Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '12

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
238
 

Neden olmasın?

Neden olmasın?
 

GÖLGELER


Gecelerin en kötü yanı çabuk bitmeleri diye düşünürdüm şimdi keşke bir bitse diye düşünüyorum. Yalnızlık ve aşkın benzerliği gibi ikisinin de mantığı pek yok. Teorisi üretilemez ve yapılmamalı da zaten. Yaşanmalı ve bazen bitmeli acı verdiğinde bitmeli. Sıkıntı yarattığında da bitmeli ya da sadece bitmeli tadında kalmalı. Oysa ben ikisini de uzatıyorum beni öldürene kadar onlara yaşama alanı tanıyorum. Onlara tanıdığım imkân bana tanınmıyor.

Her sabahki gibi uyanmak istemeyen ruhumu uyanıp kaçmak için çabalayan vücudum ayağa kaldırdı. Aralarında böyle anlaşmazlıklar sık sık yaşarlardı o yüzden alışığım bu duruma. Hatta benim ukala badenim sıkıcı ruhumdan bıkar kaçmak için çeşitli bahaneler üretirdi. Eh kaçamayınca da bana eziyet eder hasta olurdu.

Dayanılmaz sabaha ve güne ekşi suratla başladımsa da çabuk kendime gelip sokağa fırladım. Tüm bu karmaşık dağınık fikirleri kafamdan atıp kalkıyorum.

Havanın serin olmasını fırsat bilerek, Küçüksaat’e doğru yol alan belediye otobüsünden bir iki durak önce indim. Bahar, çok da heveslenmeyin hemen gideceğim havası ile "-İşte yine ben geldim!" diye haykırıyordu...

Huzur, Adana’da rahatlığının ötesinde bir anlam taşıyor, sanki hayatın içinden, karmaşanın tren raylarına dökülmesi gibi rutin bir ses ya da sessizlik. Kişiye göre değişiyor. Ya da sese tahammül düzeyine bağlı. Yüreğim, yaşanılanların hanesine yazılan otuz iki yıla meydan okurcasına, gençliğini haykırıyordu. Belki de şimdi yalnız olmam, içimdeki gençlik kıpırdanmalarının yok olmasını engelliyordur, kim bilir?

"İnsan yaşadığı yere benzer ." diyor ya şair ne de haklı. Kıpırdamak gelmiyor içimden şu serinlikte olmasa. Sıcak o kadar çok ki ta ruhumuza işliyor beynimizi sulandırıyor bu memlekette. İnsanların bir cumbanın desteğinde de olsa, gösterdikleri yaşama arzusu ve gönül yumuşaklığı karşısında, bugünün köşeli ve sivri mekânı, hayatı ve duyguları ne kadar da zavallı duruyorlar diye düşünmeden edemiyorum.

Bizler, teknolojiye boğulmuş ne kadar da yeknesak insanlarız. Yaşamak istediklerimizi yüreğimize bastırıyor, sonra da mutluymuş gibi yapıyoruz.

Gideceğim yere vardım. Aradığım kitabın nerede bulunabileceğini tam olarak bilmesem de öğrendikten sonra, kendimi çok sevdiğim kitaplar arasında buluvermiştim.

O kadar dalmışım ki, yanımda, bahar dalını andıran boyu, griye doğru yol alan yeşil gözleri ve derin bakışları ile beliren genç kadını ancak bana seslendiğinde fark edebilmiştim:

"- Affedersiniz, ceza hukuku veya yeni medeni kanunla ilgili kitapları nerede bulurum acaba?"

Benden; "ben burada çalışmıyorum kasaya sorun..." cevabını alan kadın, uzun süre kitapları karıştırdı; fakat belli ki aradığını bulamamıştı. Gözlerimle hem onu takip ediyor hem de elimdeki kitabı inceliyormuş gibi yapıyordum. Son derece güvensiz acemice bir kitap arıyordu kim için ya da ne için arıyor merak ettim. Gidip ona soracak cesaretim yoktu. Ama içimden çeşitli senaryolar yazıp bazıları ile de eğleniyordum. Mesela kadın boşanacak kendi haklarını öğrenmek istiyor. Kocasını öldürecek kaç yıl yatacağına bakacak. Evli bir erkekle beraber adamı boşanmaya ikna edecek. En kötüsü de sanırım hatun hukuk fakültesinde okuyan biri ile beraber adama mahcup olmak istemiyor. Kafamdaki saçmalıklar giderek hız kazanmaya başlıyor yeter demek için kendime hâkim olmaya çalışıyorum. Derin derin nefes alıyorum.

Saatlerce bekleyebilir konuşmadan günler geçirebilirim. Ama artık sabrımın bittiği yerde öfkeden kudurur söylenmeyecek şeyler söyler ve yapılmayacak çılgınlıklar yaparım. Kötü haber şu ki sabrım bitti.

Hem de aylar önce ama ben hala çıldıramadım deliremedim oysa buna çok ihtiyacım var sabrımın sınırları genişlemiş olabilir ya da içinde öfke duyacak kadar kimseyi sevemez olmuşumdur.

Nefesim sıklaşıyor içim daralıyor kadının varlığı ve kitapçının basık salonu beni dışarı itiyor. Çakmak Plaza’nın içinde kahve içecek kitaplara geri dönecekken fark ediyorum ki aradığım bir şey var ama bu kitap değil.

Neredeyse koşarak çıkıyorum. Hemen yan sokağa geçip dolmuşa biniyorum. Seyhan nehrinin sakin sularına bakarken çabuk biten yolculumu piyasa yapılan yerde yürüyerek tamamlıyorum. Avucumun içine 10 lirayı hazırlıyorum satıcı bana hiç bakmaz ama tanır markayı bilir, parayı uzatıp  paketi alıyorum. Yeniden kısa bir nefesimi dinliyorum hava hala serin eve gitmeliyim.

Bu karaciğer düşmanı küçük keyfim için eve yollanıyorum. Yavaşça yürürken Seyhan nehrini seyrediyorum içimden hemen şuracıkta  kendimi sulara bırakmak geliyor. Kısacık bir an. Ama o an duruyor hayat. Anlam kazanıyor yaşamak. Neden olmasın diyorum kendi kendime. Aklı başında olmaktan vazgeçmek neden olmasın?

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 511
Kayıt tarihi
: 18.02.12
 
 

Tasarımcıyım grafik çalışırım. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster