Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Beyhan BiÇKİN KOZANOGLU

http://blog.milliyet.com.tr/turk35

15 Mart '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
827
 

Neden kızıyorsunuz bana?

Neden kızıyorsunuz bana?
 

Neden kızıyorsunuz bana anlamadım ki? Zaten ben hiç bir zaman' ben bir meleğim' demedim ki. Herkes gibi benim de yanlışlarım oldu. O yanlışların yanlışları oldu. Sonra bir baktım ben yanlışlar dağının altında kalmışım, elimi uzatıyorum ama kimse görmüyor.

Neden kızıyorsunuz bana, sanki her yanlış yapan bilerek isteyerek mi yapıyor yanlışı ki ben bilerek isteyerek yapayım.

Neden kızıyorsunuz bana, ben yanlışlarım 'doğru' demedim ki, sadece yaptığımın yanlış olduğunu bilmedim. Yaptığımın yanlışlığının farkında olsam yapmazdım ki. Canımdan öte canlarımı üzmezdim ki. Ama yaptıktan sonra da yanlışlarımı düzeltemedim ki.... Oysa kendimle ne kadar savaşdım, kaç geceler sessiz gözyaşları döktüm, çare bulamadım ki...

Neden kızıyorsunuz bana, ben o yanlışların denizinde boğulmamak için çırpınırken, can simidi sanarak tutunduğum süngerlerin beni daha dibe çekeceğini bilemezdim ki....

Neden kızıyorsunuz bana, susuz kalan çicek sanıyor musunuz ki bulduğu suyu temiz mi diye düşünür? Hayır düşünmez, sadece susuzluğunu gidermeye çalışır, anca zehirlenince bilir yanlış yaptığını... O zaman da işişden geçmiş olur, yapacağı tek şey beklemek olur...

Neden kızıyorsunuz bana ağlıyorum diye, elimden başka bir şey gelmediğini nasıl anlatabilirim ki size? Döktüğüm gözyaşlarının çaresizlik yaşları olduğunu nasıl anlatabilirim ki size?

Neden kızıyorsunuz bana, attığım sessiz çığlıkları size duyuramadıysam, suç benim mi?

Neden kızıyorsunuz bana, kurtulmak için uzanıyor ama tutunacak dal bulamıyorsam, suç benim mi?

Ne olur kızmayın bana, hani şarkı diyor ya 'son pişmanlık neye yarar, her şeyin bedeli var' çok doğru, son pişmanlık hiç bir şeye yaramıyor ama, bedeli çok ağır oluyor. Zaman durdurulamıyor, yaşananlar yaşanmışlığıyla kalıyor ama en acısı insan kendisini affedemiyor.

Ne olur kızmayın bana, Sezen Aksu'nun şarkısı gibi' şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler' her şey daha başka olurdu, ama ne yazık ki olmuyor..

Ne olur kızmayın bana, yanlışlarımı anlamak imkansız biliyorum ama hiç olmazsa çaresizliğimi anlayın..

Ne olur kızmayın bana, kalkmak için sadece uzanan ellerinize ihtiyacım var..

Ne olur kızmayın bana, yanlışların yerine doğruları çin sadece sevginize ihtiyacım var...

Neden elimi tutan kimse yok, neden sesimi duyan kimse yok, neden artık sevgiyi hissedemeyişim? Okyanus karanlığı gibi önümdeki bu yolda neden mum ışığı kadar bile bir aydınlık yok?

Gökyüzündeki yıldızlar bile sanki perdelerini kapamışlar bu gece, sabah olunca kuşlar bile daha sessiz cıvıldaşıyor, bak açmak üzere olan çiceğimin tomurcuğu bile kurumuş, denizin sesini de duyamaz oldum artık, sabah oldu ama, güneş neden parlamıyor, üzerimdeki bu ağırlık neden...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

kızkardeşim mutsuz çünkü mutlu olmak gbi bir şıkkı göremiyor hayatında, kötü müzik dinliyor evet müziğin kalitesizi de var, kitap okumuyor, kötü kalitesiz programlar izliyor tv.bağımlısı bi ton da şikayet ediyor zaman zaman izlerken, negatif kişilerle yoğunlaşıyor, geçmişin etkisinden çıkamıyor, tepkilerini ya tepkisizlikle yada aşırı tepkiyle veriyor.. lütfen klasik müzik dinle, kuantum fiziğiyle ilgilen pozitif düşünce gücü, çekimyasasını anlatan konuları incele, esprili pozitif insanları seç , meditasyon yap, yoga,reiki,spor yap, tüm bunları yapsa ne ona kızan olacak, ne o kendine kızacak ...yaşam alışkanlıklardan ibaret.. bakış açımız değiştiğnde herşey otomatik değişiyor. hayata nasıl bakıyoruz? daha fazla iç dünyaya yolculuk etmek lazım. daha fazla derinlere inmek lazım.. çekim yasası doğru, bakın nasıl birbirimizi çektik ve çıkamıyorum hala sayfalarınızdan...

Kundelas- Sevdakılıçaslan 
 08.01.2008 0:57
Cevap :
:) hadi bakalim sonu nereye varacak  08.01.2008 21:48
 

Bir anne gördüm geçen gün. Hemen yanında çocuğu elindeki topla oynuyordu. Topu yere vuruyor, yerden çıkan ses ve topun zıplayıp bir yana doğru gitmesiyle eğleniyordu. Annesi bir ara çekiştirip kızmaya başaldı. "Yapma artık, bak kafam şişti" gibi birşeyler söylüyordu. Çocuğunsa onu dinlediği yoktu. O hareketi ve sesi seviyordu. Annesi gibi olamazdı ki! Kızmak yerine keşke parka görtürüp özgür bıraksaydı çocuğunu. Nasılsa eğlenceye de oyuna da bir müddet sonra doyacaktı. Demem o ki, genç, yaşlı, erkek, kadın farketmiyor. Karşımızdaki ufkumuza sığdırmaya çalışıyoruz. Bırakalım insanlar kalsın olduğu gibi. Seveceksek öyle sevelim...

A y s a n c a 
 15.03.2007 22:51
Cevap :
Bu yazımda hep şarkılar var aklımda nedense. Yazınızı okuyunca Orhan Gencebay geldi aklıma :)) 'Beni böyle sev seveceksen, olduğum gibi göreceksen..' Ebeveynler olarak belki yaptığımız en büyük hatalardan biri, çocuğumuzun tutunacak bir dala ihtiyacı varken, bunu bile bile o dalla çocuğumuza vurmaya kalkmamız galiba. Elbette söylenenler , yapılanlar yardım amaçlı ama keşke yaptıklarımızı, söylediklerimizi onların canını acıtmadan söyleyebilsek, keşke onlara sevdiğimizi hissettirip öyle söylesek söyleyeceklerimizi de zaten bir acı yaşıyorlarken bizim yaptıklarımız tuz biber olmasa acıların üzerine. Teşekkür ederim Yusuf Bey, selamlar..  15.03.2007 23:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 124
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 188
Ort. okunma sayısı
: 1121
Kayıt tarihi
: 24.08.06
 
 

Danimarkada yaşayan bir İzmir'liyim. Hiç de sanıldığı gibi yurtdışında olduğum için milliyetçi değil..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster