Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Kasım '19

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
743
 

Nefs Terbiyesi

Üzüm üzüme baka baka kararır’ deyişini daha önce hepimiz duymuşuzdur. Artık bilim dünyasında da yer bulan bu söz aslında insanların beyinlerinin ayna nöronlar vasıtasıyla birbiriyle olan iletişimlerini anlatır. İnsan beyni bir radyo alıcısı gibidir ve farkında olarak ya da olmayarak çevresinden gelen bilgi yüklü dalgalar beyin tarafından değerlendirilir. İnsanlar arasındaki ilişki de frekans boyutundan yürür çünkü insanlar frekans yapıdan oluşur.

Konuyu daha iyi hissetmek için bu söz açıklayıcı olacaktır: “Gerçek seven için sevdiğiyle yan yana olması önemlidir; isterse saatlerce konuşmasın, frekansları konuşur, onunla beslenirler.”

Kiminle birlikte olduğumuz bu noktada çok önemlidir. Derin boyutlu ilmi yaşayan yapıların yanında frekansımız onlarla uyumlanırsa data/bilgi alanımız yükselir.  Bu tür yüksek beyinler, bizleri frekans kapsamlarına alarak kendi yörüngelerine çekerler. Burada dikkat edilmesi gereken husus akışın bölünmemesidir. Çünkü beynin yoğun bilgi aldığı bu noktada, ilginin başka tarafa yönelmesi dikkatleri azaltacaktır.

Ahmed Kuddusi’nin şu dizelerini hatırlayalım:

“Bu bir ilm-i ledünnî kim bilen demez, diyen bilmez

Bilir ârif bu ilmi, sen yürü var anı ondan sor”

İlim ve yaşamın aynı seyirde yürümemesi kişinin yanlış yollara sapmasına neden olabilir. Bu nedenle nefs terbiyesi yapılması çok önemli ve zaruridir. Bilincimizin yeniden yapılandırılması ise ancak bu işin ehli tarafından çeşitli eğitimlerle sağlanabilir. Örneğin benliğimize dokunan ters bir şey söylendiği veya bize sert çıkıldığı anda amigdalamız hemen devreye girer ve bize bir benlik vererek kendimizi müdafaa etme yolunu kullanır. Amigdala sadece bilgi tabanına göre işlevini açığa çıkartır. Bilgi tabanımız ise sınırlı ve sınırsız alanın bilgilerinden oluşur. Kişinin yaşamı daha ziyade sınırlı alandan oluşur.

“İnsanı biz yarattık nefsinin (amigdalasının) vehmini vesvesesini oluşturmasını biliriz, biz şahdamarından yakınız” (Kaf:16) Bu yaklaşım, her şey beyninin derinliğindeki boyuttan oluşmaktadır anlamını taşır. Ancak şu an beyninde ne varsa ölüm ötesinde de aynısı olacaktır, daha da fazlası değil!

Uygulamalardan oluşan bilgi alanını arındıran, şeytanını müslüman eder. Bu nedenle veri tabanının arınması sadece konuşmayla değil, daha farklı öğretilerle de sağlanmalıdır. Bu aşamada çok net bir şekilde söylüyorum, bir bilene ihtiyacımız vardır.

Bir olayı değerlendirirken şekil boyutundan, yani "beşeriyet" algısından kurtulmalıyız. Örneğin, Yunus Emre bu aşamada Taptuk’un tetiklemesi sonucunda kendini dağlara vurmuştur. Bu gelişimin sonunda da şartlanmalarından arınarak kayıtsızlıkla yaşam boyutuna geçmiş, kendini güvende hissetmiştir. Bu noktada, eğitmen ve öğrenci ayrımı yok olur, sesi sesimiz olmuştur.

Bahsedilen örnekteki gibi eğitmenimiz, veri tabanımıza ters bir davranış ortaya koyduğunda kendimizi tutmalıyız. Çünkü amigdala eleştiriye kapalılık ve itiraz yoluyla benliği yok edici hakikat ilmini reddetmek için veri tabanındaki tüm çöp bilgileri belli bir mantıkla kurgulayarak bizi zan yoluna sokar.

Kuşkusuz bizi eğiten kimse; görgüsü, bilgisi, davranışları ve yaşamıyla bizi içselimize çeker. Tepkisizliğimiz, o insanı idol olarak gördüğümüz için ya da çok seveni var diyerek değil; onu artık içselleştirdiğimiz için olmalı. Bu husus çok önemlidir. İçsellikten açığa çıkmayan bilgi sorun yaratmaktan öteye gidemez. Aksi takdirde yaşantımız beklenti üzerine şekil alır. Kişi, uzaklaştırılma korkusuyla suskun kalır ve böylelikle konfor alanına (comfort zone) geri döner.

Bu tür oyunlara kapılırsak dönüp arkamıza bakınca sonuç hüsran olacaktır. Onca yıl emek verdiğimiz yolda, bir arpa boyu yol kat edemeyip, bir noktaya gelemediğimizin farkındalığını yaşarız.

Eğer ki ilerleyemiyorsak bunun en büyük nedeni negatif varsayımdır. Sen eğer ki kendini Allah’tan ayrı bir varlık olarak görüyorsan,  olmayan bir şeyi kabul ediyorsun/var sayıyorsun demektir.

Bu noktada; hiçbir şey anlaşılmamış, somut bir idrak meydana gelmemiş ve bir aşama kaydedilmemiştir. Bu varsayımlarla yaşadığımız sürece vahdetin ne olduğunun anlaşılması, hissedilmesi ve yaşanması da mümkün değildir.

Burada en önemli fark taklit yollu inanış ile gerçek inanış arasında oluşuyor. Taklit yollu inananların bilinci henüz o seviyede değilken aldığı bazı bilgileri hazmedemeyerek yanlış yollara sapabiliyor.

Geçenlerde "Arınma" ile ilgili bir yazı da yazdık. Allah'ın tekliği düşüncesi birtakım çabalamalarla, bilgi yönlü bizde oturmuş fakat yaşam söz konusu değilse bir yere varmanın mümkün olmadığı üzerineydi.

Unutulmaması gereken nokta; belirttiğimiz şekildeki ilim, yaşam boyutuyla kesiştiğinde tabir yerinde ise ‘Allah dilerse’ arınma oluşacaktır. Bu halde oruç tuttuğum ya da belli çalışmaları yaptığım için bu idrak bende oluştu diye düşünmemeliyiz! Bu tarz yaklaşımlar ancak benlik duygusunu güçlendirir.

Örneğin, tevhid inancı üzerine biraz düşünelim: Eğer tevhidi “Allah’ta kendini yok etmek” düşüncesiyle algılarsak o zaman yanılgıya düşeriz. Bu anlayış bizi tanrısallığa ve ikiliğe yönlendirir. Ötede ayrı bir varlık anlayışı bir zandan ibaret olduğu için hayalimizde yarattığımız tanrıyı, ‘Allah’ diye adlandırdığımız bir başkasına anlatırız.

Oysa ki tevhid gerçek anlamıyla idrak edildiğinde ve vahdet yaşandığında ‘O’nun huzurunda varlık alemi varlığını sürdüremez, yok olur’.

Tevhid bilgisiyle ikilik düşüncesinden sıyrılırız ve vahdet ancak öyle gerçekleşir. Yaşam dediğimiz işte budur! Böylece “Nefsini tanıyan Rabbini tanımış olur...”

Eğer Sünnettullah'a uymama, düşüncemizde kayıtlılık ve şartlanmalar varsa Vahdet'in gerçekleşmesi imkansıza yakındır. Tabi bu benim nacizane fikrim; belki sizde oluşan kanaat başkadır, diğer insanlarda oluşan kanaat başkadır, ama düşüncem bu. Fakat olaylara bu yönden baktığımız zaman, bizlerin bu meseleye beşer gibi yaklaştığı, halife bakışından çok uzak olduğu görülür.

Bu arada bu konu ile ilgili üzerinde durma gereğini duyduğum bir konu daha var. Beşer ve HALİFE arasındaki fark çok büyüktür. Beşeriyeti konuşurken Hz. Muhammed'in söylediği, "Ben de sizin misliniz olan bir beşerim" sözcüğü ile ilintili bir şey aklınıza gelmesin. Çünkü hemen akabinde Allah’ın, her şeyi ona vahyettiğini de söyler. Şimdi beş duyu ve duygularla yaşayan birine Allah vahyetmediğine göre; o zaman Resulullah tarafından beşer diye bahsedilen, 'sizlerle ortak bir noktayı paylaşıyorum' demek içindir. Burada 'ben de sizin gibi yiyip içiyorum, bedensel aktiviteleri yapıyorum, yani şu bedenin gerektirdiği halleri de yaşıyorum' anlamı var.

Sonuç olarak bizlere, 'ben de bir beşerim' şeklindeki yaklaşımı bu sebeplerden oluşuyor. Ama doğuş, arınma, doğmadan yaşama ya da ölmeden ölme hali; Allah'ın açığa çıkarttığı bilgi nispetinde yaşanıyor. Hakikat ilminin en önemli zirve noktasındaki insanları bunu söylüyor. Ve Rasul'ün/eğiticinin sana içten seslendiğini fark ediyorsun.

Ne var ki, Nefs terbiyesi denen çalışmalar gerçek anlamda yapılmamış ise durum hiç de iç açıcı gibi görünmüyor.

Ahmed F. Yüksel

Bodrum-Milas  09.11.2019

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgi ve ilim vortexi ile bizi sarmalayan yetistiriciye kulaklardan ziyade gönlümüzü tam anlamıyla açmaktan başka çare yok , Gerçek anlamda nefs terbiyesinin esas geçtiği nokta burası, ve yazınızdaki en önemli nokta bunu icsellestirmekte yatar,aksı halde yetiştiricinin duygu ve değer yargılarımıza ters düşen hareketleri bizi zora sokacaktır.bu konu püf noktadır.yazinizi hakkıyla değerledirmek nasip ola.

gönül adamı 
 04.12.2019 5:16
 

Konuyu o kadar iyi açıklamışsınız ki ahmed bey laftan öteye geçemeyip yaşayamayıp yaşıyormuş gibi yapmaktayız görünen o, Hakiki yaşam kolaylaşsın .

mesut dincli 
 19.11.2019 1:07
 

Ahmet Bey, bize gösterdiğiniz yol ve açtığınız ilim için teşekkür ederiz...

Aslı Kaya 
 11.11.2019 16:00
 

"İçsellikten açığa çıkmayan bilgi sorun yaratmaktan öteye geçmez." Cümlesi okuyup geçilen ama üzerinde durulmayan bir bilgi. Umarım içselliğe ölüp yaşama devam ederiz.

Volkan Tolga 
 11.11.2019 0:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 612
Toplam yorum
: 1991
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10247
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster