Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '10

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
454443
 

Nedir bu sağ ve sol görüş?

Nedir bu sağ ve sol görüş?
 

Detaylar için galeriye bakabilirsiniz


UYARILAR

1) Yazı uzun geliyorsa kopyalayıp bir çıktısını alıp öyle okuyun. Bu yazıyı okuyarak artık neyi savunduğunuzu (ya da savunduğunuzu zannettiğinizi) öğreneceksiniz.

2) Ayrıca yanda görmüş olduğunuz sağ ve solun derecelendirme grafiğiyle birleştirilmiş Kemalizm grafiğini daha net görebilmek için BURAYA tıklayınız.

3) Bu yazıda anlatılanları internetten araştırıp öğrenmeye kalkarsanız en az altı yedi saat okumak zorunda kalırsınız. Bu yazı yüzlerce sayfanın özeti olan bir konsantre bilgi tabletidir.

Bilmediğimiz kavramlar hakkında bilgi sahibi olup entelektüel birikim yaratmaya devam ediyoruz. Türkiye’de hepimiz bir siyasi görüşe sahibizdir. Daha doğrusu sahip olduğumuzu zannederiz. Oysa ne olduğunu dahi bilmediğimiz kavramların peşinden sürüklenmenin ülkemize ve bize neler kaybettirdiğinin farkında değilizdir. Sizlere sorulduğunda hepiniz sağ veya sol görüşlüyüm dersiniz. Peki soruyorum: Sağ veya sol görüş nedir?

Geçenlerde akademik ve tarihsel boyutta bir tartışma içerisine girdiğim bir dostumla konuşurken yanımıza “Ben de sizin sohbetinizden faydalanmak istiyorum” diyen alt sınıflardan iki genç oturdu. Tam biz sağ ve solu değerlendirecekken bu gençlerden siyasete ilgi duyduğu anlaşılan arkadaşımız konuya çok saçma sapan bir yerden girince ona şu soruyu sordum: Sağ nedir, sol nedir?

Ancak sağı ve solu öğrenmek istiyorsak bu soruya ek olarak sadece bizim ülkemize has bir soru daha eklemek gerekiyor; Türkiye’de sağ deyince ne anlaşılıyor, Türkiye’de sol deyince ne anlaşılıyor?

Kafa karıştırıcı ülkemiz şartlarında, sağ ve sol incelenmesi gereken bir dipsiz bir kuyu olmaya doğru ilerliyor. Şimdi isterseniz konuya çok kısaca tarihsel boyuttan başlayalım.

 

NEDEN SAĞ VE SOL DENİLİYOR?

Bunu kısaca açıklayalım. Fransız devrimi yaşandıktan sonra artık halk zenginlerin daha zengin olmasından sıkılmıştı. Köylüler en son kazma kürek emeklerinin karşılığını alabilmek için patronlara baskınlar düzenlemişlerdi. Ekmek bulamıyor, haliyle pasta da yiyemiyorlardı. 1791 yılında ulusal mecliste kralı destekleyenler meclis başkanına göre meclisin sağına, yenileşmeyi ve halkın haklarının artırılmasını savunanlar da soluna oturmuşlardı.

Zamanla dünyada sol görüş kavramının evrimi şu şekilde gerçekleşti. Sürekli yeniliklerin yapılmasını savunanlar, halkın yaşam standartlarının iyileştirilmesi gerektiğini savunanlar ve işlemeyen sistemin daha iyisiyle değiştirilmesini savunanlar sol görüş adı altında birleştiler. Sağ görüş ise mevcut düzenden memnun olanlar, sistemlerin değiştirilmesine karşı olanlar ve sermaye sahiplerinin haklarını çalışanların haklarından önce korumak gerektiğine inananları kapsadı.

 

GÜNÜMÜZDE SAĞ VE SOL NE DEMEKTİR?

Görüldüğü üzere sağ ve sol görüş isimlendirmesi kralın düzen anlayışından doğmuştur. O günden beri dünyanın her yerinde sağ ve sol ekonomi anlayışını ifade eder. Yani eğer bir parti sağcı ise sermaye sahiplerinin istekleri doğrultusunda gelişim kararı alır. Buna kapitalizm diyorlar. Sermaye sahibi dev şirketler bu şekilde oluşuyorlar. Eğer bir parti solcu ise halkın gelir seviyesi ekonomi politikasının asıl amacıdır. Bu modelde sermaye sahiplerinin istekleri yine dikkate alınabilir ama bütün ekonomi buna göre şekillendirilmez. Yani eğer halkın yaşam standardı yükselmeyecekse sermaye patronuna “güle güle” denilebilir.

Görüldüğü gibi dünyada sağ ve sol bu manaya gelmektedir. Türkiye’deki vahim duruma gelmeden önce biraz da sağ ve solun aşırısı, ılımlısı, lightı nasıl oluyor bir de ona bakalım.

 

SAĞ VE SOLUN DERECELERİ

Şimdi de çok duyup hiçbir şey anlamadığımız kavramların ne olduklarına ve nasıl yanlış kullanıldıklarına şahit olalım.

(Sağın solun dereceleri grafiği için TIKLAYIN) Yukarıda gördüğünüz grafik herhangi bir ansiklopedi veya internet sitesinden orijinaline ulaşabileceğiniz sağ ve solun derecelendirilme grafiğidir.

Ancak blogda birden fazla resim kullanmak bir dert olduğundan sizin için hiçbir masraftan kaçınmayıp bunu Kemalizm grafiğiyle birleştirdim. Şimdi biz öncelikle ortadaki çubuk şeklindeki siyasal akımların derecelendirilmeleri grafiğini inceleyeceğiz, sonra grafiğin bütününü yorumlayacağız.

Ancak önce grafikte yer alan bu kavramların ne olduklarına kısaca bakalım. Neyin peşinden gidiyoruz bir görelim.

ANARŞİ : Sol dediğimizde öncelikle halkın özgürlüklerinin artırılması kavramının akla gelmesi gerektiğini hatırlayalım. Halkın özgürlüklerinin sınırsız hale gelmesine anarşi diyoruz. Yani hiçbir kuralın varlığı kabul edilmez. Birisinin sizi öldürme özgürlüğü de özgürlükten sayılabilir. Buna aşırı sol denilmektedir.

KOMÜNİZM : Komünizm halkın arasında zengin fakir ayrımının kaldırılmasını esas alması yönüyle iyi gibi görünse de fark ettiyseniz uçlarda yer alan bir düşüncedir. Sebebi de sosyal sınıflar kadar vatan ve sınırların da ortadan kalkması gerektiğini savunmasıdır. Yani ülke kavramıyla da kavgalı bir yaklaşımı vardır ve bu da dünyada önemli sorunlara neden olmuş, kendi yok oluşunun temelini atmıştır.

SOSYAL DEMOKRASİ : Sosyal demokrasi fakir zengin eşitsizliğini ortadan kaldıran, sosyal sınıfların olmadığı eşitlikçi bir toplum fikrini önerir. Çalışanların emeklerinin tam karşılığını almaları bu sistemde esastır. Kapitalizmdeki gibi çok çalışıp az para kazanma olgusuna karşı çıkar. Ancak günümüzde uygulanamamıştır.

MERKEZ SOL : Sağın veya solun merkez olarak adlandırılması ince bir farktan ibarettir. Merkez sağ veya solun birbirlerinden, bir sonraki aşamada sağa mı yoksa sola mı yatkınlık gösterecekleri fikriyle ayrıldıkları iddia edilebilir. Ayrıca bu görüşler birbirlerinin değerlerinin işlerine yarayan kısımlarını kullanırlar. Merkez solun, sermaye sınıfının ekonomik gücünü destekleyerek halkın ekonomik gelir seviyesini yükseltmeyi amaçlayan siyasi bir görüş olduğunu söyleyebiliriz.

MERKEZ SAĞ : Aynı şekilde merkez sağ deyince sermaye sahiplerinin hak ve taleplerini yerine getirirken halkın ekonomik çıkarlarını da gözetmek anlaşılmalıdır. Merkez sağ ile merkez sol arasında pamuk ipliği kadar fark vardır desek yeridir. Aşağı yukarı ikisi de aynı işi yapar.

LİBERALİZM : Liberalizm dediğimiz sistem ekonomik olarak mülk edinme özgürlüğünü savunur. Tüm özgürlükleri savunur. Uygulama safhasında mülk edinme özgürlüğünün savunulması süper zengin sınıflarının doğmasına da yol açar. Sosyalizmle uzlaşılamayan nokta budur. Fakirin bir şekilde zengin olmasına yasal engel yoktur ama zengin olmasının bir yolu da yoktur çünkü sermaye sahipleri mülk edinme özgürlüklerini az parayla çok iş yaptırmak suretiyle gerçekleştirebilirler ve bunun önünde de bir engel bulunmamaktadır. Çünkü her şey aşırı da olsa ekonomik özgürlüğe dayanır.

MUHAFAZAKÂRLIK : Bu sistem artık liberalizmin gelişmiş bir safhasıdır. Sermaye sahiplerinin toplumda önemli bir yeri vardır ve bu sistemi yürütenler çoğunlukla bu kişilerdir. Bu durum kabul edilir ve sert bir şekilde savunulur. Bu değerlere bağlılık gösterilir. Zenginin daha zengin olabilmesi esastır. Fakirinin daha fakir olması istenmez ama bunun önünde engelleyici bir mekanizma da yoktur. Felsefi boyutta yaşanılan toplumda var olan kalıplaşmış değerler ne ise onların yenilenmeksizin devamı istenir. Buna din de katabilirsiniz, siyasal yapı da, yemek yeme alışkanlığı da… Savunulan değer özellikle tabulardan seçilir ve kitle böyle toplanır.

FAŞİZM : Artık en uç noktaya varılmıştır. Muhafazakârlık sorgulamadan savunulan değerin peşinden gitmek noktasına varmıştır. Lider ne derse topluluk onu sorgulamadan izler. Her türlü değer katıksız şekilde savunulur. Topluluk, değerlere haddinden fazla bağlanınca kendisini üstün de görmeye başlar. Irkını da çoğu kez üstün ırk ilan eder. Lider istediği amaç doğrultusunda her şeyi her yolla gerçekleştirir. Din, ırk, dil, yaşayış ve aklınıza gelecek her türlü kavrama aşırı derecede bağlılık vardır ve hiçbir eleştiri olmaksızın bu bağlılık amaç doğrultusunda yoldaş edilir. Buna da aşırı sağ denilmektedir. Bunun bilinen en bariz örneği tarihte Hitler'dir.

Dünyada sağ ve sol denilince bu kavramlar anlaşılıyor peki bizde ne anlaşılıyor diye baktığımızda ortalık çok karışıyor. Çünkü bizde neyin ne olduğunu anlamak için siyasal bilimler okumaktan çok dünya tarihi okumak ve bunu Osmanlı Tarihiyle sentezlemek gerekiyor.

 

TÜRKİYE’DE SAĞ SOL DENİLİNCE NE ANLAŞILIYOR? (Ya da bir şey anlaşılıyor mu?)

Evet, şimdi Türkiye’de siyasetin başladıktan kısa süre sonra bittiği gerçeğini inceleyeceğiz. Türkiye’de sağ ve sol deyince dünyada anlaşıldığı şekliyle ekonomik bir bakış açısı geliştirilmesi en saf anlamıyla sadece Atatürk döneminde karşımıza çıkıyor. Ancak 2003'ten sonraki yıllarda yaşanan tek parti hükümetinin de zaman içerisinde ekonomik olarak liberal bir politikaya doğru evrildiğini söylemek yanlış olmaz sanırım.

2003 yılından sonra yaşanan tek partili hükümetin, kendisinden önceki hükümetlerden farklı şekilde söylemlere ağırlık vermek yerine sürekli yeni yapısal projeler (hızlı tren gibi) üretmesi ve bunu finanse etmesi sanırım ülkede 2003 yılına dek yaşanan kaba kuru laf siyasetinin yerini bir nebze olsun icraat ve proje temelli liberal siyasete bırakmaya başladığının bir göstergesi sayılabilir. Ancak muhalif kesimde işler hala söylem boyutunu geçemediğinden siyasetin kalitesinin yükseldiğini iddia etmek maalesef pek mümkün görünmüyor.

Ancak biz şimdi yakın dönem siyasetini bir kenara bırakarak saf anlamıyla siyasetin ekonomiyle ilişkilendirildiği ilk dönem olan Atatürk dönemini inceleyelim.

Atatürk fakir bir devlet olan savaştan çıkmış Türkiye’nin mecburen sol bir ekonomik modelle yönetilmesi gerektiğini bildiğinden gelişimini böyle sağladı ve 1933 yılına geldiğinde yeterli kalkınma seviyesine ulaşıldığını düşünerek sağ ekonomiye geçiş yapabilmek için Türkiye’nin ilk sağ partisini kurdu. Ancak Türkiye’de sermaye birikimi sağlayacak bir kesim oluşmadığı için sağ ekonomiye geçiş sağlanamadı. Sağ partinin içerisine de liberaller (ekonomik özgürlükçüler) değil İngiliz ajanları ve onların örgütlediği toplumun üyeleri girdiler. Sonuç olarak parti, ülkede bölücülük faaliyetlerine girdiği için bizzat başkanı tarafından kapatıldı. Kurucusu Fethi Bey, parti Serbest Cumhuriyet Fırkası idi…

Çok partili hayata geçişten günümüze dünyada anlaşıldığının tam tersine ve mantık dışı gelişen siyasi söylemleri bir inceleyelim:

Halk gözünde sağ partiler Müslümanlardan oluşur. Dini korur. Sağ partilerin kullandığı değerlere bir bakalım ve siyasetle ne kadar alakalı olduklarını görelim.

Biz dindarız: İslam’ın veya herhangi bir dinin siyasetle doğrudan hiçbir ilişkisi olmamasına rağmen bu söylem oy kazanmak için kullanılır. Sağ ve sol sadece bir ekonomik kavramken dini bir kavram haline getirilmektedir [Dindar nesil tartışması için TIKLAYIN].

Fakirlere para ve mal yardımı yapacağız: Bu söylem sağ bir söylem değildir. Sağın halkı zenginleştirme planında doğrudan yardım değil sermaye sahiplerini güçlendirip istihdam yaratmak vardır. Sağ ile solun birbirine girmesiyle ilgili ilginç bir kavramdır.

Özelleştirmeler ekonomik kalkınmayı sağlar: Bunun da ne sağcılıkla ne de solculukla hiçbir ilişkisi yoktur. Dünyada sağ ve sol siyasi anlayışın hiçbir yerinde özelleştirme kavramına yer verilmez. Özelleştirmelerle kalkınmayı başaran bir ülke de bulunmamaktadır.

Toplumda bazı bireyler Amerika'da her işin özel şirketlere havale edilmesinden ötürü, özelleştirmelerin Amerika'da iyi işlediğini düşünselerde Amerika başından itibaren özel sermayeye dayalı şirketler ile ayakta durmaktadır. Yani şirketler başından beri özeldi, sonradan özelleşmemişlerdir. Bu yanılgı bilimde teleoloji kavramıyla sanırım yeterince açıklanabilir. Bu ilginç ve incelemeye değer bir ayrıntıdır.

Biz milliyetçiyiz: Bu söylem de biz dindarız demekle aynı etkiye sahiptir. Milliyetçi olmak için sağcı veya solcu olmaya gerek yoktur. Vatanını seven herkes milliyetçi olabilecekken bu kavram sağ ile ilişkilendirilmiştir. Bu da bizim ülkemizin ne hale geldiğini anlamamıza yeterlidir.

İlginç olan şudur ki tüm dünyada sağ partileri savunan ve sağ partilere oy veren kesim ekonomik olarak iyi seviyede bulunan ticaret ve sanayi ile ilgilenen kesimdir. Ancak bizim ülkemizde sağ partilere oy veren kesim çoğunlukla fakir ve eğitimsiz olan toplumun geniş alt tabakasıdır. Bu konuda da dünyanın tam tersine gitmekteyiz [Türk demokrasisinin dünya demokrasilerinden farkı için TIKLAYIN].

Şimdi de Türkiye’de sol denilince ne anlaşılmaktadır. Biraz da buna bakıp öğrenelim. Türkiye’de sol denilince dinsizlik, din düşmanlığı gibi kavramlar akla gelmektedir. Oysa başta da dediğimiz gibi siyasette sağın ve solun dinle bir alakası yoktur. Lakin halktaki algılama bu yöndedir.

Şimdi de sol ile ilişkilendirilen kavramların ülkemizde nasıl anlaşıldığına bir bakalım.

Laiklik: Laiklik başından beri anlattığımız kavramların tek sözcükle ifade edilmesidir. Yani siyaset ekonomiyle ve cebimize giren parayla ilişkilidir. Dinin siyasetle bir alakası yoktur gerçeği ifade edilir. Oysa bu söylenince laiklik dinsizlik denilir. Bazı siyasiler de oy kazanmak için “laiklik dini, laiklik dinsizliktir” gibi söylemler kullanarak halkın zaten anlamadığı bu kavramı iyice halktan uzaklaştırmak için özel bir çaba gösterirler ve halk cebine giren parayı unutur, bunun yerine dininin tehlike altında olduğuna inanıp zaten tam oalrak anlamadığı bu kavramdan uzaklaşır.

Aşırı Sol: Dünyada aşırı sol denilince anarşi anlaşılmaktadır. Anarşi dediğimiz kavram kural tanımamazlık demektir. Belirli bir lideri falan yoktur çünkü anarşide her birey özgürdür, kendi kendini yönetir. Bizde aşırı sol denilince terör anlaşılmaktadır. Türkiye’de sadece bir dönem anarşizme benzer olaylar yaşanmış ancak darbeyle yok edilmiştir. Anarşizmde de terörde de şiddet vardır ve fark neredeyse sadece amaçtadır.

Terör organize bir harekettir ve belirli bir yönetimi vardır. Özgürlükleri savunmaz ve kendi amacı dışındaki tüm özgürlüklerin tam karşısındadır. Terörün amacı kan dökmek ve korku yaratmaktır. Yani özgürlük kavramıyla uzaktan yakından alakası yoktur. Terör kendi amacına karşı çıkan sağcıyı da solcuyu da öldürürken düşünmez. Halkımızda bu detay anlaşılamadığı için sol denilince dinsizlik ve terör gibi tamamen alakasız kavramlar akla gelmektedir. [Ülkemizde hangi parti hangi akımı temsil etmekte sorusunun yanıtı için TIKLAYIN]

Peki bu eleştiriler haksız mıdır? İşte bunu da üzülerek ifade etmeliyim ki burada maalesef gerçeklik payı vardır ve artık çok acı örnekleriyle gözümüzün içine içine sokulmaktadır. Bu yazıda genel bilgilere değinip özel açıklamalara girmeyi pek uygun görmesem de siyasi yapımız o kadar hızlı değişmektedir ki bu güncellemeyi yapmak ve bir miktar özele girmek bir zorunluluk olmuştur.

Örneğin ibadetini yapan bir sosyal demokrat görmek istatistiki olarak son derece güçtür. (buraya kadar bir sorun yoktur. Zira kişinin ibadet yapması ile siyasi görüş arasında teknik bir bağ bulunmamaktadır. İster yapar ister yapmaz.).

Öte yandan ibadetini yerine getirenlere karşı "Dinci adam" yaftasını yapıştırmayan, onlara gerici gözüyle bakmayan, hülasa kendi insanını hor görmeyen bir solcuyu bulmak için de ciddi bir arama ve araştırma faaliyeti yürütmek gerekmektedir.

İşte sorun burada yaşanmaktadır. Kendi ibadet etmeyişi bir sorun değildir ancak ibadet edenleri dışlaması bir sorundur ve siyasetin her alanına sert şekilde etki etmektedir.

Teknik olarak bakıldığında benzer şekilde sağ kesimdekilerin de sol kesimdekilere aynı saçma eleştiriyi yönelttiklerini görmekteyiz. Ancak arada bir fark vardır. Onlar bu mantıksız eleştiriyi yaparken aynı zamanda marjinal gruplarla etkileşim içerisine girmemekte, bu da toplumda derin bir yarılma yaratmamaktadır.

Sol kesime yapılan bir diğer eleştiri olan "solcuların dinsiz ve teröristlerle ilişkili olma" eleştirisine... Bu ülkenin aydın insanları olarak biz bu genellemeye normal şartlar altında karşıyızdır. Ancak ülkemizde gerçekten çok ağır bir siyasi kirlenme yaşamaktadır.

Örneğin sosyal demokrat bir parti olarak bildiğimiz CHP'nin içinin açıktan PKK'yı destekleyen insanlarla dolduğunu görüp göz yaşları içerisinde kalmamak mümkün değildir. Bu parti ulu önder Atatürk'ün partisidir, bizim hayalimizde Kemalist ve vatan aşığı olmalıdır. En azından Atamızın altı okundan birisi olan milliyetçilik bunu gerektirmektedir.

Ancak öyle değildir. Günümüzde CHP ulusalcıların, Kemalistlerin ve vatanseverlerin parti ile ilişiğinin kesildiği, PKK'lıların hızla yükselip söz sahibi oldukları bir parti haline gelmiştir. Tıpkı bir zamanlar çok severek okuduğumuz Cumhuriyet gazetesinin bugün Roj TV kalitesinde PKK propogandası yapar bir hale dönüşmesi gibi...

Bu yüzden halkımızda bulunan bu gereksiz ilişkilendirmeler her gün gerçeklenmekte ve sol ile terörizm arasında kurulmuş görünen haksız bağa her gün yeni ispatlar eklenmektedir. Bu derin tartışma için lütfen buraya TIKLAYINIZ

 

ÜLKEMİZDE HANGİ KESİM HANGİ PARTİYE OY VERİYOR?

Ülkemizdeki siyasi anlayış ve partiler sürekli bir evrime tabi olduklarından toplum kesimleri de bu değişime ayak uydurmaktadırlar. Yani 10 yıl önce oy verilen partilerinm adresleri ile bugünün oy verilen partilerin adresleri sert bir şekilde yer değiştirmeye başlamaktadır.

Şimdi partilerin oy aldığı kesimleri inceleyelim. Yalnız burada belirli bir yıl ayrımı yapmak ihtiyacı hasıl olmaktadır. Bunu 2003-2007 yılları arası ve 2007 sonrası olarak bölmek gerekiyor. Zira ülkemizdeki partilerin bazıları son derece keskin dönüşlerle kimlik değiştirmektedirler.

Dünyada sol partilere fakir ve işsiz kesim oy verir. Çünkü sol partilerin amacı halkın gelir seviyesini üst noktaya taşımaktır. Tarım ve hayvancılığı destekler, bu yüzden alt tabaka sola oy verir. Ülkemizde ise 2003-2007 yılları arasındaki döneme kadar okumuş, iş ve sermaye sahipleri sol partilere oy vermekteydiler.

Ancak sonraki dönemde bilhassa CHP'nin büyük bir değişim geçirerek ulusalcıları partiden tasfiye etmesi ve PKK ağırlıklı isimleri parti yönetimine getirmeye başlamasıyla büyük bir değişim yaşanmış ve sosyal demokrat olan CHP marjinal kitlelerden de oy almaya başlamış ancak günden güne terörizmle kurduğu bağ dolayısıyla sosyal demokrasi kimliğinden de uzaklaşmaya başlamıştır. Bir başka ifadeyle partide Kemalizm yasaklanma seviyesine gelmiştir. 2007 sonrasında ise okumuş, eğitimli ve sermaye sahipleri CHP'yi terk etmeye başlamışlardır.

2003-2007 yıllarına kadar dünyanın tam tersine işler burada da karşımıza çıkmaktaydı. Toplumda akademisyen, araştırmacı, üst gelir seviyesine sahip ve toplum aydınları sol kesime oy vermekteydiler. Ancak CHP'nin geçirdiği bu sert değişim bu eğitimli kitleyi de dönüştürdü ve tam aksi şekilde 2007 yılından sonra CHP yerine iktidar partisi olan AKP'ye geçişi başlatmıştır. 

Bu bağlamda bakınca 2007 yılından sonra yaşanan CHP'nin bu dönüşümü Türkiye toplumunu dünya ile aynı eksene getirmiş ve "Ekonomi ağırlıklı sağ politika üreten" siyasi hareketin toplumun üst kesiminden daha fazla oy almasına yardımcı olmuştur.

Ancak AKP'nin ekonomik hamleleri ve ülkenin çoğunluğunun hassasiyetlerini gözeterek sürekli güncellediği politikaları elinde tuttuğu geniş halk tabakasının da elinde kalmasına yardımcı olmuştur.

Yani ülkemizdeki sağ liberal politika dünya ile aynı eksene oturmuşken nispeten daha sağlıklı görünüme sahip sosyal demokratik politika rayından çıkmış ve marjinallerin toplandığı salt "iktidar karşıtları" hareketine dönüşmeye başlamıştır.

Yani CHP 2003 öncesinde var olan kuru laf siyasetini sıkı sıkıya sahiplenmenin yanısıra buna terör ödaklı gruplarla içli dışlı olmayı da eklemiş ve marjinalite eksenine kayma göstermiştir; Kemalizmin terk edilmesi adına gerçekten çok üzücü bir durumdur bu. 

Ülkemizde sağın sağ, solun da sol olmadığını açıkça incelemiş olduk. Bu saçmalık ortamı içerisinde kırk katır mı kırk satır mı diyebilirsiniz; ki derseniz siyasetin ne olduğunu anlamaya başlamışsınız demektir (Ülkemizde partilerin nasıl daha sağlıklı bir yapıya sahip olabileceklerine ilişkin beyin fırtınası için TIKLAYIN). Son olarak bir de Atatürk’ün siyaset anlayışı nasıl bir şeydir ona bir bakalım.

 

ATATÜRK’ÜN SİYASET ANLAYIŞI SAĞ MIDIR SOL MUDUR?

Bu anlayışın dünyada ilk uygulayıcısı kendisi olmuş ve yeni bir siyasi anlayışın temelini atmıştır. Atatürk dünyadaki tüm sistemleri incelemiş ve günümüzde bile müthiş olarak kabul edilebilecek sistemini geliştirmiştir. Onun sistemini şu şekilde özetleyebiliriz. Her çiçekten en güzel polenleri toplayıp en güzel balı yapmak… Çünkü hiçbir siyasi görüşe körü körüne bağlı değildir. Her siyasi görüşten işine yarayan kısımları alıp gerisini kullanmamıştır. Şimdi nereden neyi almıştır bir bakalım. (Yukarıdaki Kemalizm grafiğini görmek için TIKLAYIN)

Fark ettiyseniz Kemalizm dünyadaki çoğu ekonomik ve siyasi görüşü kucaklar, bir kısmına sert bir şekilde karşı çıkar. Yumuşak bir kısım olan sosyal demokrasiye kadar solu destekler, komünizme vardığı noktada karşısında yer alır. Liberalizme kadar sağı destekler ancak muhafazakârlık ve faşizm seviyelerine sert bir şekilde karşı çıkar.

Kemalizmin merkezinde halk çıkarı ve ilerlemecilik bulunur. Yani Kemalizm ne sağcılıktır, ne de solculuktur. Dolayısıyla solcu olduğunu iddia edenler de sağcı olduğunu iddia edenler de tam anlamıyla Kemalizmi sevemezler. Amaç siyaset değil halkın ekonomik çıkarı ve devletin ilerleyerek devamıdır. Solcular aşırı özgürlük talebine cevap alamayacağı için, sağcılar da az paraya çok iş yaptıracak adam bulamayacakları için Kemalizmi sevmezler [Atatürk'ü yanlış tanıtma tartışması için TIKLAYIN].

Bugün gerçek Kemalistlerin nasıl olup da CHP'yi ve sol partileri terk edip de AKP ve diğer sağ partilere geçiş yaptığını anlamak için Atatürk'ü anlamak yeterlidir. O siyaseti hakkıyla analiz edip altı ilkesini oluşturmuş ve altına da "Söz konusu vatansa gerisi teferruattır" imzasını koymuştur. 

Günümüzde terörist organizasyonlarla iç içe geçen CHP'den kaçıp vatansever söylem ve eylemlere ağırlık veren partilere kaçış yaşanması normaldir. Bir Kemalist'in teröristlerle yan yana durması söz konusu bile değildir zira. 

Kemalizm öylesine kapsamlıdır ki Kemalizmin kapsamından çıkıldığında sağda muhafazakârlık ve faşizm, solda da komünizm ve anarşizm kalmaktadır. Yani bu eksenden çıkınca ülkenin ilerleme olasılığı tamamıyla ortadan kalkmaktadır. Dolayısıyla dünyadaki Türkiye düşmanlarının her yolla Kemalizmi ortadan kaldırmak istemesinin sebebi budur. Kemalizm kalkarsa geriye aşırı uçlarda sürüklenen bir devlet kalır ki bu devleti nereye çekerseniz oraya sürükleyebilirsiniz.

 

TÜRKİYE'DE MUHAFAZAKARLIK İSLAMCILIK MI DEMEKTİR?

Tam bu noktada güncel bir siyasi yorum şu soruyu doğurmaktadır. "Ama AKP ve MHP muhafazakar değil miydi? O zaman nasıl oluyor bu işler?"

Sorunun cevabı için yukarıda muhafazakarlığın tanımında gizlidir. Muhafazakar olabilmek için bir şeyleri katı ve tartışmasız şekilde muhafaza etmeye çalışıyor olmanız gerekir. Bu açıdan bakılınca ülkemizde neredeyse muhafazakar olmayan parti yok gibidir.

Örneğin bu sıfatla en çok anılan parti AKP'dir. Muhafaza ettiği şeyin islami değerler olduğunu parti yöneticileri de söylemektedir. Aynı zamanda milli değerleri muhafaza ettiklerini de belirtmekte ve eylemlerini bu yönde şekillendirmektedirler.

MHP ise katı bir şekilde milli değerleri muhafaza ettiğini söylemekte ve görüşünde hiçbir şekilde değişiklik yapmamaktadır. Yani muhafazakarlığın tanımını karşılamaktadır. Zaten bu yüzden milliyetçi muhafazakar denilmektedir.

Peki ya CHP? Her görüşe açık ve muhafaza ettiği şeyleri güncelleme yetisine sahip bir parti midir? Değildir şüphesiz. O da seküler yaşam tarzını katı bir şekilde savunmaktadır. diğer yaşam tarzlarına uzaktır ve o yaşam tarzlarından uzak durmaktadır. Parti tüzüğünde yazmasa da CHP seçmeninin önemli bir kısmı diğer yaşam tarzlarına da mesafeli olmalarıyla ön plana çıkmaktadır.

Peki ya HDP? O Amerika ve İngiliz medyasının gücüyle ülke içinde ve dışında özgürlükçü imajı yaratılarak desteklenen PKK sözcüleri özgürlükçü bir parti midir?(Aslında sorulması gereken ilk soru onlar bir parti midir olmalı. Bu sorunun yanıtı için BURAYA TIKLAYIN.)

HDP-PKK açıkça ve alenen Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bölünmesini, bugün hala açıkça Amerikan-İsrail işgal ve yönetiminde olan Kuzey Irak bölgesine bağlanması ve sonra da Türkiye'den kopması gerektiğini savunmaktadır. Bu görüşü muhafaza kapasitelerinin yüksekliği göz önüne alınınca özgürlükçü ve çağdaş oldukları iddiası son derece niteliksiz bir laf salatasından ibaret olmaktadır. 

Yani Kemalizm sağ veya sol görüş demek değildir. Salt haliyle vatanı sevmek ve onun için durmadan çalışmaktır. Vatanını sevmek Kemalizmin referans noktasıdır. Vatanını sevdikten sonra islamcı, sosyal demokrat veya liberal olmanın bir önemi yoktur. Tıpkı birinci mecliste olduğu gibi...

Ancak vatan sevgisi olmadıktan sonra da bunların bir önemi yoktur. İster sosyal demokrat, ister liberal, ister islamcı, isterse komünist olsun vatan karşıtı vatan karşıtıdır. Görüşünün bir önemi yoktur. Bu bağlamda Kemalizm toplumdaki geniş bir kutuplaşmayı açıkça ortadan kaldırma gücüne de sahiptir.

Ancak malesef ülkemizde Kemalizmin ne olduğunun anlaşılamaması büyük sorunlara yol açmaktadır. Bunun örnekleri için aşağıdaki yazı dizisini okumanızı öneriyorum.

(Kemalizmi öğrenmek için; Bölüm 1 - Bölüm 2 - Bölüm 3)

[NOT: Yukarıdaki link 3 bölümlük bir yazı dizisine aittir. Tam ve sağlıklı bir öğrenme için üçünü de okumanız önerilir.]

Peki, Amerika, Almanya, İngiltere vs. Avrupa ülkeleri liberal demokrasiyle nasıl zengin olmuştur? Cevap liberalizmin harika bir sistem oluşu değildir. Cevap bu ülkelerin diğer ülke kaynaklarını zamanında ve hatta hala kendi ülkelerine aktarmasıdır. Sadece İngiltere sömürgecilik sayesinde 101 İngiltere değerinde hazineyi ülkesine taşımış ve süper zengin sınıfı yaratmıştır. Dolayısıyla hem sermaye sahipleri hem de çalışanları zengin olabilmiştir. Yani haddinden fazla para, halka yayılacak kadar zenginlik yaratmıştır.

Fakir ve geri kalmış bir ülke gelişimini tamamlamadan liberal ekonomiye geçiş yaparsa büyük ekonomi devlerine lokma olur. Atatürk sol ekonomiyle gelişmini sağlayıp, gelişimini tamamlayınca liberal ekonomiye geçişi planlamıştır, ancak ömrü yetmediği ve onu anlayabilen olmadığı için bu gerçekleşememiştir. Gelişmeden liberal ekonomiye geçiş yapılmıştır ve sonuçları ortadadır.

Solun aşırısında da sağın aşırısında da insanların gözüne bir perde iner ve ülkenin gelişimi imkânsızlaşır. Solun aşırısında komünizm ve anarşi vardır. Bu sistemlerde akıllarda sürekli özgürlük vardır ama körü körüne bu fikrin peşinden gidilirken kaybedilenler görülmez. Özgürlük olsun çamurdan olsun derken özgürlük adı altında ülkede yaşanan karışıklıklar engellenemez.

Sağın aşırısında din, millet gibi tabu konuların peşinden öylesine körlemesine gidilir ki dinle, milletle alakalı olsun da çamurdan olsun denilir. Gözler bu kavramlarla kör olmuşken ülkede yaşanan gelişmeler takip edilmez ve ülkede her türlü yıkıcı faaliyetin yaşanması için müthiş bir atmosfer oluşur. Hitler ırk ve millet kavramıyla gözleri öylesine kör etmişti ki toplumun kendi içerisinde bölündüğünü fark edemedi ve devleti bölündü, ordusu yok oldu.

 

Yazıyı okudunuz. Hala siyasi görüşünüz aynı mı? Ya da neyi savunduğunuzun farkına varabildiniz mi?

 

Filiz Alev, Güz Özlemi bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben sizin yaklaşık 4,5 tane yazınızı okudum. Lise ikideyim ve yaşıtlarımın siyasi görüşleri çok net. Bi ortama girdigimizde hepsi tartisiyo ama ben sessiz kaliyodum cunku bilgim yoktu hicbi konuda. Bu yuzden once cok tesekkur ederim elinize sağlık. Çok açıklayıcı bi yazı olmus. Ama bi sorum var . "Kemalist olmak sağcı da olmak degil solcu da. Kemalistsen ikisi icinde ben buyum diyemezsin " dogru mu anlamisim

Pınar Pın 
 09.09.2015 17:24
Cevap :
Öncelikle kıymetli yorumunuz için çok teşekkür ediyorum. Umut ederim ki görüşlerinin net olduğunu düşünen arkadaşlarınız da neyi savunduklarını doğru kaynaklarla öğrenebilirler. Sizler gibi ülkemizin geleceğini emanet edeceğimiz insanların bilgilenmek, gerçekleri öğrenmek için doğru bir kaynağa ulaşmış olması beni çok mutlu ediyor. Sorunuzun cevabına gelince. Yanıtım "evet!" Kemalizm sağcılık ya da solculuk değildir. Yalnızca ve saf anlamıyla kendinizi Türk milletine adamış olmanız ve bu uğurda çalışmanız demektir. Sağcı bir Kemalist de olabilirsiniz solcu bir Kemalist de. Kemalizmin solculukla ilişkilendirilmesinin temel nedeni kurucusu olduğu partinin sol görüşlü olmasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki Türkiye'nin ilk sağ partisini de kendisi kurmuştur. Hatta gücümüzü toplayıp sağ ekonomiye geçmemiz gerektiği yine paşamızın kendi beyanıdır. Siz gençlerin doğru bilgiyle aydınlanması, ülkemizi tüm karanlıklara karşı iman ve bilimin aydınlığıyla koruması dileğiyle, saygılarımla...  10.09.2015 13:59
 

Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim. Dediğiniz gibi alakası yok ama işte çok tepki aldığım için öyle bir soru sorma ihtiyacın da bulundum.

Dila Ak 
 15.08.2015 19:29
Cevap :
:)) Bir faydam olduysa ne mutlu bana. Saygılarımla ve görüşmek dileğiyle...  17.08.2015 13:48
 

Şimdiden teşekkürler

Dila Ak 
 14.08.2015 13:26
Cevap :
Rica ediyorum  14.08.2015 13:55
 

Iy günler bişey soracam acaba türbanlı bir bayanın solcu olması sizce ne kadar doğru?

Dila Ak 
 14.08.2015 13:20
Cevap :
Öncelikle çok kıymetli yorumunuz için teşekkür ediyorum. Gelelim sorunuzun yanıtına. Aslında yazımı okuduysanız bu sorunun cevabı kabaca yazıdan çıkıyor ancak ben yine de cevaplayayım. Solculuk; yazımda da ifade ettiğim gibi Türkiyede ve dünyada farklı anlamlara geliyor. Türkiye'deki yanlış anlaşılmayı bir kenara koyacak olursak türban ve solculuğun arasında hiçbir ilişki bulunmamaktadır. Dolayısıyla türbanlının solcu olamaması diye bir şeyin mantıkla herhangi bir izahı bulunmamaktadır. Bu yanılsama tamamen sağ ve solun ne olduğunun ülkemizde bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Özetleyecek olursam sağ ve sol özünde sadece ekonomik görüş farklılıklarına dayalı bir ayrımdan ibarettir. Bunu dinle veya başka bir şeyle ilişkilendirmek sadece bizlerin zihinlerimizi çalıştırma zahmetine girmeden kolaycılığa kaçmamızdan ötürü ortaya çıkan bir meseledir.Saygılarımla  14.08.2015 13:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 147
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2907
Kayıt tarihi
: 05.06.10
 
 

Jack Amca, düşünsel dünyasındaki gelişmeleri dışa vurmak niyetiyle başladığı yazı yazma sevdasına..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster