Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Aralık '16

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
209
 

Neden Türkçe Kur'an ve Ezan istemezler?

Neden Türkçe Kur'an ve Ezan istemezler?
 

EN GERÇEK TARİKAT MEDENİYET TARİKATIDIR.


Peygamber efendimizin zamanında olmayan ancak o vefat ettikten sonra yüce dinimiz İslam içine bir yılan gibi çöreklenerek yerleşen tarikat ve cemaatler aynı Hristiyanlıkta olduğu gibi Allah ile kulları arasına girerek bir ruhban sınıfı oluşturmuşlardır.

Halen devletimizden temizlenmekte olan FETÖ’cülerden boşalan kadroları kapmak için tarikat ve cemaatler arasında amansız bir yarış sürmektedir. Düşünün lütfen asıl işi dünya malından, makam ve menfaatlerinden uzakta, hele hele yalanın bininin bir para ettiği politikadan uzak durması gereken sözde dini cemaat ve tarikatlar bizzat bunlar için mücadele halinde birbirleriyle savaşıyor.

Beyinlerindeki makam ve güç hırsı kalplerindeki Allah sevgisi ve korkusunun önüne geçen, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’i kendi çıkarlarına göre yorumlayıp yine kendi çıkarlarına göre uydurma hadislerle destekleyen bu cemaat hocaları ve tarikat şeyhleri münafıklıklarının cezalarını Miraç yolculuğu sırasında cehennem bekçisi Malik’in peygamber efendimize bizzat gösterdiği ve ifade ettiği gibi cehennem katlarından en alt katta, en derinde olanında çekeceklerdir.

Başta FETÖ olmak üzere gizli hedefleri olan sözde dini cemaat ve tarikatlerin sonlarının ne olacağını yüce kitabımız Kur’an Kamer (Ay) Suresi’nin 43-45. ayetleri’nde bakın nasıl açıklamış:’’ Sizin kafirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için kitaplarda aklanma mı var? Yoksa şöyle mi diyorlar: Biz yardımlaşan bir cemaatiz. O cemaat bozguna uğratılacak ve arkalarına dönüp kaçacaklardır.’’

Zaman zaman zor da olsa basına yansıyan bazı haberleri duymuşsunuzdur. Tarikat şeyhine karısını sunanlar, onun abdest alırken ayaklarını yıkadığı suyu içen, kestiği tırnaklarını yiyen ya da saklayan, şeyhinin giydiği iç çamaşırı dahil kıyafetleri yüzlerine sürüp saklayan hatta giyen müritler var. Bunlar aynı zamanda şeyhlerinin ve hocalarının günlük işlerinde de ona hizmet etmektedirler. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de bunlar için Enbiya (Peygamberler) Suresi’nin 98. ayetinde ‘’Allah’tan başkalarına hizmet edenler ve kendilerine hizmet edilenler cehennem odunusunuz.’’demektedir.

Bu sözde dini cemaat ve tarikatlerin yüce dinimiz İslam üzerinden duygu sömürüsü yoluyla saf müslümanlardan dünyanın parasını topladıklarını ve lüks içinde yaşadıklarını artık herkes biliyor. Üstelik her sektörde üyelerinin kurdukları firmalar ile adeta devasa bir holding gibi çalışıp inananlar üzerinden servetlerine servet katıyorlar.  

Allah’ın dininin kazanç sağlayan bir iş alanı ve bir iş kolu olarak insanlar tarafından uydurulmuş olacağı ve bu konuda Allah’ın öfkesi de Tevbe (Pişmanlık) Suresi’nin 34. ayetinde bildirilmiştir:

‘’Ey inanca çağrılanlar! Aslında din adamlarının ve geçimlerini din üzerinden sağlayanların çoğunluğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın yolundan alı koyarlar. Altını ve gümüşü biriktirenler ve Allah’ın yolunda yardımlaşmak amacıyla onları paylaşmayanlar; artık acı bir cezayı onlara bildir.’’

Bazı tefsirlerde söz konusu din adamlarının hahamlar ve rahipler olduğu yazılsa da günümüzdeki müslüman din adamlarının ve din üzerinden geçinenlerin zengin yaşantılarına bakıldığında kast edilenin bütün dinlerdeki din adamları olduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır. 

Kur’an’da açıkça yazmasına karşın, ayetlerle anlatılan uyarıları hala anlamayıp; israrla, körü körüne sözde tarikat, cemaat, hocalarının ya da dinimizi siyasete alet eden politikacıların peşinden gidip kendi aklını kullanmayan ve en önemlisi Kur’an’ı okuyup ders almayanlar için Peygamber Efendimizin Furkan Suresi’nin 30. ayetinde onları Allah’a şikayet edeceği belirtilmektedir. ‘’(Mahşer Günü’nde) Peygamber der ki: Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim bu Kur’an’ı büsbütün terketti.’’

Lütfen bir dakika da olsa düşünün. Peygamber efendimiz neden kendi ümmetini Kur’an’ı büsbütün terk ettiler diye Allah’a şikayet etmiştir? Bence Kur’an’ın mucizelerinden birine daha tanıklık ediyoruz. Yüzlerce yıl önce kutsal kitapta yazanlar bugün gerçekleşmiştir. Bu yobazlar Türkçe ezan zulümdür, aman Kur’an’a abdestsiz dokunma, onu ancak Allah dostu özel kişiler anlayabilir, esas sevabı Arapça okunmasındadır, başka dile tam olarak çevrilemez, Arapça yerine duaları Türkçe okursan hem kabul olmaz hem de günaha girersin gibi sözlerle yüz yıllarca insanlarımızı ellerine Kur’an alıp okumaktan, anlamaktan alıkoydular. Yüzyıllar boyunca Kur’an arada bir 3 kere öpüp alnımıza götürmek üzere duvardaki yüksek bir yerde çivili yere tutturulmuş kabı içerisinde durmadı mı? Kur’an’ı doğru okumayı ve doğru anlamayı Furkan Suresi’nde belirtildiği üzere böylece terkettik.

İnşallah bir gün başta Ayasofya Cami olmak üzere minarelerimizden mübarek ezanımızın Arapça okunmasının hemen ardından bir de Türkçe’sinin yani ikisinin bir arada okunacağı günleri görmeyi yüce Allah bizlere nasip eder.

Bu sözde dini cemaat ve tarikatler için bakın Atatürk ne demiş: ‘’Savaş yeni başlıyor. En büyük savaş, cahillere ve yobazlara karşı vereceğimiz savaştır!’’  30 ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’da yaptığı konuşmada ise‘’Efendiler ve ey millet iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır.’’

Mustafa Kemal Atatürk’ün ölmeden önce 5 şubat 1937 tarihinde anayasamıza koydurduğu ‘’Laiklik’’ maddesi de yüce dinimiz üzerinden sömürü ve kazanç sağlayan bir takım kimseleri rahatsız etmektedir. Laikliğin tanımını kendine göre değiştirerek konuyu sulandırmak isteyenlere ve herkesi kendi düşüncelerine uygun şekilde düşünmeye, yazmaya, giyinmeye, davranmaya, ramazan ayında oruç tutmayanlara saldıranlara, toplumu zorla biat ettirmeye çalışanlara Yüce Allah Kur’anı Kerim’de tokat gibi uyarılarda bulunmuştur. Kur'an Türkçe okunmasın ve böylece bu uyarılar inananlar tarafından anlaşılmasın diye yobazlar hala mücadele içindedir. İşte Kur’an’da laiklik uyarısına örnek sureler ve ayetleri:

Zümer (Kümeler) Suresi’nin 41. ayeti: ‘’İnsanlar için, Kitap’ı gerçek olarak sana indirdik. Artık, kim doğru yolu bulursa kendisi içindir. Kim de saparsa, yalnızca kendi yitimine yönelik sapmış olur. Sen onların üzerine denetmen değilsin!’’

Yüce Allah bile peygamber efendimize sen denetmen değilsin derken bugün toplumumuzda hiç olmadığı kadar yayılan bağnazlık ve yobazlık sonucu kadınlara ve oruç tutmayanlara saldıranlar ya da mübarek ramazan ayında biz oruç tutuyoruz sende karşımızda yiyip içmeyeceksin ya da dükkan sahiplerine ramazanda sadece iftar vakti dükkanını açacaksın diye yapılan baskılar ve saldırılar artık işlerin iyice zıvanadan çıktığını gösteriyor. Bir uyarı da Yunus Suresi’nin 99. ayetinden: ‘’Efendin dileseydi, yeryüzünde bulunanların tümü topluca inanırdı. Öyleyse inanmaları için insanları sen mi zorlayacaksın?’’

Son örneğimiz de Bakara (İnek) Suresi’nin 256. ayetinden: ‘’Dinde zorlamak yoktur.’’

Ne kadar acı değil mi? Allah rızası için oruç tutanlar Kur’an’ı Kerim’de yazanlara aykırı hareket ediyor. Niye? Kuran’ı doğru okuyup anlamadığı, amiyane tabiri ile sözde hacı/hocanın gazına geldiği için.

Gelelim yüce İslam’ı bir kazanç kapısı haline getiren yobazların ve fırsatçıların Musevilerin ‘’Koşer’’inden etkilenip bütün dünyada Kur'an’ı okuyup anladığını sanan Müslümanlara pazarladıkları son numaralarına. Diyeceksiniz ki hiç Kur'an okuyup da anlamayan Müslümanlar mı var? Hem de o kadar fazla ki bakın işte size örneği.

Allah’ın yaratmış olduğu yiyeceklere yüce kitabımız Kur’an da yazmadığı halde kendilerince haram ya da helal gıda diyerek insanları kandırıp, paralarını ceplerine indirenlere de yüce rabbimiz uyarısını Nahl (Dişi Balarısı) Suresi’nin 116. ayeti’nde şöyle buyurmuştur:’’ Dilinizle uydurduğunuz yakıştırmalarla; şu helaldir, bu haramdır demeyin. Allah hakkında yalanlar söyleyerek, iftira etmiş olursunuz. Allah hakkında yalanlar söyleyerek, iftira edenler kurtuluşa erişemezler.’’

Hala anlamak istemeyip kendilerince haram-helal gıda işine farklı yorum getirip işi sulandırmaya çalışanlara ise Yüce Allah Yunus Suresi’nin 59. ayeti ile cevap veriyor:’’ Allah’ın size yiyecek olarak indirdiklerinin bir bölümünü yasakladığınızın, bir bölümünü de helal yaptığınızın farkında mısınız? Allah size izin mi verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?     

Bu arada bazı okuyucular Arapça'da arının dişisine de erkeğine de ‘Nahl’ denir, niye dişi bal arısı diyorsun diye sorabilirler. Dünyada bazı dillerde olduğu gibi Arapça'da da fiil çekimleri erkeğe ve dişiye göre farklıdır. Yüce kitabımız Kur'an’da arının yaptıkları anlatılırken onun evini yani kovanını inşa etmesi, doğadan bal toplaması ve bal yapması anlatılır. İslamiyetin ilk zamanlarında insanlığın bunu hangi arıların yaptığını bilmemizi sağlayacak bir teknoloji ve bilgi birikimi yoktu. Aradan yüzlerce yıl geçtikten bilim insanları yaptıkları araştırmalarda Kur'an’da yazan görevleri arı toplumunda dişi arıların yaptığını, erkek arıların dölleme görevlerini yaptıktan sonra kovandan atıldıklarını ve açlıktan öldüklerini öğrenmiştir. İşte size Kur'an’ın mucizelerinden sadece biri.

Yıllardan beri beni çok rahatsız eden ancak toplumumuzu adeta kanser gibi saran bir alışkanlıktan bahsetmek istiyorum. Yine yüce dinimiz İslam’ı bir sömürü ve kazanç kapısı olarak gören hacı/hoca takımı tarafından idare edilen türbe ziyaretlerinin Allah’a şirk koşma merkezleri haline gelmeleri.

Yüce rabbimiz Ankebut (Dişi Örümcek) Suresi’nin 25. ayeti’nde şöyle bildirmiştir:’’ Dünya yaşamında birbirinizi sevmek uğruna Allah’tan başka bir de ayrıca, kutsallaştırdığınız kişiler, simgeler edindiniz. Sonra yeniden diriliş gününde birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve birbirinizi lanetleyeceksiniz.’’

Ölmüş kişileri kutsallaştırarak mezar ve türbelerinde dilekler tutup adaklar adayarak yakarışlarda bulunanlara bir uyarı da Nahl (Dişi Balarısı) Suresi’nin 20. ve 21. ayetleri’nden :’’Allah’tan başka yalvarıp yakardıklarınız hiçbir şey yaratamazlar, onların kendileri yaratılmıştır. Onlar ölüdür. Canlı değildir. Ne zaman dirileceklerinin bilincinde de değildirler.’’

Türbe ziyaretleri, türbeye çaput ve dilek yazıları asma, türbede yatandan ya da onu kendi aklınca aracı yaparak dileklerde bulunma yani Allah’a şirk koşma işi toplumumuzun içine kanser gibi öyle yayılmıştır ki artık türbeler bizi kesmemekte, Hristiyanların kutsal günlerinde başta Büyükada’da bulunan Rum kilisesi olmak üzere kiliselere gidip mum yakma ve dilek yazısı bırakma rezaleti yayılarak devam etmektedir. Bu nasıl bir müslümanlıktır sizin takdir ve yorumlarınıza bırakıyorum.

Ne yazık ki ülkemizde kaçak Kur'an kursları ya da son zamanlarda cinsel taciz ve yangın haberleriyle gündeme gelen tarikat ve cemaat yurtlarında verilen yetersiz ve yanlış dini eğitimler bir yana devletimizin İlahiyat Fakülteleri'nde de yetersiz bir dini eğitim verilmektedir.

İlahiyat Fakülteleri'ndeki yetersiz eğitim yüzünden Arap dili, kültürü ve edebiyatının iyi bilinmemesi nedeniyle bazı çevirilerde anlam farklılıkları oluşmuştur. Örnek olarak Bakara (İnek) Suresi’nin 189. ayeti’nde bildirilen klasik Arapça'da ‘’Sözü dolaştırmayın, açık konuşun’’ anlamında bir deyim olan ‘’Evlere kapılarından girin’’ tümcesi olduğu gibi tercüme edilmiştir. Hatta eğitimsiz bir müftünün ‘’Kur’an da evlere kapılarından girmemiz emrediliyor. Dolayısıyla Noel Baba’nın evlere bacadan girmesi dinimize uygun değildir’’ şeklinde fetva vermesi ayetlerin üzerinde düşünmeden, araştırmadan nasıl din eğitimi verildiğinin hem gülünç hem de acıklı bir örneğidir. Konuya ilişkin diğer bir açıklama da Arapların ihramlı iken gölgede oturmadıkları, sırf gölge altından geçmemek için evlerine kapıdan değil duvara açtıkları bir delikten girdikleri ve bunu iyilik saydıkları şeklindedir. İnanıp inanmamak size kalmış.

Allah’ın dini üzerinden geçim sağlamayı bir iş kolu olarak alıp bundan inanılmaz paralar kazanan hocalar Buhari’nin şu hadisi şerifini örnek alıp (haşa) Allah adına konuşarak şöyle fetva vermekten utanmamıştır: ‘’Bir din adamı ya da yorumcu Kur’an’a ve hadislere bakarak sonuç çıkarır, yorum yapar, karar verir. Bu sonuçla ulaşılan yargı Kur’an’dan çıktığı için Allah’ın yargısıdır. Yorumu yapan kişi yanılırsa bir sevap, yanılmazsa iki sevap kazanır.’’

Düşünün lütfen bir kadını zina yapıyor diye ölüme mahkum eden yobaz zihniyetli hoca, kadın gerçekten zina yaptıysa 2 sevap kazanırken, eğer bu doğru değilse ve kadın bir iftiraya kurban gittiyse ve boşu boşuna cezalandırılıp öldüyse yine de 1 sevap kazanıyormuş. Allah aşkına soruyorum sizlere bu bizim dinimiz olabilir mi? Bu nasıl bir din adamlığı, bu nasıl bir din eğitimidir?

Size din adamlarını ve yobazları çok kızdıracak bir konudan bahsedeceğim. Alkollü iken namaz kılamazsın diye çoğu hoca ya da ilahiyat bilgisi olsun ya da olmasın herkeste bir önyargı mevcuttur.

Toplumumuzun bir kısmı hiç alkol almazken bende dahil bir kısmı da bırakın alkollü olarak namaz kılmayı sadece mübarek aylarda ve günlerde ağzına içki sürmez. Ancak kolaylık dini olan yüce dinimizin temel direği namazdan müminlerin uzaklaşmaması için yüce Allah Kur'an’da Nisa Suresi 43. ayette bakın açıkça ne buyurmuştur? Kur'an mealini okurken okuyup geçebilirsiniz ama üzerinde biraz düşününce bakın nasıl şaşıracaksınız.

Yüce Allah, Nisa (Kadınlar) Suresi 43. ayette diyorki‘’ Ey iman edenler; sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de yolculuk durumu hariç cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın.’’

Lütfen şu ayeti bir düşünün: sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.

Size bir soru sormak ve cevabını yukarıdaki ayet ışığında tekrar düşünmenizi istiyorum. Takdir edersiniz ki her insan 1 kadeh içmekle kendini kaybetmiyor. Peki ya 1 kadeh bira ya da rakı içmişseniz ve sarhoş değilseniz yani ne söylediğinizi bilecek kadar bilinciniz yerinde. Namaz kılamayacak mısınız? Öyle güzel bir dinimiz var ki Hz. Mevlana’nın dediği gibi ne olursan ol yine gel diyor bizlere. Çünkü namaz dinimizin direğidir. Onu bırakma diyor.

Tabiki Kur’an’da; Nahl, Bakara ve Maide Sureleri’nde içkinin zararları hakkında yeterince açıklama vardır. Burada amaç içkiyi övmek değil ayeti kerimedeki bilgiyi doğru şekilde düşünmek ve yorumlamaktır.

93 yıllık cumhuriyet tarihimizde yaşadığımız felaketlerden daha fazlasını son yıllarda güzel ülkemizde yaşamaktayız. Dünyada işçi ölümlerinde 1. sıradayız. Çocuklarımızın uluslararası PISA sınavında aldığı kötü notlarla dünyada eğitim seviyesi en kötü ülkeler arasına girdik. Dünyada hapiste yatan en çok gazeteci sıralamasında Türkiye 1. sırada. Düşünün insan haklarının ayaklar altında olduğu Kuzey Kore ve Çin’den bile fazla. Her gün teröre çok sayıda vatan evladımızı kurban veriyoruz. Haberlerde artık kadınlara ve çocuklara cinsel taciz ve şiddet olaylarından geçilmiyor. İslam ve müslümanlık adına yapılan yolsuzluk, tecavüz ve hırsızlık vakalarındaki artış hızı tüm zamanların zirvesinde.

Münafıklığın her yerden fışkırdığı ülkemizde yaşayan bir müslüman olarak aklıma yüce Allah’ın İsra (Gece Yürüyüşü) Suresi’nin 16. ayeti’nde yaptığı şu korkunç uyarı geliyor: ‘’ Bir toplumu yıkıma uğratmayı dilediğimizde, ellerine güç geçirmiş olanlarını iktidar/yönetici/lider/başkan yaparız; orada bozgunculuk yaparlar. Artık verilen söz gerçekleşir; sonunda orasını yerle bir ederiz.’’

Yorumunu sizlere bırakıyorum. Korkuyorum…

Not: Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptırdığı son ankette Türkiye’nin %92’si’nin henüz Kur’an-ı Kerim’i Türkçe okumadığı ortaya çıkmıştır.

Sevgi ve Saygılarımla,

Mehmet Ulusal SAĞ

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 565
Kayıt tarihi
: 05.10.16
 
 

1971 Ankara doğumludur. Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nden 1995 yılında mezun olduktan sonra ayn..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster