Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Nisan '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
50
 

Nefes almak

Nefes almak
 

Dünya var olduğundan beri her bir canlının yaşam mücadelesi verdiği bu küresel mecrada, bende mücadelemin, çabamın, var olma gayretimin yaşamım üzerine yüklediği sorumluluklardan belki bir ödül beklentisi içine girdim. İşte bu ödül beklentisini de karşıda olan her hangi birinden değil, hayatıma dokunanlardan hiç değil, kendimden almak istedim.

Bunun için okuryazar olmak yetiyordu üstelik. Kendime bir kaynak bulduğumu düşündüm, içimde çağlayan yer altı zenginliklerine kafa tutacak kadar, bir sürü üretim damarım olduğunu keşfettim.

Ve cahil cesaretiyle koyuldum yola. Çok defa bu konuya parmak bastım aslında, çok defa sütunlar aracılığıyla dertleştim durdum okuyucumla tek taraflı. Yılgınlığa düştüğüm anlarım hiç azımsanmayacak kadardı inanın. Ancak şunu gördüm ki istiyorsanız ve gerçekten istiyorsanız engelleri aşabiliyorsunuz ve mutlaka ışık süzülüyor hayata bir yerlerden.

Neden biz insanlar kendimizi farklı  kulvarlarda  ifade etme ihtiyacı içine gireriz. Neden biz insanlar hayatın birçok seçici mönüsünden kendimize iyi geleceğini düşündüğümüz lezzetlerin peşine düşeriz.

Bana göre hayallerimiz yüzünden. Hepimizin çocukluğumuzdan bu yana içimizde saklı tuttuğumuz ve onları kutsadığımız hayalleri yok mudur?   Dünya var olduğundan beri, hepimizin bu zorunlu yolculukta bir amacımız olduğuna inanıp var olma sebebine tutunduğumuz hayallerimiz yok mudur?

Olmaz olur mu?…

Ben işte o hayaller sayesinde bir umut taşıyorum yarınlarıma dair. Sizde taşıyın istiyorum, sizde içinize sakladığınız, kimseye en ufak bir zarar dahi vermeyecek olan hayallerinizi ertelemeyin istiyorum. Akılda kalan sadece başarılarınız, azminiz, gayretiniz olsun istiyorum. Öğrenmenin yaşı yoktur sözünün en somut örneği olduğumun farkındayım. Biraz sitemkâr gelebilir sözlerim ama durumun izahı için gerekiyor zaman zaman. Birilerini rahatsız etseniz de başarabildiğim için mutlu ve huzurluyum.

Öğreniyorum bilmediklerimi, öğrenebildiklerimi öğrenememiş olanları gözlesem de bu süreçte, hayal kırıklıklarımı süpürüp kenara, inandığım yolda yürüyorum düşe kalka. Yine bu süreç kendi adıma üzerine biraz daha koyarak yürüdüğüm bir süreç. Yaptığım işlerimin ses getirmesini kabul görmesini elbette arzuluyorum. Bir sonrakinin, bir öncekine gülümsediğini gördükçe, oluyor, başarıyorum övgüsünü ilk önce kendim veriyorum kendime. Peki neden? Övgüler karşıdan geldiğinde daha mı sahici, daha mı yerinde sizce? Yine kendi bakış açıma göre bu sorunun cevabını paylaşmak isterim sizlerle. Bana göre karşıdan gelebilecek övgüler ve yergiler hiç samimi değil, ilk önce kendi süzgecinizden emin olmalısınız.

Sizi kendiniz kadar hiç kimse tanıyamaz, hiç kimse vicdanınızın algınızın dürüstlüğünüzün boyutunu bilemez, bugün sizi yere göğe sığdıramayanlar ilk fırsatta bir kaşık suda boğmaya kalkışanlar oluyor çünkü. Ve daha da ileriye giderek sanki bilirkişi bayrağını elinde tutan bir tek kendileri gibi ahkâm kesiyorlar, bir sonraki adımda yine kendileriyle çelişerek.

Diyorum ki bu satırlara zaman ayıran gezegen yoldaşlarıma hayallerinizin peşinden gitmekten asla vazgeçmeyin, kimseye zararı olmayacak hayallerinize lütfen sahip çıkın benim gibi, elde var olan tek servetim inancımdı. Akademinin kıyısından köşesinden geçmemiş bir birey olarak sadece inancımla kol kola bunca yolu kat ettim ben. İmkanlar verilseydi, keşke akademik öğretilerin ocağına düşebilseydi yolum. Kız çocukları okutulsun, eğitim şart diyen akademisyenlerin, bir kısmının okuyamamış olanları ezmek ve yok saymak için gösterdikleri çabayı reddediyorum. Direniyorum onların egolarına ve ukalalıklarına. Bir okuryazar olarak öğrenme aşkımla düştük yola, tam saygı duyup işte budur, bir harf için köle olunur dediğim noktada, bir söylem, bir eylem beni hayal kırıklığına uğratmaya yetiyor, ve sonra da şu oluyor.”Hiç kimseye değil kendime köleyim, çünkü ben kendime öğretmenim”…

Olurda hani kendini kıyıda köşede saklamış, içinde çağlayarak üretim ırmakları akan bir gönül dostuna ulaşabilir ve bir cesaret eli uzatabilirsem ne mutlu bana. Ben kırkımdan sonra düştüm yola 18 yaşında rüştünün ispat edildiği bir sistemde, ben 40 yaşımda rüştümü ispat edebildim. Ne mutlu ki çok şeyler biriktirmişim bu süre zarfında açığı kapatma noktasında iyi işe yaradılar doğrusu.

Ben bu yola baş koydum ve öğrenmeye üretmeye devam. Zorlanarak da olsa, kendi kendimle, çünkü inancımı ve saygımı su istimal edenleri gördükçe yalnız başıma çok ama çok yol kat ettiğimi düşünüyorum. Evet eğitim şart ama önce kendi kendinizin eğitimini sağlamalısınız zira sokma akıl sokma eğitim kırk adım bile  gitmiyor, ve anlattığıyla inandığı, yaşadığı, çelişiyor bazılarımızın.

Paylaşmak ve bir ele bir yüreğe dokunmak için yola devam.

İlk kitabım (deneme)

KIRKIMDAN SONRA AZMADIM

KIRKIMDAN ÖNCE YAZMADIM

İkinci kitabım(roman çalışması)

RUTUBET BÖCEKLERİ

Üçüncü kitabım(şiir)

ÜVEY ŞEHİRLER

Dördüncü kitabım, kadınların hayatlarından örnekler verdiğim, gerçek hayatlara dokunan cinsel istismar taciz ve tecavüzü anlatan hikayelerden oluşuyor.

YOLSUZ DERE

Üç şiir dinletisi gerçekleştirdim. 2016  Mart ayı konuğumdu CEMAL SAFİ bana inandığı için ve  el verdiği için öpüyorum ellerinden saygımla bir kez daha. İnandığımız sürece ve öğrenme aşkımızı kaybetmediğimiz sürece başarı geliyor kendime daha çok ödül vermek istiyorum umarım buna vaktim ve şansım olur. Ve birde  en önemlisi eğitim sahiden de şart..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 33
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 141
Kayıt tarihi
: 24.12.11
 
 

1965 Zonguldak doğumlu ve halen Zonguldak'ta yaşamaktayım.Yazarım ve çeşitli platformlarda sunucu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster