Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ekim '09

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
3603
 

Nefes Vatan Sağolsun

Nefes Vatan Sağolsun
 

Nefes – Vatan Sağolsun filmi vizyona girmeden fragmanlarıyla dikkat çekmeyi başardı. Bu başarının sonucunu da gişelerde görüyor. Bir çok sahnede askerliğinizi yaşayabiliyor, bir çok sahnede aslında askerde yaşanan sıkıntıların sivillere yansımasını görebiliyorsunuz. Levent Semerci ile İlker Altınay ve Hakan Evrensel'in senaryosunu yaptığı filmde gerçeğe yakınlığı kadar uzaklığı da söz konusu. Filmin kurgusu gerçeğe yakın olanların başında geliyor. Bende askerliğimi doğuda yaptığımdan bu tarz karakollara sıkça gittim. Oralarda yaşamı birebir gözlemledim. Karakollarda asker sayısının az olması askerler arasındaki bağları diğer noktadakilerden çok daha fazla güçlendiriyor. Askerler aile gibi oluyor ve birbirlerini her zaman koruyor ve kolluyorlar. Bu yüzden sahnelerde duygusallaşıyor seyirci.

Film belli bir noktaya kadar aksiyon arzusunu seyirci de körüklüyor, Jandarma karakolu’na intikal eden yüzbaşı ve ekibinin gelmesiyle aksiyon da ha geldi ha gelecek diye bir dürtü oluyor seyircinin içinde. Yüzbaşı sert, prensipli ve tecrübeli bir portre çiziyor başlarda, ardından yüzbaşı’nın oldukça duygusal ve kişisel bir tavır takınmasıyla birlikte filmin belli bir süresi sıkıcı geçmeye başlıyor.

Seyirci’nin gerek fragmanlardan ve gerekse filmin başlangıcından istek duyduğu ve beklediği sahneler filmin sonunda geliyor. Uzun bir çatışma sahnesi bekleneni veriyor seyirciye, fakat bir çok handikapta beraberinde geliyor. Strateji uzmanları, profesyonel askerler ve askerliğini bu tarz yerlerde yapanların çok fazla eleştireceği bir çatışma sergileniyor. Bu tarz durumlar çok yönlü değerlendirilmeli, mümkünse bu işle içli dışlı örneğin bu tür yerlerde görev yapmış, karakol savunmasını ve çatışmayı iyi bilen emekli askerlerden danışmanlık alınabilir. Çatışma sahnesinde karakol mağdur durumda görülüyor bunun sebebi askerin bir noktada sıkışıp kalmasından kaynaklanıyor. Bu sıkışma da komutanın strateji hatasıdır bence. Filme yansıyan karakolun bir yakın mevzii ve sonradan kaylıklarda oluşturulan bir mevzii daha vardı. Diğer alanlar boş görünüyordu. Bu tarz yerlerde mevzi sayısı baskınlara karşı daha fazla olmalı, karakol baskın yediğinde, alarm durumuna geçilip, daha önceden konuşulan noktalara karakoldan direk çıkış yapılmalı. Karartma oldukça süratli olmalı, askerlerde sıkça rastlanılan ilk kurşun şoku durumunun çok daha önceleri eğitimlerle aşılması gerekmekte. Yoksa filmde izlediğimiz veya izleyeceğiniz gibi bir çok asker şoka girmekte. Baskın sırasında tüm askerlerin komutan dahil gelişi güzel ateş ettiğini görüyoruz. Gelişi güzel açılan ateş mevzi’nin veya gizlendiğiniz herhangi bir yerin yönünü tayin eder ve vurulma olasılığınız artar. Aynı zamanda sürekli ileriye doğru yapılan atış düşmanın size yaklaşmasını ve içeri sızmasını kolaylaştırır ki bu olay da filmde görülebiliyor. Adı üzerinde baskın diye düşünülmemeli, görev yapılan yer güllük gülistanlık bir yer değil ve baskının heran gelebileceği düşünülen, hatta düşmanla sürekli görüşme halinde olunan, şehit verilen bir yer. Bu yüzden baskına her zaman hazırlıklı olunmalı. Peki bu anlattıklarım çerçevesinde karakolda ne yapılsaydı daha iyi olurdu ve filmde hüznün yanı sıra düşmana karşı üstünlüğümüzün çok daha fazla olduğunu hissettirip, yakınlarını oralara askere yollayanların yüreklerini rahatlaması sağlanabiirdi. Öncelikle yapılması gerekn, yüzbaşının psikolojisinin bozulduğunun bildirilmesi gerekirdi. Bunu yapacak karakol komutanı veya yüzbaşının takımından bir rütbeliydi. Mevzi sayısının arttırılması, ilk kurşun şokunun etkin olmamasını için eğitimlerin verilmeside şiddetle gerekmekteydi. Zaten çatışma öncesinde yüzbaşının araziye ateş etmesi esnasında doldur-boşalt yapan askerlerin silah sesinden irkilmesi ilk kurşun şokunun yaşanacağı sinyalini vermekteydi. Telsize düşmanın girmeside daha önceden bildirilmeli ve bu doğrultuda destek istenmeliydi. Çünkü düşman baskın yapacağını söylemişti. Diğer taraftan çatışma esnasında askerlerin ateş açmasının bir düzeni yoktu. Süreki ileri doğru ateş açılıyordu. Burada taktik olarak ağır makinalının ateş açılan yere makara atışı yapması mevzilerin kısa bir süre ateş açmadan beklemesi gerekirdi. Ardından mevzilerin 1 – 2 metre mesafelerine ateş etmeleri daha sonra düşmanın geliş yönüne göre çatışmaya devam etmeleri kaybı oldukça azaltacaktı. Mevzilerin 1 – 2 metre mesafeye yapacakları ateş, düşmanın sızmasını önleyecek, canlı bombaların yaklaşmadan imhasının gerçekleştirilmesini sağlayacaktı. En büyük hatalardan biride karakolun içinde kalınmasından kaynaklandı. Karakol büyük bir hedef, zaten roket atarlarla yapılan saldırıda bunu kanıtlıyor. Komutanların alarm durumuyla karakolu karartıp acil olarak boşaltması çok daha sağlıklı olurdu. Böylece roket atarlarla verilen kayıplar oldukça zalır belki de hiç olmazdı. Yüzbaşının olayı kişiselleştirmesi ve yapılan strateji hataları verilen kaybın artmasına sebep olmuştur. Tabi ki bunlar stratejiden ibaret filmde anlatılmak istenenlere eklenseydi aksiyon kuvvetlendirilebilirdi. Oldukça emek verilmiş, çalışılmış bir film olarak seyircinin karşısına çıkıyor. İzlemenizi tavsiye ederim. Eleştiri her zaman olacak, iyi veya kötü eleştiriler kötünün iyileşmesine iyinin ise daha da iyileşmesine sebep olur. Filmi izleyeceklere iyi seyirler dilerim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 99
Toplam yorum
: 89
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 2329
Kayıt tarihi
: 25.03.07
 
 

1977 yılında İstanbul'da doğdu, zamanının getirdiği bir çok avantajı değerlendirdi. Sokakta oynad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster