Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Fevzi Gültuna (Cavıldak)

http://blog.milliyet.com.tr/fevzigultuna

19 Kasım '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
124
 

Neden bunlar

Neden bunlar
 

Hakan’ın kanlar içerisinde eve geldiği günden sonra annesi Neriman Hanım, Hakan’ı okula geliş ve gidişlerde hiç yalınız bırakmadı. Her gün bir bahane uydurup okulun kapısına kadar oğluna eşlik ediyor ve oradan ileriye devam ediyor gibi yapıp az ileriden geri eve dönüyordu. Hakan bu durumdan hiç memnun değildi. Çünkü arkadaşları korkudan yalınız gelemediğini söyleyip onunla alay ediyorlardı. Oysa korkacak bir şey yoktu. O hayatı boyunca hiçbir kimseye kötülük yapmamıştı. Sade bir yaşantıya sahipti. Derslerinde de bir hayli başarılıydı. Sadece suçu okuldaki yaygın olan siyasi görüşün karşıtı olanların, çoğunluk olduğu mahallede oturuyor olmasıydı. Aslında siyasi olaylarla hiç ilgilenmiyor varsa yoksa ders çalışıyordu. Ama kardeş kavgasının yoğun olduğu o dönem de tarafsız kalmak çok zordu. Hakan da bu zoru başarmaya çalıyordu. Nasıl başaracaktı ki okuldaki arkadaşlarıyla samimi olsa ortak hareket etse mahalledekilerden, mahalledekilerle ortak hareket etse okuldakilerden dayak yemek vardı. Hakan bu şartlar altında liseyi bitirdi.

Baba, gurbetçi olduğundan bütün yükü anne sırtlanmıştı. Tek dileği oğlu yaşadığı şehrin dışında bir yer kazanır da, bu kavgalı ortamdan kurtulur umudundaydı. Neriman hanımın duaları kabul olmuştu. O yıl Ülkemizin en seçkin vakıf üniversitelerinden birini yüzde elli burslu kazanmıştı. Hakan okul kayıtlarını yaptırmak için babası ile birlikte üniversitenin öğrenci işlerine birlikte geldi. Okul düşündüklerinden daha güzel ortam iyi gözüküyordu. Babası Harun Bey zor şartlarda gurbet ellerde biriktirdiği paralardan okulun ilk taksitini yatırdı kalanı için de senet imzalayarak işlemlerini tamamladıktan sonra Hakan’ın kalacağı yurt binasına geçtiler. Yurt; okulun içerisinde, odalar ikişer kişilik içerisinde bilgisayarı, buzdolabı var, yani anlayacağınız bugüne kadar yaşamış olduğu evden daha konforlu ve ders çalışmak için mükemmel bir ortam.

Harun Bey oğluna;

“Hayırlı olsun Allah utandırmasın.”

Hakan;

“Teşekkür ederim babacığım, çok çalışıp seni ve annemi mahcup etmeyeceğim.”

Her ikisi de memnundular. Hele hele kardeş kavgasının en yoğun oluğu o dönemde kayıt yaptırdıkları okulun adı kavgayla gürültüyle pek anılmayışı sakin bir ortam olması onları daha da memnun etmişti. Kayıt işlemlerinden sonra memleketleri Giresun’a döndüler. Baba yine para kazanmak ailesinin geçimini temin etmek için gurbet ellere yola düşerken, Neriman Hanım’da oğlunun eksik olan ihtiyaçlarını tamamlama gayreti içerisine girdi. Her anne evladına düşkündür ancak Neriman Hanım daha düşkündü. O onun eli, ayağı, gözü her şeyiydi.

Ayrılık vakti gelmişti. Neriman Hanım kocasından sonra oğlunu da gurbete yollayacak. Ne kadar zordu onun için evde hiç erkek kalmamış, iki kızıyla birlikte kaderleriyle baş başa kalacaktı. Ne kadar zor geliyordu ama çaresiz katlanacak kaderlerine razı olacaklardı. Aile güzel bir hayatı yakalamak umuduyla dağılmıştı. Baba Sinop’ta, Hakan Ankara’da, anne Giresun’da.

Hakan okuluna ve çevresine çabuk alışmıştı. Zaman zaman anne ve babasıyla telefonla görüşüyor karşılıklı iyi haberlerini aldıklarından herkes gönül rahatlığıyla işlerini devam ettiriyorlardı. Ta ki  Harun Beyin Ankara’ya gelişine kadar.

Harun Bey çalıştığı firmaya malzeme almak üzere Ankara’ya gittiğinde oğlunu da görmek istedi. Ancak, okula vardığında oğlunu okulda bulamadı. Bölümünde ki birkaç öğrenciye sorunca Hakan diye birini tanımadıklarını söylediler. Endişeleri iyice arttı. Hızlı adımlarla öğrenci işlerine koştu. Orada duyduklarından hayatı karardı yere yığılmaktan son anda yanındaki memurun hamlesiyle kurtuldu.

Görevli memur;

“Buyurun oturun beyefendi, sakin olun. Biz de size ulaşmaya çalışıyorduk. Oğlunuzun devamsızlığı ile ilgili göndermiş olduğumuz mektuplar hep iade oldu.”

“Ne devamsızlığı oğlumla telefon ile yaptığım görüşmelerde derslerinin gayet iyi olduğunu söylüyordu.”

“Devamsızlıkta nereden çıktı.”

“Maalesef ilk on beş günden sonra Eskişehirli bir arkadaşıyla birlikte okuldan ayrılıp dışarıda ev tutmuşlar bir daha da okula uğramadılar.”

“Ne yapmam lazım?”

“Üzülme bir dönem kaybı olur, çalışır ve aynı hatayı bir daha yapmazsa her şey düzelir.”

Harun Bey okuldan aldığı bilgiler doğrultusunda oğlunu aramaya başladı. Çok geçmeden aradığı adrese ulaştı. Ancak evde kimse yoktu. Apartmanın girişinde beklemekten başka çaresi yoktu. Öylede yaptı. Gece yarısına doğru Hakan ve arkadaşı sallanarak eve girdiler. Arkasından da Harun Bey içeriye daldı ve zile bastı.

Hakan;

“Hayırdır” bu saatte kim olabilir ki diye aklından geçirirken kapıyı araladı babasını karşısında görünce dili tutuldu, dondu kaldı. Şaşkınlıktan babasına ne gir diyebildi ne de başka bir söz söyleyebildi. Sadece arkadaşına “Arif  babam, babam “ diye seslenebildi. Arif de kapıdaki adamın Hakan’ın babası olduğunu anlayınca ilk anda bocaladı ama kendini çabuk toparladı.

“Buyur amca.” Diyebildi

Harun Bey gayet sakin bir şekilde içeriye geçti Arif’in gösterdiği yere oturdu. Odada uzun bir süre sessizlik hakim oldu. Sessizliği Harun Beyin sorusu bozdu.

“Okulu neden bıraktın?”

Hakan’dan tek cevap;

“Sevmedim, burada okumak istemiyorum.” Bu sözün üzerine Harun Bey başka bir şey demedi.

Harun Bey;

“Toplan gidiyoruz.” Deyince Hakan hemen eşyalarını toplamaya başladı. Hakan eşyalarını toplarken arkadaşı Arif’e de;

“Evladım aranızdaki alacak verecek meselesini de sen hesapla borcu varsa ödeyeyim.” Dedi ve bir daha hiç konuşmadı. Sabah olunca Hakan’ı Giresun otobüsüne bindirip memleketine  gönderdi. Kendisi de işlerini halledince Sinop’un yolunu tuttu. Harun Bey eşini arayıp durumdan haberdar etmedi. Çünkü onun üzülmesini istemiyordu. Kendisi de bir hafta sonra Giresun’a gidecekti. Gittiği zaman durumu sakin bir şekilde anlatmayı düşünüyordu.

On saatlik yolculuktan sonra Hakan hem memleketine hem de annesine kavuşmuştu.  Ancak okulu bıraktığını annesine söylemedi, söylemeyi de düşünmüyordu. Zaten babası gelince bir şekilde anlatacaktı. Neriman Hanım üç-dört aydır görmediği oğluna en sevdiği yemekleri yapıyor adeta ayrı geçen zamanın açığını kapatmaya çalışıyordu. Neriman Hanım oğlunun gelişinde on beş gün sonra kocasına da kavuşmuştu. Gayrı ondan mutlusu yoktu. Neden mutlu olmasın ki uzun zamandır ailesinin tamamıyla birlikte sofraya oturamıyordu. Ancak kocası Harun bey de oğlunun okulu hakkında bir şey söylemedi. Söylese çok üzülecek, yıkılacaktı. Çünkü oğlunu çok iyi yerlerde hayal ediyordu.

Hakan Giresun’a geleli neredeyse bir ay olmuştu. Okullarını ikinci döneminin başlamasına bir hafta gibi bir zaman vardı. Dönüşte Ankara’ya bilet bulunmaz diye Neriman Hanım erkenden alması için eşini sıkıştırıyordu. Harun Bey de buluruz deyip geçiştirmeye çalışıyordu. Gayesi okulu bıraktığını, orada okumak istemediğini oğlunun söylemesini istiyordu. Neriman Hanım oğlunun çamaşırlarını ütülemiş katlamış özenle bavula yerleştirmiş gitmeye hazır hale getirmişti. Yerleştirdiği bavulu neredeyse her gün açıyor acaba bir şey unuttum mu, eksik olan bir şey var mı diye göz atıyordu.

Nihayet dönüş günü gelmişti. Hakan da hiç telaş yok.

Neriman Hanım;

“Hiçbir hazırlığın yok, telaşın yok,  yoksa bizlerden ayrılmak istemiyor musun?

“Hayır anne; ben o okulda okumak istemiyorum. Gitmeyeceğim. Zaten birinci dönem de okula gitmedim, sen üzülme diye bugüne kadar bir şey söylemedim.”

Neriman Hanım oğlunun söylediklerini duyunca dili tutuldu olduğu yere yığıldı kaldı. Dünyada her şeyin olabileceği aklına gelebilirdi ancak oğlunun okulu bırakacağı aklının ucundan bile geçiremezdi. Çünkü büyük hayaller kurarak bugünlere gelmişti. Her gün okula onunla birlikte bu hayalleri gerçekleşin diye gidip gelmişti. Yığıldığı yerden eşinin ve kızlarının yardımıyla kalktı ve kızının eline ve yüzüne döktüğü suyla kendine gelebildi. Uzun bir sessizlikten sonra Neriman Hanım “Meğer ben rüya görüyormuşum, iyi ki uyandım. Gerçek hayatta olduğumu anladım.” Dedi sadece “Allah senin için hayırlısı neyse onu nasip etsin” diyerek konuyu kapattı.

Aradan iki hafta kadar geçmişti ki Hakan dershaneye yazılıp tekrar üniversite imtihanlarına hazırlanacağını söyleyip yazıldı. Baba evladıyla imtihan olduğunu düşünerek sabırla olayları akışına bırakarak taleplerini yerine getirmeye çalışıyordu.

Hakan o yıl yapılan imtihanlarda S:Ü. İnşaat Mühendisliğini kazanma başarısını gösterdi. Ailesi biraz rahatlamıştı ancak korkuları devam ediyordu. Ya yine yarıda bırakırsa endişesini üzerlerinden atamıyorlardı. Yıllar içerisinde Hakan’ın okuması ile ilgili endişeleri boşa çıkmıştı ama bu sefer de kendileri ile bağları gevşemişti. Tatillerde ve özel günlerde ailesinin yanına gelmek yerine arkadaşlarıyla olmaya başlamıştı. Bu durum onları ziyadesiyle üzüyordu. Onlar ne bekliyordu, o ne yapıyordu.

Okulunun üçüncü sınıfındayken kurban bayramı yarıyıl tatiliyle birleşmişti. Neriman Hanım telefonda oğluna “bak bu bayram bir yere söz verme bayramda hep beraber olalım kardeşlerin de özlüyor bir arada olmamızı çok istiyorlar onları kırma.”dedi. Ancak annesinin sözünü dinlemedi yine arkadaşlarıyla tatil planları yaparak bayramın birinci gününden başlayarak bir haftalığına Kartalkaya’dan yer ayırttı. Annesi ve kardeşleri yine bayramı buruk geçirecekti ama Hakan’ın umurunda bile değildi. Neriman Hanım arife günü oğluna tekrar telefon ederek tatilini iptal edip beraber olmalarını istedi ama nafile.

Hakan bayram sabahı Kartalkaya’ya gitmek üzere arkadaşlarıyla birlikte yola çıktılar. Araçta tam yirmi sekiz kişi vardı. Hakan en önde bir numaralı koltukta oturuyordu bir saat kadar yol aldıktan sonra uyumak üzere en arkadaki arkadaşıyla yer değiştirdi. Daha bir kilometre gitmemişlerdi ki otobüsleri karşıdan gelen kamyonla kafa kafaya çarpışması sonucunda yirmi dört ölü, dört yaralı. Yaralılardan bir tanesi de Hakan. Vücudunda kırılmadık yer kalmamıştı tam dört ay hastanede alçılar içerisin de yattı. Öldürmeyen Allah öldürmüyordu. Yiyecek ekmeği görecek günleri varmış ki sağ kalabildi.

Uzun tedaviler sonucuna iyileşen Hakan bir yıl gecikmeyle de okulu bitirdi. Anne ve babasının tasvip etmediği bir kızla da evlilik yaptı. Bir kız, bir oğlan çocuğu sahibi oldu ama mutlu olamadı. Evlilikleri devam ediyor ama mutluluk ve huzurları yok.

Hakan kendi kendine “Neden bunlar benim başıma geliyor?”diye soruyor.

Cevabı da kendine göre veriyor “Galiba annemin söylediklerinin hep tersini yaptığımdan.”

 

 

FEVZİ GÜLTUNA

ANKARA 2013 KASIM

   

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 37
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 553
Kayıt tarihi
: 06.02.09
 
 

1957 Amasya' da doğdum.İlkokulu Amasya' da okudum. Ortaokul ve liseyi Sincan' da, yüksek okulu Samsu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster