Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Aralık '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
698
 

Neden böyle oldu demeyiniz; okuyunuz!

Neden böyle oldu demeyiniz; okuyunuz!
 

Sanal dünya ve kadınları


Deniz Baykal'ın çarşaf açılımından sonra laik hassasiyet bir anda sona erdi. Başörtüsü yüzünden yeri göğü titretenler, ortalığı birbirine katanlar, her şeyi bahane edip sokaklara dökülenler aniden derin bir sessizliğe büründü. Bir zamanlar sözleri vahiy kabul edilen "laik sözcüler"e neredeyse kulak veren kalmadı. Baykal'ı yolda yakalayan bir kaç isyankar vatandaş, birkaç yazar ve bir iki milletvekili dışında kimseden ses çıkmaz oldu.

Bunun sebeplerinden birini değişen trendle açıklayabiliriz. Geçirdiğimiz gerilimli günler, rejime yönelik gerçek tehditler sonucu yaşanmamıştı. Yaratılan bir çok sıkıntı, tamamen sanal yargılara dayanmaktaydı. "Rejim elden gidiyor" iddiaları gerçeği yansıtmıyordu. Yani başörtüsü laikliği tehdit etmiyordu. Öyle olduğu sandırılıyordu. Çünkü o, dün ortaya çıkmış bir simge değildi. Türk beyliklerinden Osmanlı'ya, oradan da Türkiye Cumhuriyeti'ne atlayan bin yıllık bir mirastı.

Kimse, akla mantığa sığmayan sayısız tartışmalardan, mücadele ve mitinglerden sonra başörtüsünün, rejimi tehdit ettiğiyle ilgili iddialarından vazgeçip, "örtünmek Türkiye'nin gerçeğidir" noktasına kendiliğinden gelemez. Hele, "kızlar başörtüsü ile üniversiteye girebilsin" diye yapılan anayasa değişikliğini iptal ettirmek için AYM'sine dava açıp, kazandıktan sonra... Demek istediğim ülkede bir şeyler değişiyor, galiba daha da değişecek.

Sebeplerden diğerini de yaşamakta olduğumuz ekonomik krize bağlamak mümkündür. Yıllardır ilk defa, iyi kazanan bazı elit zevat ile havalı, gravatlı narsist gençler bu dünyada, işsiz kalmanın ve işini kaybetme endişesinin laiklikten daha önemli olduğunu gördüler. Bunların dışında kalanları saymıyorum. Zira onların bütün hayatı, zaten hep bir şeyleri kaybetmenin korkusuyla geçmiş ve geçmektedir.

Esasen "laiklik tehlikesi" üretilen gereksiz bir vehimden ibaretti. Farz-ı muhal, gerçek bile olsa aç ve açık bırakıcı sonuçlar doğurmuyordu. Nereye çeksen geliyordu. Her konuya meze yapılabiliyordu. Tehlike ne kadar büyütülürse büyütülsün, kimsenin cebine ve sofrasına zarar vermiyordu. Ekonomik kriz ise böyle değildi. Somuttu; gözle görülüp elle tutulabiliyordu. İşsiz ve aşsız kalma korkusu yaşatıyordu. Şimdilerde, her zamanki gibi sabahları, şirketlerinin tahsis ettiği arabalarıyla işlerine giden bazı iyi kazananlar bu endişeyi yaşıyorlar. Yani korkunun gerçek objesiyle yüzleşmiş bulunuyorlar.

Peki biz neden böyle bir toplum olduk? Niçin realiteden bu kadar uzaklaştık? Neden tehlike kapımıza dayanmadan farkedebilme ferasetini gösteremedik? Çünkü bizim tehdidimiz, tarihimiz, hayatımız, kavramlarımız, aidiyetimiz gerçek değil, sanaldır. İsterseniz kısaca bakalım:

Cumhuriyet tarihimiz: Bu millet, 1923 ten 1950 yılına kadar cenneti yaşamıştır. Mutlu ve huzurlu bir hayat sürmüştür. Ne zaman ki, Menderes iktidara gelmiş; memleket hak ile yeksan olmuştur. Dirlik ve düzen bozulmuştur. Toplumu etkileyen her türlü aksaklık, eksiklik ve beceriksizlik (27 mayıs ve CHP dönemleri hariç) 1950 den sonra meydana gelmiştir. İşte resmi zihniyetle onun bağlılarının tarih özeti tamı tamına budur. Çocukları geçtik, reşit olmuş; hatta yaşını başını almış bir çok insan hala, bu masalı dinleyip/anlatarak yaşamaya devam etmektedir.

Sosyal hayatımız: Neredeyse ömrümün tamamı, cumhuriyete kasteden bedhahlara karşı, milleti uyanık olmaya çağıran nutukları dinleyerek geçti. Devlete yönelik tehdit önce, irtica ve komünizm tehlikesiydi. Daha sonra bu, laik hassasiyete dönüştü. Sistemimiz, demokrasiyi kullanarak şeriatı getirmek istiyenlerden defalarca kurtarıldı. Bunun için muhtıralar verildi, tanklar yürütüldü, partiler kapatıldı, mitingler düzenlendi, davalar açıldı.

Kavramlar: En kabul gören yazarlar, en değerli akademisyen ve hukukçular söze, "biz laikler" diye başlamakta, sonra da "müslüman" olduklarını ifade etmekte bir beis görmediler. Bir insanın hem laik, (din dışı) hem de müslüman (din içi) olamayacağını hiç düşünmediler. Türkiyenin en üst mahkemesinin üyeleri, somut hiç bir dayanak olmamasına rağmen başörtüsünü anayasaya aykırı buldular. Danıştay yargıçları, bir bayan öğretmenin sokakta ve evinde bile başını örtemeyeceği hakkında karar verdiler. İnsan, uyanmadığı sürece düşünde gördüklerini gerçek sanır ve rüyada her şey olur.

Aidiyetimiz: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes "Türk'tür" biçiminde formüle edilmiştir ve mesele çözülmüştür. Yani bu topraklarda kürt, arap, laz, çerkez, rum, yahudi, ermeni falan yoktur. T.C nüfus cüzdanına sahip herkes ister ana/babadan, ister sonradan olsun, türktür. Alt kimlik, üst kimlik sözünü edenler bölücülerdir. İşte bu masal, iç ve dış bazı mihraklarca kullanılan PKK isimli bir örgütün kurulmasına, ülkeyi kana bulayıp, geleceğini tüketmesine sebep olmuştur.

Evet, bu ülkenin insanlarına gerçek dünyada sanal bir hayat yaşatılmıştır. Toplum, hakim güç tarafından hayal aleminin aktörü haline getirilmiştir. Sevinçler, neşeler, korkular, vehimler hepsi bir senaryo ile belirlenmiştir. Herkes kendine verilen rolü oynamak, anlatılana inanmak, yönetmenin buyruğunun dışına çıkmamak zorunda bırakılmıştır. Oyunun adına da, "cumhuriyet" denilmiştir. Bazıları rol yapmayı çok sevdiğinden veya bu işten nemalandığından, bu alemde yaşamaktan çok memnun kalmıştır. Dünya ve ahirette iki elim, milletimi bu hale getirenlerin yakasındadır.

Fakat bir gün birileri bu hayatın gerçek olamayacağı üzerinde düşünmeye ve daha ötesini merak etmeye başladılar. Onlar, bu yapaylığı aşmak için büyük mücadeleler verdiler. Baskılara, engellemelere, ihtilallere, aleyte probogandalara rağmen ısrarlarından asla vazgeçmediler. Cumhuriyetin kuruluşunun üzerinden 85 yıl geçtikten sonra da olsa, artık bu realite kavranmış gibi görünüyor. Umarım ekonomik kriz, sanal dünyanın yönetmenlerinin ve bağlılarının basiretini açmış, gerçek tehdidin nereden geldiğini onlara da hissettirmiştir.

Sonuç olarak, eğer bunca yılımızı, bunca enerjimizi, bunca birikimimizi sanal korkular üretip onları altetmek için harcayacağımıza; sanayimizi, ticaretimizi, ekonomimizi geliştirmeye harcasaydık, belki bugün çok daha iyi durumda olabilirdik. Şu an, son yedi yıldaki çabanın ve bu sayede artan döviz rezervimizin ülkemizi nasıl ayakta tuttuğunu görebiliyoruz. Bu kriz dönemini, 2002 yılındaki durumumuzla karşıladığımızı düşünmek bile istemiyorum.

İçinde bulunduğumuz dönem ekonomi konusunda iyi bir görüntü vermiyor. İşsizlik, aşsızlık önümüzdeki günlerde de gündemi işgal edecek gibi duruyor. Artık bu, iktidarların çözebileceği bir mesele olmanın ötesine geçmiş bulunuyor. Zira zamanımızda satmak, üretmekten daha önemli hale gelmiştir. Hemen her ülke sanayicisinin, malını pazarlayabilmek için yalvar yakar dolaştığı bir ortamda, meseleye kalıcı çözüm bulmak kolay görünmüyor.

Öte yandan sosyal hayatımızın bazı kısımlarında iyi şeyler olacağını hissediyorum. Eğer trend aniden değişmezse önümüzdeki zamanlarda daha emniyetli bir ortama, daha adil ve güvenilir bir yargıya kavuşacağımızı zannediyorum. Bundan böyle bazı önemli kişilerin faili meçhul cinayetlere kurban gitmeyeceğini, eğitimin önemseneceğini; yolsuzlukların, yiyiciliğin giderek azalacağını düşünüyorum. Hayırlısı diyorum.

http://www.baktabul.com/773344-post1.html

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Saptırmak mı!? Aklıma asla gelmeyen bir olgu bu... Sözünüzü geri almanızı rica ediyorum! Zira konuya vakıf biri olarak yaptım o yorumu. Ve maalesef sizin "laik eşittir din dışı" ifadeniz üzerine... Asıl siz düzeltin o ifadeyi lütfen. Laik din dışı değildir! Laiklik de dindışılık değildir. Devlet yönetiminde dinsel (şer'i) kuralların değil, sivil hukukun kullanılması, hükümlerin ve yargılamaların modern devletlerin anayasalarına göre verilmesi demektir. Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi bu din dışılık değil, dini inançların insan vicdanındaki yerinde işlemesini, devlet işlerinde kullanılmamasını sağlamaktır. * Ansiklopediler çare değildir bu sorunu aşmaya; zira kavramlar her toplumda ve her çağda farklılaşır. Eşanlamlı sözcükler dahi eşanlamlı değildirler. * Laiklik Yunancada "laikos" İngilizcede "secular", Fransızcada "laicité" vs ile makes bulur. Laiklik ve laik ise bizde kullanıldığı biçimi ile sadece Türkçede vardır, çünkü bize özgüdür. Laik kişi bu sisteme inanan kişidir. Saygıyla

Mehmet Sağlam 
 20.12.2008 18:41
Cevap :
Mehmet bey: Laiklik, devlet yönetiminin kiliseden devralınmasıdır. Kurumlarının, yasalarının ladini (dinden bağımsız) hale getirilmesidir. Olayın çıkış noktası burasıdır. Laiklik, devletin işleyişinin ve bu işleyişle ilgili yasalarının dini referans almaması demektir. Yani devlet tüzel kişilik olarak din dışıdır. Laiklik budur. Laik rejimin, vatandaşlarının inancını kontrol yetkisi yoktur. Dolayısı ile insanın inancını neresinde taşıyacağına devlet karar veremez. Verirse, o devlet laik ve demokrat olamaz. Eğer insanları belirli bir kılıfa sokmak, onları kendinizleştirmek istiyorsanız, "bize özgü bir laiklik" üretmek zorurdasınız. Çünkü gerçek laiklik, bu maske altında çıkarlarını koruyanların amacını karşılamaz. Karşılamaz da, onların çıkarları için saptırdığı kavramların enkazı üzerinde tartışmak işte böyle bize düşer. Üzgünüm ama ben laik (dindışı) değilim. Ancak, laik yönetimi benimsemiş bir müslümanım. Doğru ifade bu olmalı. "Saptırma" sözümü geri alıyorum. Selam ve saygı ile.  20.12.2008 21:08
 

Eee... N'olcak şimdi Hüseyin Beyciğim: "Ben hem laik hem Müslüman biriyim..." diye iradesini ortaya koyan ve namazdan sonra okuduğu dualarında "Atatürk'ün mekânını da Cennet eyle Ya Rabbim!" diyen biri bu yazınızı okuduğunda ne düşünmeli?! *** laik (din dışı) *** ifadenizi tekrar gözden geçirmek ister misiniz? Saygıyla...

Mehmet Sağlam 
 19.12.2008 21:08
Cevap :
Mehmet bey: Durumu basitleştirelim. "Laik devlet" deyince, dinden bağımsız bir yönetimi anlamıyor muyuz? Laik devlet, dinden bağımsızdır ve işleyişinde dini referans almaz. Ama dinli dinsiz herkese aynı uzaklıktadır. Bu yönüyle de idealdir. Esasen laiklik, bireyle alakalı değildir. Rejimle ilgili yönetim biçimidir. Bir devlet bünyesinde hem laikliği, hem de şeriatı barındırabilir mi? Tabi ki hayır. İşte insan da aynen böyledir. Mesela, "Türkiye Cumhuriyeti, laik bir islam devletidir" denilemeyeceği gibi, "ben hem laikim, hem de müslümanım" da denemez. Ancak, "ben laik yönetimi benimsemiş bir müslümanım" denebilir. Laik olmak (inanmamak) bir tercihidir. İnanmak ta bir tercihtir. İkisinden de olmak için çift kişilik gerekir. Konumuzun Atatürk'e dua etmekle alakası yoktur. Meseleyi mecraından saptırmayalım. Bir sözlük veya ansiklopediden laiklik maddesini okuduğunuzda sorunuzu, "ben hem laikim, hem de müslümanım" diyenlere yöneltmeniz gerektiğini anlayacaksınız. Selam ve saygılar.  19.12.2008 23:28
 

Türklerin yazdığı bir “Türklerin tarihi” kitabını bulamayacakları için bir Fransız ilim adamının yazdığı kitabı öneririm. Bu çok cesur ve mert millet İslam dinine girer ve o güne kadar büyük devlet kurmaları ile birlikte; Osmanlı İmparatorluğu bir başka büyüyecektir. Türkler ve İslam; Türkler adeta İslam dini ile yeniden doğarlar. Yüksek adalet ve yönetim anlayışı, vakıflar hep İslam anlayışının ürünüdür. Şimdi Batı bunu çok iyi öğrenmiştir. Peki, yapılacak olan nedir? Bu mıknatısı Türklerden almak. İngilizler bu işte önayak olurlar ve Meclislerinde şunu dünyaya ilan ederler; “İngilizlerin Türklerden daha önemli bir meselesi yoktur. Ağırlıkları 250 kg.dır. Aşağı inmemeli, yukarı çıkamamalıdırlar. Bir damla petrol bir damla kana eşittir. Türkler Ortadoğu’dan çıkarılmalıdır. Çıkarılır ve hep borçlu bırakılır. Ancak Uzakdoğu (+Rusya) hesaplarını bozar. Şimdi ne hikmetse! Türklere bölgede ihtiyaç duyarlar. Artık ağırlıkları artmalı ve plan "ÇARŞAF" değişmelidir. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 19.12.2008 14:47
Cevap :
Azizim Canmehmet: Dediğiniz gibi, bu (gözyumma mı diyelim, ön açma mı diyelim, ihtiyaç duyma mı diyelim) değişime neden ve nasıl fırsat veriliyor bilmiyorum. Sanki birden devran döndü. Dünün öncü kahramanları, bugün mağdurları oynar hale geliverdi. Bakıyorum da Necla arıtmanın arkasında kimse kalmadı. Halbuki bu sözü eskiden söylese kahraman olurdu. Sonucu çok merak ediyorum. Selam ve sağlık dileklerimle.  23.12.2008 1:54
 

Örnek 4; Eskiden devletler büyüme yolunda herhangi bir engelle karşılaşmamak veya güçlü müttefikler bulmak için diğer bir devletten bir prensesle evlenir böylece kurulacak akrabalıklar yoluyla bir şekilde bir yarar beklenirdi. Şimdi bunun yerine hedef ülkede okullar açılarak, orada verilecek eğitimle kendinize binlerce yeni akraba! Bulabiliyorsunuz. Birinci Dünya Savaşından sonra ülkemizdeki yabancı okullardan mezun olanlardan kimileri, Amerikan mandası olmamızı önermişlerdir. (“Aaa… Kabul edilmemiştir” diyenlere derim ki; Aaa… Muhteremler mandacılık nedir ki; eğer sokaktaki levhaların üzerinde İngilizce yazmıyorsa, okullarda Türkçeden çok İngilizce öğretilmiyorsa… Haftada bir milyar dolar faiz ödemiyorsanız haklısınız… Daha Ülkedeki TV’lerin kimin olduğuna sıra gelmeden!) Biz Laik bir ülkeyiz (görünürde) Ancak kanunlarımız Hıristiyan bir kültürden alınmadır… Gelelim konuya; Türkler çok akıllı ve cesur millettir. Tarih okumayan birine bunu anlatmak hiç kolay değil, tereddüt edenler...

Canmehmet 
 19.12.2008 14:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 702
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster