Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
3836
 

Nedir, şu erdem dediğimiz şey?

Nedir, şu erdem dediğimiz şey?
 

"Erdem yaşamaktan korkmakta / Değil baba, /Belalara karşı koyup / Diretmekte/ Yolundan dönmemektedir."Seneca

Sokrates, insanların erdeme erişerek mutluluğu elde edebileceklerini söyler. Nedir erdem? Erdem, düşünce ve davranışlarımızdaki ölçüdür, olgunluktur, tevazudur. Ne olduğunu ya da ne olmadığını bilmektir. Nerede durmak, nerede susmak gerektiğine karar verebilmektir. Gerektiğinde vazgeçebilmektir sevdiklerinden. Neyi, ne kadar bildiğini / bilmediğini bilmektir.

Erdem, karşımızdakine hoşgörü göstermektir.Fırsat vermektir kendisini kanıtlaması, savunması için. Öfkenin dizginlerini elinden asla bırakmadan karşındakini dinleyebilmektir. Yaşamı ve insanları yargılamamaktır. Düşünebilmek, olayları tarafsızca yorumlayabilmek, başarabileceğimizden fazlasını istememektir.

Mutluluğu küçük şeylerde yakalayabilmektir.Kıskanmamak, alçak gönüllü olmak ama çokça da "kendi" olabilmektir. Kötülüklerin üzerine iyilikle gitmek, bize kötü gösterilen insanların içindeki "iyi"yi ortaya çıkarabilmektir. Herkesin bir insan, bir Tanrı yanı vardır. Bizler hep o insan yanı içindeki kötülükleri, çirkinlikleri ortaya dökmeye o kadar meraklıyızdır ki, insanın tanrısal yanıyla ilgilenmek hiç aklımıza gelmez. Oysa iyilik, Tanrı'nın insanın içine sakladığı bir cevherdir.

"Kişiyi erdemli kılan Tanrı'dır" der Farabi. Burada erdemin tanrısal yönü tartışılabilir. Erdem, insanla birlikte doğmaz, bir anlamda tanrı vergisi değildir. Erdem bilgi ve düşüncelerin, görgü ve deneyimlerle zaman içinde oluşturduğu bir sentezdir. Oluşması belli durumları gerektirdiğinden herkes erdem sahibi olamaz.

"Erdem Tanrı'ya bağlanmak ve onun bağışını beklemektir" diyen Jansenius, ya da aşağı yukarı aynı ifadeyle " Erdem, Tanrı'ya bağlanan ve Tanrı'nın bağışını bekleyen temiz bir gönüldür" diyen B.Pascal'a da katılmıyorum.
Erdem, hiçbir şey beklemeden Tanrı'yı içinde hissetmektir.
Yüreğinde onun sesini duyabilmektir.
Ona kendisinden birşeyler beklediğimiz için bağlanmak, bir çıkar beklentisi içine girmek olmuyor mu? "Örneğin, sınavı kazanırsam kurban keseceğim" diye dua etmek bir tür pazarlık değil midir? Ya da bir tür rüşvet? Sen bana yardım et, ben de sana bunu vereyim demenin başka izahı var mı?

İnsanın cehennem korkusu ile günahtan uzak durması da böyle birşeydir.Oysa erdemli insan, kendi istenci doğrultusunda kötülüklerden uzak durur. "Erdem" der Antishenes, "Kendi kendisiyle yetinir, ne kurallara baş vurur, ne laflara, ne gösterişlere."

Descartes, 4 Ağustos 1645 tarihinde Prenses Elizabeth'e yazdığı mektupta asıl erdeme, gerçek mutluluğa erişebilmek için şu ilkeleri koyar:*
1- Yapılması ya da yapılmaması gerekeni bilmek için elden geldiği kadar düşünceyi kullanmak.
2- Aklın öğütlediği her şeyi, tutkulara kapılmaksızın yerine getirebilmek için sağlam ve değişmez bir karar sahibi olmak.
3- Bizim edinmemizin elimizde olmadığı bütün nimetlere istek duymamaya çalışmak.
4- Gerçeğin bilgisinde aklımızla ilerleyerek üstün iyiye ve onun vereceği hoşnutluğa varmak.

Bunlardan sadece bir tek ilkeyi bile uygulayabilmemiz bizi düşünen insan yapacaktır.Düşünen insan, yaşama ve tüm canlılara yapıcı, ılımlı ve pozitif bakabilendir. Bu da erdeme giden yolun başlangıcıdır.

Dünya üzerindeki erdemli insanların sayısının pek fazla olmadığını tahmin etmek hiç zor olmasa gerek. Onlar kendi ördükleri kozanın içinde yaşadıklarından ortalıkta görünmezler. Küskün ve kırgın olmasalar da her gün biraz daha kirlenen dünyadan kendilerini ancak böyle koruyabilirler. Diğer insanlarla birlikte yaşamak zorunda olduklarında ise öylesine farklıdırlar ki saçtıkları ışıkla hemen fark edilirler. Ve onlar, herkesin içinde bile asla inemeyeceğimiz bir yalnızlığın derinliğinde, kaybedilen değerlerin nasıl geri alınabileceğini düşünürler.
Her şeye rağmen bitmeyen bir umutla...


*Orhan Hançerlioğlu/ Düşünce Tarihi

Kundelas- Sevdakılıçaslan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İngilize sormuşlar, "gerçek centilmen kimdir?" diye, o da "yalnızken bile çatal-bıçakla yemek yiyen adamdır" demiş. Bir başkası da "yalnızken bile burnunu karıştırmayandır" demiş. Gerçekten ben de erdemi dini inançlardan bağımsız, ne bu ne de öteki dünyada bir çıkar hesabı olmadan benimsenen etik değerler olarak düşünüyorum. Öte yandan da erdem kavramını sosyal toplumdan ve onun baskılarından bağımsız düşünemeyeceğimizi düşünüyorum. Örneğin çoğumuz kendimize yalancı dedirtmek istemeyiz, o yüzden de bariz, anlaşılabilecek yalanlar söylemekten kaçınırız. Öte yandan da davranışlarımızla sürekli yalan söyleriz. En basiti, aslında çok ilgilendiğimiz bir şey veya biriyle hiç ilgilenmiyormuş gibi yaparız. Neden? Çünkü içimizdeki hisleri nasıl olsa başkaları bilemez.

Mustafa Tümener 
 03.03.2008 18:41
Cevap :
Aslında kısaca erdem için, İNSAN OLABİLMEKTİR, demek sanırım yanlış olmayacaktır. Yorumunuz ve katılımınız için teşekkürler.  06.03.2008 18:28
 

Merhaba."Erdem"in felsefi tarifi,"İnsan yaradılışına,felsefeden felsefeye değişen bir biçimde,en zengin,en dolgun anlamı katan niteliklerin en yükseği" olarak tanımlanıyor.Yazınızda da bu açıkça görülüyor;tam yedi felsefeci ve düşünürden aktarma yapmışsınız.Ben de diğer bazıları ile katkı yapayım.Platon,erdemin özünün tanrısal olduğunu;Spinoza,"erdem,eylem gücümüzü sürdürmemizi ve artırmamızı sağlayan bir niteliktir" der ve bunun insanın doğasında olduğunu söyler.Kant ise,erdemin,insan ahlaklılığının ölçüsü olduğunu ve insanın ahlak yasalarına gösterdiği saygı olduğunu söyler.Nietzsche ise,"insanın davranışlarında gösterdiği özentisiz ve art niyetsiz saflıktır" der. Ben sizin yazdıklarınızın ve benim yaptığım katkıların biri hariç hepsine katılıyorum.Katılmadığım şu:Erdemin tanrısal olduğu.Erdem bence insanın doğasında vardır.Daha önce "ahlak" konusunda bir blog yazmıştım.Burada dinsel ahlak konusunu işlemiştim.Bu konudaki düşüncelerim orada da var.Sağlıklı günler dilerim

cdenizkent 
 03.03.2008 11:08
Cevap :
Katkılarınız için teşekkür ederim.  06.03.2008 18:30
 

Erdem konusu oldum olası benim de ilgi alanım içinde bir konu olmuştur. Ben kendi adıma söz konusu düşünürlerin çoğunun fikirlerine, erdem tanımına katılmıyorum. Örneğin tevazu veya hoşgörü ile hiç bir alakası olmaması gerekir. Neden tevazu gösterilmesini bekleyelim ki? Veya neden "kötülükleri" hoş görelim ki? Bence erdemli olmak, yaşanan çağın bilincine sahip olmak ve bu bilinç çerçevesinde hiç bir kimsenin haklarını taciz etmeden toplumun yararlı bir mensubu olarak yaşamasını bilmektir. Çok güzel ve kapsamlı bir derleme yapmışsınız, elinize sağlık. Saygılar ve sevgiler

Matilla 
 03.03.2008 7:22
Cevap :
Siz de haklısınız sayın Matilla. Ama ben yine de tevazu ve hoşgörüden yanayım. Kötülüklere kötülükle karşılık verdiğimizde biz de karşımızdakiyle aynı çizgiye gelmez miyiz? Ona hoşgörü ile yaklaşarak yaptığı yanlıştan dönmesini sağlayabiliriz ama... Bu her zaman kolay olmasa da!  06.03.2008 18:40
 

Sayın Çoruh, öyle bir çağdayız ki, erdem gibi kutsal bir kavram dahi bir sömürü aracı olarak kullanılmaya başlandı. Üstelik Hançerlioğlu'dan bu yana erdemin yüzlerce tanımı daha peyda oldu. Erdem yerine daha çağcıl ve pratik bir değer üretmek gerekiyor diye düşünüyor; zira içi boşaltıldı veya kirletildi bu kavramın. Selamla... MS

Mehmet Sağlam 
 02.03.2008 22:38
Cevap :
Günümüzde dini bile yozlaşma aşamasına getirdikten sonra erdemin kirlenmesine hiç şaşmamak gerekiyor.Benim sözüm,kıyıda köşede kalan az da olsa temiz insanlara. "İnsanı kurtaracak olan yine insandır" diyerek umudumu sürdürüyorum. Yorumunuz için teşekkürler.  03.03.2008 8:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 217
Toplam yorum
: 1809
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2074
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster