Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Haziran '07

 
Kategori
Küresel Isınma
Okunma Sayısı
1374
 

Neden Kyoto sözleşmesini imzalamıyoruz?

Neden Kyoto sözleşmesini imzalamıyoruz?
 

Bugün bir çevre haftası etkinliğine katıldım. Etkinlik, zeki ve başarılı lise öğrencilerinin hazırladığı bir paneldi ve konu son yılların vazgeçilmezi olan “küresel ısınma”ydı.

Öğrenciler –sunum yapan dört arkadaştı- aktardıkları bilgilerle, konu üzerinde derin bir araştırma yaptıklarını ortaya koydular. Genç dimağlar için, zaten son derece ilgi çeken bu konu, yüreklerde saf bir şekilde varlığını koruyan çevre duyarlılığı ile birleşince, bilgi ile birlikte korku ve panik ifadeleri de anlatımlarda ön plana çıktı.

Ancak bir kez daha, saf bilgi ile, bir bilgi dizisinin yan yana gelmesiyle ortaya çıkan anlam bütünlüğü arasındaki farkı gördüm. Ya da, saf bilginin bile, bütünlüğe erişmeye çalışan bilincin eleğinden geçmesi gerektiğini.

Örneğin öğrenci arkadaşlar, artık öğretmenlerinin yönlendirmesi ile midir bilinmez, aslında Türkiye’nin küresel ısınmaya olan katkısının çok düşük olduğunu, karbondioksit salınımı sıralamasına bakarsak, 200 kusur ülke arasında 90’ıncı sıralarda yer aldığımızı söylediler. Ve bu nedenle de ülkemizin Kyoto protokolüne uymasının bir zorunluluk olmadığı yönünde bir görüş birliğini yansıttılar. Hatta öğrencilerin birisi, ülkemize Kyoto sözleşmesinin dayatılmasını, küresel bir oyunun parçası olarak nitelendirdi.

Panelin sonunda birkaç soru sorma gereği hissettim genç arkadaşlara;

Öncelikle, Türkiye’nin karbondioksit salınımı miktarı ne kadar doğru olabilirdi. Çünkü Dünya devletlerinin ürettikleri Gayri Safi Milli Hasıla için yapılan sıralamasında, 20. sıralarda dolaşan bir ülke, bu gelişmişlik seviyesi ile nasıl olurda karbondioksit salınımında bu kadar geri sıralarda yer alabilirdi. Elbette bu mümkün olabilirdi, eğer sizin ekonominiz turizm, danışmanlık vb hizmet sektörüne dayalı olsa ve ülkenizde sanayiden eser bulunmasa idi, hem gelişmiş bir ekonomiye hem de temiz bir çevreye sahip olmanız mümkün olabilirdi. Ancak sizin ekonominizin önemli bir kısmı ihracata dayanıyorsa ve orta ölçekli de olsa bir sanayi ülkesi profili çiziyorsanız, bu iki sıralama arasındaki fark oldukça anlamsızlaşır.

Elbette ki genç arkadaşlarımız uluslararası organizasyonlar tarafından açıklanan bu rakamları sorgulama gereği duymamışlardı. Ve yine bu rakamı ortaya çıkaran komik gerekçeleri de tahmin edebilmek için, yeterli bir sürede Türkiye'de yaşamış olmak deneyimine sahip değillerdi.

Kyoto sözleşmelerine giden yoldaki Rio toplantısında, Türkiye’den giden yetkililerin, ülkelerin gelişmiş olan ülke ve gelişmekte olan ülke listeleri belirlenmesi esnasında, milliyetçi bir ruhla Türkiye’nin artık gelişmiş bir ülke olduğu tezini öne sürerek, I. Listede yer alması sağladıklarını bilemezlerdi.

Ancak, Kyoto protokolünün içeriği ortaya çıkmaya başladığı anlarda, I. Listede yer alan ülkelerin karbondioksit salınımını azaltmakla yükümlü oldukları, gelişmekte olan ülkelerin ise mevcut salınımlarına ek kotalar çerçevesinde karbondioksit salınımını arttırabilecekleri açığa çıkınca, yeniden listedeki yerimizin değişmesi için ne kadar çabaladığımızı da bilme şansları yoktu.

Yine ilk dönemlerde ne kadar temiz bir çevreye sahip bir ülke olduğumuzu ispat etmek için, düşük salınım rakamları aktardığımızı, ancak neticede mevcut salınımlar üzerinden ek kotalar getirildiği anlaşılınca, gerçek rakamların farklı olması dolayısı ile, Kyoto sözleşmesine uyulması halinde, bırakın yeni yatırım yapmayı mevcutlarda bile ciddi bir teknoloji yenilemeye ihtiyaç duyulacağından, protokolün getireceklerinin ülkenin sanayileşmesi yönünde bir prangaya dönüşeceğinin anlaşıldığını ve bu sebeple günümüze kadar bu sözleşmenin imzalanmadığını da tahmin edemezlerdi.

Bu sebeple, salınımların gerçek rakamlara ulaşabilmesi için her yıl daha yüksek rakamların yayınlandığını ve bu sebeple son yayınlanan küresel ısınma raporunda, salınım miktarı en büyük artış gösteren ülkenin Türkiye olduğunu da bilmiyorlardı. (Çünkü, "En son yayınlanan raporda, karbondioksit salınımı en çok artış gösteren ülke hangisiydi?" soruma yanıt alamadım.)

Türkiye'nin, bu protokole imza atmayan, ABD, Avustralya ile birlikte birkaç ülkeden birisi olmasının sebebi, bu protokolün politikasını doğru bulmaması değildir. Türkiye'de hiçbir yetkili Kyoto protokolünün amacına, felsefesine karşı çıkmamaktadır. Küresel anlamda yaklaşan bir kıyamete, yerel anlamda katkı sunmamış olmanında anlamılı bir gerekçe oluşturamayacağına göre, imzalamamış olmamamızın esas sebebi ancak, kağıt üzerindeki emisyon verileri ile gerçek rakamlar arasındaki farkın, Türkiye’nin aleyhine bir tabloya yol açıyor olmasıdır. Ve bu tabloyu da ülke olarak biz kendi kendimize yaratmış durumdayız.

Ama genç arkadaşların, tek hataları rakamları ortaya çıkaran tarihsel gelişimleri takip etmemiş olması ve rakamları düz bir mantıkla değerlendirmeleri değildi. Diğer hatalarından da bir başka yazımda bahsetmeye çalışacağım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kyoto Protokolü kabul edildiği andan itibaren sanayii tesislerinin arıtma,filtreleme vb. ek yatırım yapmaları gerekiyor.Bu ek yatırımlarda sanayii tesislerinin ilk etapta belini bükeceğinden pek yanaşmıyorlar.Kısacası,yapacakları yatırımdan kaçmak için ellerinden geleni yapıyorlar.Şöyle bir örnek vereyim Ankara'da Güneş Evi yapılmıştı.Sadece güneş ile ısınan bu projenin gelişmesi için her türlü çaba harcandı.Ama bu konuyla ilgili olan hiç bir kurum destek vermediği gibi sonunda çok saygıdeğer belediye başkanımızda yerle bir etti,yıktı.Böylesine zihniyetlerle dolu kurumlardan,kişilerden ne fayda gelebilirki oturup Kyoto protokolünü imzalansınlar.Elinize,kaleminize sağlık. Sevgi ve Selamlarımla

Işın Çavdar 
 21.06.2007 18:16
Cevap :
Sayın Işın Hanım, küresel ısınmadan dolayı tüm dünya ülkelerinin olduğu kadar bizim ülkemize düşen görevler ve yükümlülüklerde var. Ancak, daha geçen hafta Çevre Bakanı'nın açıkladığı gibi 10 milyar dolarlık bir ek yük iddiası bana biraz göz korkutma aracı olarak kullanılıyor gibi. Şu an dünyada en hızla sanayileşen ve bu sanayileşmesi çevreci bir bilinçle gerçekleşmeyen ülkesi Çin'dir. Eğer yükümlülüklerin maliyeti bu kadar yüksek olsa idi, zannedersem bu protokolü ilk olarak Çin hükümeti imzalamazdı. Ayrıca eğer bir yükümlülük altına girilecekse, bu kimsenin değil insanoğlunun hayrına bir yükümlülüktür. Ve tüm dünyadan gerçekleri gizleyip sorumluluktan kaçmaya çalışmak, bana biraz şark kurnazlığı gibi geliyor. Yani tamda bahsettiğiniz zihniyetlerin kafa yapısı ve ne yazık ki bu insanlardan bir fayda beklemek hayal oluyor. Değerli katkınız için teşekkür ederim, saygılarımla  22.06.2007 9:15
 

Merhaba, yazınızın bir örneğini kaynak göstererek ve gerçek adınızla www.insancilsol.com da yayımlanası için önermek isterdim. Ellerinize sağlık. r.b.kirmaci@gmail.com

R Bülend Kırmacı 
 21.06.2007 17:16
 

öncelikle böyle bir konuda okuyucuyu bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederim. türkiye aslında gelişmekte olan bir ülke bile değil, karbonmonoksit salınımında. karayolları eski püski kamyondan geçilmez, santraller malum. yalancılığımızı oradada gösterdik. sanayileşmemiz tamamen çevreye aykırı.,teknoloji yoğun olan firmalar(kendi ülkelerinde)buraya yatırım yaparken bunu hiç önemsemez çünkü bizim devlette gelsin yatırımcıda nasıl olursa olsun diyen bir devlet. sevgiler

Zadig 
 09.06.2007 14:49
Cevap :
Sayın Mustafa Gülek, çevrecilik konusunda, gelişmiş ülkelerin 50 yıl önceki hallerine denk geldiğimiz bir gerçek. Standarlarımız yetersiz ve mevcut ekonomik gelişkinliğimiz ile bu standartlara bile uyum sağlamakta zorlanıyoruz. Hala ısınmak için kömür kullanımı çok yaygın. Elektrik üretimizi kirletici yöntemlerle yapıyoruz. Belki de en kötüsü çok yüksek bir nüfusumuz var ve bu nüfusun kendisi gösterdiği yerleşim yeri yayılımı ile tek başına doğayı tahrip ediyor. Tek başına İstanbul'da yerleşimlerin yayılması sonucunda, en az 3 tane su kaynağı olan göl kullanım dışına çıktı. Çevre konusunda problemli bir ülke olduğumuz gerçek ama Kyoto'yu da bir küresel oyun olarak algılıyoruz. İlginç bir ülkeyiz vesselam, katkınız için teşekkür ederim,  09.06.2007 18:29
 

Çok enteresan bir konu ve yazınızı okurken kafamdan neler geçmedi neler. Lise öğrencilerinin sebep sonuç ilişkilerini kuramamaları toplumsal yapımızı belirleyen büyük bir sorun. Neden bu eksikliğ öğretmenleri gideremiyor diye sormak gerekir ama soramıyoruz çünkü öğretmenler acaba bu ilişkileri kendileri kurabiliyorlarmı ki, öğrencilerine göstersinler sorusu çıkacak bu sefer karşımıza. En basit bir Kyoto sözleşmesi ve çevre bilnci konusunda bile milliyetçi bağnazlığımız çıkıveriyor ortaya. Şartlandırılmış genç beyinler hemen küreselleşme karşıtı kesiliveriyorlar. Eğitim şart diyoruz ama bu eğitim sistemi ve eğitimci kadrosuyla eğitsek ne olur eğitmesek ne olur. Sonuçta havanda su dövmeye devam edip duruyoruz. Eliniize sağlık güzel bir konu. Sevgiler

Matilla 
 09.06.2007 7:36
Cevap :
Katıldığım toplantıda, toplumda esen batı karşıtı tutumun maya tuttuğunu kolaylıkla anladım. Büyük olasılıkla öğretmenlerin yönlendirmesi fazla idi ve gelişkin bir bilinç omurgasına sahip olmayan gençler çok kolaylıkla komplo teorisi kökenli bir yabancı düşmanlığı, tüm dünyanın bizim düşmanımız olduğu tarzı bir argümana sahiplerdi. Gerçi ben kendi o çağlarımı düşündüğümde benimde temelsiz ve çarpık karşı duruşlarımın olduğunu hatırlıyorum. Ama buna karşın, yön olarak bilimi ve medeniyeti arzulayan, batının bunu kendi içinde başardığını bilen ama bu başarısını diğer toplumları sömürmesinde gören, refahın paylaşımını talep eden söylemlerdi bizimki. Batıyı felsefesi, bilimi ve medeniyeti açısından sahiplenir ama sömürgeci, saldırgan, iki yüzlü tavrına karşı dururduk. Şimdi bu ayracı göremiyorum ve kör bir milliyetçiliğin hakim olduğunu hissediyorum. Bu tip bir eğitimin bir anlamının olmadığına da katılıyorum. Bu eğitmek değil olsa olsa köreltmektir, teşekkür ederim,  09.06.2007 12:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1667
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster