Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '07

 
Kategori
İnsan Kaynakları
Okunma Sayısı
667
 

Neden ceketlerini alıp gitmezler?

Neden ceketlerini alıp gitmezler?
 

Her kurum ayrı bir karaktere sahiptir. Ayrı bir kimlik taşır. Nasıl ki kaşesi, mührü ve tabelasıyla her kurum kendine özgü ve özel bir işletme yapısına sahiptir.

Kuşbakışı her kurum, bağlı bulunduğu bakanlığın belirlediği kanun, yönetmenlik ve yönergelere göre idare edilir. Ancak unutulmaması gereken bir nokta var ki her kurum aynı başarı ve standartları yakalayamamaktadır. Bunun arkasındaki en önemli neden de insan kaynaklarıdır.

Her kurum, kendini yöneten, idare eden, yürüten insanla bütünleşir ve o insanların karakter, donanım, kabiliyet, tecrübe ve eğitimine göre bir karaktere bürünür; itibar kazanır, gelişir veya yok olur. Nasıl ki insanın kumanda merkezi beyin ve kalptir. Kurumların da kumanda merkezi yöneticilerdir.

Ben bugün ideal yönetici tanımlamalarına girmeden yazımda, hastalıklı bir kurumda yönetim kadrosunun değişmesinin neden bu denli güç olduğu üzerinde durmak istiyorum.

Az ortaklı küçük veya küçük ölçekli işletmelerde yönetim veya yönetici değiştirme girişimleri genellikle kurumun yok olması ve ortaklığın dağılmasıyla sonuçlanmaktadır. Çünkü bu işletmelerde yöneticilikle patronluk karıştırılmakta, daha çok patron-yönetici olma eğilimi görülmektedir.

Hastalıklı kurumlarda yöneticiler;

ya

kibirli,
despot,
gururlu,
mutlak itaat bekleyen,
çıkarcı,
tehdit ve ceza ile kontrol eden,
çatışmaları bastıran,
ortaklarla ve çalışanlarla ilişkisi düşmanca

ya da

pasif,
edilgen,
ilkesiz,
mavi boncuk dağıtan,
aşırı müsamahakâr,
yürütmede hantal,
günü kurtarıcı,
tutarsız,
kendi sorumluluklarını başkalarına yükleyen,
meşgul gibi görünmekle çalışmayı birbirinden ayıramayan,
merasimci,
hesapsız,
aşırı duygusal,
çalışanları kendi haline bırakan
ve çalışanlardan evlat tavrı bekleyen idealizmden, üretkenlikten uzak insanlardır.

Her iki yöneticinin ortak tarafı “yetenekli astlarının veya ortaklarının varlığını tehlike” gibi düşünmeleri ve sektördeki değişim ve gelişmeleri takip edecek eğitim, kültür, kabiliyet, donanım ve liderliğe sahip olmamalarıdır. Kısaca "feodal kafa ile kapital bir yeri işletme"nin imkânsız olduğunun farkında değillerdir.

Kurumun kabuğunu kırması, gelişmesi, kârlılığa geçmesi veya artırması, kurumsallaşması için başta yönetim metodunun ve kadrolarının değişmesi gerekir. Ancak kimi zaman makamlarının sahte gururlarına kapılan yöneticiler, kimi zaman da özgüveni eksik veya tembel ortakların varlığı nedeniyle bu değişim, gerçekleştirilememektedir.

Yetki devralma ve devretme konusunda yaşanan sıkıntıları aşağıdaki gibi sınıflandırabilirim:

YÖNETİCİLERİN YETKİ DEVRİNE YANAŞMAMALARININ NEDENLERİ

1) Otoriteyi ve kontrolü elden bırakmama isteği,
2) Kabiliyetli ve mağdur ortakların yetki almasıyla, kabiliyet ve performans karşılaştırılması yapılacağından endişelenme,
3) Yakın çevresinde ve sektör içinde itibarını kaybetme endişesi,
4) Neyi devredeceğini bilememe,
5) Nasıl devredeceğini bilememe,
6) Daha iyi elemanları kıskanma,
7) Yetki devrini bir mağlubiyet olarak algılama,
8) Yetkileriyle ilgili gizli tuttukları ihmal, hata, yalan veya yanlışlarının ortaya çıkmasından endişelenme,
9) Varsa Bizans oyunlarının son bulmasından ve ortaya çıkmasından endişelenme,

BAZI ORTAKLARIN YETKİ DEVRALMADA İSTEKSİZ DAVRANMALARININ NEDENLERİ

1) Ek sorumluluk almada isteksizlik,
2) Yetki devralmanın, yetişme ve gelişmenin bir aracı olduğunu görememe,
3) Yalnızca sevimsiz işlerin devredildiğini sanma,
4) Grupların gönüllü yetki devralana baskı uygulaması,
5) Devralınan yetki ve sorumluluğun ek sorumluluk getirdiği halde ödül getirmemesi,
6) Tembellik ve korkunun adına tevazu koyup yetkiden kaçma,
7) Kendi yetkilerini yukarıya devretmeyi tercih etme,
8) Eleştirilme korkusu,
9) Yetki kullanmada beceriksizlik,
10) Yetki istemenin kibirle karıştırılması, yanlış anlaşılma endişesi,
11) Yetki almayıp eleştiren tarafında olmayı tercih etme.
12) Kurum yöneticisiyle zaten ahbap-çavuş ilişkisi içinde olma.

resim:www.istanbul.edu.tr

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

SEVGİLİ MURAT BEYCİĞİM,MERHABALAR..! SİZİ CANI GÖNÜLDEN KUTLUYORUM...TAM TAMINA BENİM DÜŞÜNÜPDE, KALEME ALIP YAZAMADIĞIM YAZIYI SİZ GÜNDEMİNİZE ALMIŞSINIZ VE BURADA (MB)'de YAYINLAMIŞSINIZ,BENİM İÇİN BİRAZ GEÇ OLDU AMA TEMİZ OLDU DERLER YA..İŞTE ONDAN..! GERÇEKTENDE PROFOSYONEL OLARAK KURUMSALLAŞAMIYAN FİRMALAR,KURUMLAR BUGÜNKÜ ŞARTLARDA BATMAYA (İflasa)MAHKUMLARDIR...BUNUN BAŞINDAKİ ADAMINDA TAM MANASIYLA PROFOSYONEL OLMASI GEREKİR..! YOKSA VAZİYET KEL,ACELE GEL MİSALİ SİZLERE ÖMÜR OLURLAR DOĞRUSU... MURAT BEYCİĞİM,SİZİ BİRAZ GEÇ TANIDIM,FAKAT SİZE KARŞI BÜYÜK BİR SEMPATİ DOĞUŞDU İÇİMDE...! HİSSETTİĞİM KADARI ile TAM BİR (+) POZİTİF BİR KİŞİLİĞİNİZ VAR KANIMCA...! SİZİN BİLHASSA SEVGİLİ AHMET BALCI ARKADAŞIMIZIN (Nasreddin Hoca) YORUMLARINA KATILMANIZ ÇOK DİKKATİMİ ÇEKMİŞTİ...FAKAT SİZİN BANA BİR SÖZÜNÜZ VAR MURAT BEY ,BENİDE LİSTEYE ALACAKTINIZ,SAKIN SAKIN UNUTMAYINIZ BENDENİZİ LÜTFEN:)))! SİZE ÇUKUROVA-ADANA'dan SEVGİ ve SELAMLARIMI TAKDİM EDERİM EFENDİM..! NECİP KÖNİ - ADANA/TR

Necip Köni - Adana / TR 
 28.11.2007 13:21
Cevap :
Abi, beni mahçup ediyorsunuz. Yazımı beğenmeniz, hakkımdaki samimi hisleriniz ve düşünceleriniz Beni ziyadesiyle onurlandırmıştır. Sizle tanışmak büyük şans. Abilerimin sayısı artıyor. Abi bahsettiğiniz MB dostları yazım artık eskidi ve az okunuyor. Sizi öyle bir yazıda anmalıyım ki yazım, o hafta okunma rekoru kırsın. Ve sizi tanıma şansını diğer dostlarım da bulsun. İnşallah ilk fırsatta Blog'la ilgili bir yazıda dostlar bir araya geliriz yine... Palandöken'den Çukurova'ya sımsıcak selamlar... Saygılar sunarım efendim.  28.11.2007 14:39
 

Ülkemizde bunlardan çok var. Güzel bir yazı, güzel tespitlerdi, elinize sağlık.

Ayrıntıda gezinmek 
 09.11.2007 2:43
Cevap :
dediğiniz gibi ülkemizde bunlardan çok olması ve bunların normal karşılanması, çağdaşlaşma ve gelişmenin önündeki sosyolojik arızalardan biri. Sizin son yazınızdaki sıkıntılar da farklı bir sosoyolojik arıza sonucu. Toplum olarak sosyo-kültürel yapımızın ve hayatı algılayış biçimimizin çoooook değişmesi lazım... Medeniyet ayrıntılarda yatar efendim. Sevgiler..  09.11.2007 11:02
 

İşinin ehli, profesyonel yöneticiler dahi olsa onlar hala hayallerinde ki patronculuğu oynamayı seviyorlar galiba.20 yıl yöneticilik yaptım maalesef bunun aksini görmedim.Böyle geldi, böylede gider.Sırasında küçük bir şirket, sırasında bir holdingte çalıştım.Hepsi aynıydı.Hatta bir defasında patronun yeğenini işe almamak için elimden ne geliyorsa yaptım.Çünkü daha ilk iş görüşmesinde hiç bir işe yaramayan şımarık, züppe olduğunu fark ettim. Kararımı vermiştim.Uygun değil dedim.Ve dediğimide uyguladım.Ya o ya ben durumuna düştük.En sonunda çok sesli koro halinde süren kavgamız bittiğinde galip gelen ben olmuştum.2 saat aralıksız konuştum, ikna oldu.Tabi bu herzaman mümkün olmuyor.Patron başka bir şirketinde işe yerleştirdi.Başına gelenler tam bir rezaletti.Bedeli çok ağır oldu.Konu gündeme geldiğinde sen haklıydın.İnsan Kaynaklarının işine karışmamam gerektiğini biraz geç öğrendim ama tam öğrendim demesini hayatım boyunca unutmam.Maalesef değişmesi biraz zor. Sevgi ve saygılarımla..

Zeynep Gülay 
 09.11.2007 0:27
Cevap :
Maalesef dediğiniz gibi. Biraz hayatı, insanları algılayış biçimimizi değiştirmeli, işimize, insanımıza saygıyı öğrenmeliyiz. Donanımlı ve güçlü olmayı ezmek ve üzmek için değil başarı ve saygı için kullanmak gerek... Katkınıza teşekkürler ve saygılar efendim..  09.11.2007 11:17
 

ben şimdi bu yazını yöneticilerime göndersem:) çok süper olur du amma:)))) Haydi sevgiler

Ozlem Ozkulak 
 07.11.2007 17:33
Cevap :
iş saadetinle oynamış olmayayım:)) selamlar..  07.11.2007 18:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 143
Toplam yorum
: 2363
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2250
Kayıt tarihi
: 22.08.07
 
 

Bu âlem içinde aileme zaman ayırmak, gezmek, okumak, fotoğraf çekmek, resim çizmek ve iş hayatı h..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster