Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ekim '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
640
 

Nedim Orta anısına(13) bitmeyen eğitim sorunumuz

Babamın 1970'li yıllarda daktilo ettiği Eğitim Sorunumuz başlıklı, aradan 40 yıla yakın yarı insan ömrü diyebileceğimiz bir süre geçmesine rağmen gelinen noktayı yazıyı okuduktan sonra yorumunu sizlere bırakıyorum.

EĞİTİM SORUNUMUZ

Cumhuriyet' in kuruluşundan buna yan yetişen nesiller çağdaş uygarlığa yönelebilmenin heyecanı ile çabalamışlar, Türk toplumunun mutlu yarınlara bir an önce kavuşması için didinmişlerdir. Toplumumuzun her basamağında çalışan kişiler vardır bu çabayı harcayan, didinen. Ama hiç kuşkusuz öğretmenler ağır basar bu konuda. Çünkü mutlu yarınlar eğitime dayalıdır, eğitimide yapan gerçekleştiren, gerçekleştirecek olan öğretmendir.

Öğretmenler gerekeni yapmışlarmıdır ki yurdumuz Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana, yıllar geçmesine karşın çağdaş uygarlığın nimetlerinden yararlanamamış, nasibini alamamıştır? Bu sorunun yanıtını öğretmene yüklenerek verecek kimse çıkmaz kanısındayız.

Kim nederse desin ki öğretmen görevini yapmıştır, yapmaktadır, yapacaktır da.Şöyleki:

1.Yurdun kuş uçmaz, kervan geçmez bölgelerinde (Bilinen Türkiye'nin bilinmeyen bölgelerinde demek daha doğru olacak.) görev yapan, cehalete karşı koyan, köy yollarının çamurunu çiğneyen öğretmendir.

2.Menemen'de yobaz gürühunun üzerine yürüyen, öğretmence, askerce karşı koyan ülküsü uğruna canını veren öğretmendir.

3.27.Mayıs.1960 Devrimin gene yurdun en ücra köşelerine kadar yayılarak halka anlatan, sürdüren öğretmendir.

4.Atatürk ilkelerine bağlı kalan, Atatürkçülük çizgisinin dışına çıkmadan devrimciliğini sürdüren öğretmendir.

Daha saymakla bitmez öğretmenin yaptıkları... Durum böyle olunca da çeşitli bunalımların (kültürel, sosyal, ekonomik) ana kaynaklarının nedeni, çağdaş uygarlık görüşlerine ters düşen eğitim çabalarındaki yanlış tutum ve davranışın vebalini kime yükleyeceğiz?

Benden sonra isterse kıyamet kopsun diyen bir zihniyeti eleştirmek o zihniyetin düzeyine inmek olacaktır. Bu düşünceyle, herkesçe bilinen gerçekleri tekrarlamadan genel görüşümüzü belirtmekle yetineceğiz bu yazımızda.

Bugün yurttaşlarımızın %60 ına yakın bir oranının hala okuma yazma bilmemesinin, üretim gücümüzün tüketimimizle ters orantılı oluşunun, toprak gücü hastalığının yaygınlaşmasının, nüfus yoğunluğunun belli yerleşme merkezlerinde her geçen gün hızla artmasının nedeni ve bunlarar benzemez daha nice düzensizliklerin sorumlusu kimdir?

Yeni kuşaklar ve bu kuşaklar içinde öğretmenin günahı nedir ki her önüne gelen ona yüklenir, onu suçlu görür, vur abalıya sloganıyla yumruk sallar. Suç, salt öğretmene ve eğitim teşkilatına yüklenemez. Öğretmene yükleniyorsa neden eğitim kademelerinde bulunan kişiler umarsız kalırlar. Dünya yansa hasırın yanmaz diyenlerdir bunlar, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenlerdir. Umarsız kalışlarının nedenini sırası gelmişken, bir eğitimcimizin yazılarında geçen çok yerinde şu sözlerini tekrtarlıyarak belirtmek isteriz:

" Atatürk inkılapları ve onun bilimsel yönden gösterdiği amaçlar, bu karekterin tam ifadesidir. Türk Eğitim Sistemini, bu karekterin ışığı altında değerlendirebilme işi de sadece Milli Eğitim davasını yürütmeye çalışan sorumluların işi değildir.Hele bu dava yöneticilerinden sorumlu bazılarının zaman zaman tesadüfler sonucu bu işe gelmeleri yüzünden de, Eğitim problemlerimizin sonu belirsiz maceralara sürüklediği de bir gerçektir." (*)

Durum böylesine gün ışığına çıkmıştır bugün. Öğretim reformu diye çırpınışlarımız ufukta bir parçacık umut belirmişken her nasılsa gene sonuçsuz kalmış ve ufuk kararıvermiştir. İlk Nihat Erim Hükümetinde EĞİTİM REFORMLARI üzerine eğilen komisyon yapıcı ve onarıcı raporlar hazırlanmış, yapılacaklar en iyi şekilde tezgahlanmışken hükümetin düşmesiyle ufkun kararması bir olmuş, tüm hazırlıklar komisyon üyelerinin teri kurumadan rafa kaldırılmıştır. Eğitim Reformunda temel olarak: 1.Örgün Eğitim 2.Yaygın Eğitim 3.Yüksek Eğitim üçlüsü doğmadan ölüme terk edilmiştir.

Gelelim eğitime bağlıyarak ekonomik kalkınmanın tek ama tek sorununun Milli Eğitimin elinde oluşuna. Gerçek bu, herkesçe bilinen gerçek, acı gerçek, ışıyamayan gerçek. Bu gerçeğin planlı şekilde gelişmesi, çabaların değerlendirilmesi ve karekterinin belirtilmesi tek bir cümle ile sonuca bağlanacak olursa:

SONUÇ:

1.Eğitim Reformu üçlüsü tekrar ehil ebelerin eline bırakılıp doğuma hazır kılınmalı.

2.Öğretmeni anlamaya çalışmalı önce Milli Eğitim Teşkilatı, sonra diğer teşkilatlar, kuruluşlar, bakanlıklar ve de devlet kanalları...

3.Öğretmen huzurlu ve mutlu, geleceğinden emin olmalı.

4.Okullar, eğitim kuruluşları yurdu doldurmamalı, eğitimci ve öğretmenler eğitim kuruluşlarını, okulları doldurmalıdır.(Birçok eğitim görevi gören kuruluş vardır yurdumuzda, örneğin Halk Eğitim Merkezleri. Gereğince çalışıyor mu? Okullarda öğretmen ihtiyacı giderilmiş midir?)

Tüm bu sözlerimiz yurt çapında eğitim gören kişileri, kuruluşları kapsamaktadır. Yarının Türkiye'sinin mutlu, ışıklı olmasını istiyorsak Eğitim Sorunlarımızı bilmemiz ve Ulusal eğitimimize hele hele bu teşkilatın uygulayıcıları olan öğretmenlere, eğitimcilere önem verilmelidir.

Milli Eğitim Bakanlığında umutluyuz, gelecekte çok yerinde kararlar alınarak eğitim sorunlarımıza çare bulunacaktır kanısındayız. Yeter ki alınan kararlar, reform çabaları siyasi emellere kurban edilmesin. Elele, kafa kafaya veilerek yarının mutlu Türkiye'si için çalışılsın. Ozaman anarşi susacak, cehalet susacak, bağnazlık susacaktır...

(*) Ruhi Turfan-Eğitimde Görülen Aksaklıklar-Cumhuriyet 27.Mart.1972

Nedim ORTA

Öğretmen, Şair, Yazar, Eleştirmen, Folklor Araştırmacısı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 904
Kayıt tarihi
: 16.06.10
 
 

Merhaba ben 1965 doğumlu Nedim ORTA oğlu Emin ORTA. Milliyet Blog' a yıllar önce birşeyler yazmaya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster