlar ve özellikle Türkiye aleyhine yapılan yayınları izlemeden edemiyorlardı. Çalıştığım yer ile Girne arası 10 Km. idi Bir Allahın günü, Kıbrıs'a giden özel arabalardan biri durup da "buyurun beraber" gidelim demediler, Resmi kıyafetli askerlerimizi bile almıyorlardı arabalarına...Sanki, "neden geldiniz" der gibi bakıyorlardı yüzümüze. Gülücükleri hep yapmacıktı...Bunlar, benim gözlemlerimdi Selamlar.

cdenizkent 
 20.11.2015 15:12
Cevap :
Bunlar acı gerçekler deniz bey...Türkiye bir şekilde Kıbrısı, toplum planında, elinden kaçırmış...Sizin anlattığınıza benzer çok duymuşluklarım vardır...Gerçi bir tane de milliyetçi bir Kıbrıslı tanıdım ama ne yazık ki bunlar çok az..Korkarım, Rumlar bizim tarlayı çoktan sürmüş...Bundan sonra Türkiye'nin Kıbrısla ilgili ciddi politikalar üretmesi gerekecek...Öyle sanıyorum ki, Rumlar, oradaki Türkleri kendilerine eşit yurttaş görse, bizimkiler anında ilhak olacaklar...Gerçekten ciddi şeyler yapılmalı...Teşekkür ederim...Selamlarımla.  20.11.2015 17:40
 

Çok doğru yazmışsınız, Ben üniversitede öğrenciyken Türkiye'nin bursuyla okuyan,bizim sınıftaki Kıbrıs'lı bir kız öğrencinin dediği laf aynen şu"Türkiye neden bize karışıyor, Rumlarla bizim bir sorunumu yok" deyince ben çok şaşırmıştım.Gözleri İngiltere'de, okulu bitiren oraya gitmek istiyor. Sadakat, vefa duyguları sıfır, bir de haince konuşuyorlar. Bu konuyu işlemeniz iyi olmuş. Selamlar, saygılar.

Sibel Koçarslan 
 20.11.2015 14:48
Cevap :
Teşekkür ederim Sibel hanım..Türkiye yıllar boyunca Kıbrısı sosyal ve manevi anlamda çok ihmal etti...Türkiyede kapanan kumarhaneler Kıbrısta açıldı...Kıbrıs, Türkiye'nin safrası gibi algılandı...Ordaki insanların Türklüğe ve İslama bağlılıkları anlamında çalışmalar yapılmadı...Bunun sonucu ora insanları İngiliz emperyalist etkisiyle yetiştiler...Sizin anınıza benzer çok şeyler işittim, tanık oldum...Ne yazık ki, oraya sudan önce götürülmesi gereken şeyler vardı...Umalım ki, bundan sonra Türkiye, Kıbrıs için daha ciddi politikalar yürütsün...Selamlarımla  20.11.2015 17:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1645
Toplam yorum
: 4272
Toplam mesaj
: 224
Ort. okunma sayısı
: 808
Kayıt tarihi
: 19.01.08
 
 

Edebiyat, kamu yönetimi ve gazetecilik tahsili... 27 yıllık eğitimcilik hayatından sonra emeklili..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster