Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '11

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
189
 

Nefsin tutkuları

Nefsin tutkuları
 

Nefsini arındırıp-temizlemek ve vicdanına uyarak ondan sakınmak insanı kurtuluşa ulaştırır. Bu, gerçek ve sonsuz kurtuluştur. Gerçektir çünkü Allah’ın hoşnutluğunu ve cennetini kazandırır. İnanan insanlarla inkar edenler arasındaki en önemli farklardan biri de budur.

Müminlerin aksine inkarcılar nefislerine teslim ve tutsak olurlar. Nefislerinin tutku ve telkinlerini gözeten kişilerin yaşamı bir çeşit içgüdüsel yaşamdır. Nefis, etkisi altında olduğu şeytanın karakterini ve düşünce sistemini insana kabul ettirmek için uğraşır. Organize çalıştığı şeytanın telkinleriyle, gerçeklerden kaçmak için birçok bahane ileri sürer.

Dinin hükümlerini uygulamaktan kaçmak için kişinin öne sürdüğü bahanelerin en başında ‘ailevi sorunlar’ gelir. Vicdanının değil bencil tutkularının sesine kulak veren ve Allah'a itaatte tutarlı davranmayan kişiler, "ailemle ilgilenmek tüm zamanımı alıyor, vaktim kalmıyor" ya da "dinin gereklerini yapmama ailem izin vermiyor" gibi bahaneler öne sürerler. İnsanın ailesine zaman ayırması doğaldır ve ailesiyle ilgili işleri de olabilir. Ancak bunun, Allah'ın emirlerini uygulamaya zaman bulamamak gibi bir sonucu olmaz. Dolayısıyla bu samimi bir mazeret değildir ve Allah Katı’nda geçerli olmayabilir.

Kur’an’da bu konuya dikkat çekilir ve ‘ailevi sorunlar’ mazeretinin geçerli olmadığı bildirilir. Kur’an'da, Peygamberle birlikte Allah yolunda savaşa çıkmayıp geride kalanlar, "bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti" gibi bir bahane öne sürerler, ancak ayetin devamında Allah; "... onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar..." (Fetih Suresi, 11) buyurarak onların tüm samimiyetsizliklerini ortaya koyar.

Bu kişiler, belki çevrelerindeki insanları aldatabiliyor olabilirler ancak Allah’ın ‘gizlinin gizlisini’ ve kalplerinde olanı da bilen olduğunu unutmuşlardır. Kur’an’da, Peygamberimiz (sav) döneminde yaşanan bir savaş zamanında evlerinin ‘açıkta’ olduğunu öne sürerek kaçmak isteyenlerden şöyle söz edilir:

"... Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı." (Ahzab Suresi, 13)

Nefsinin bencil tutkularını gözeten kişinin öne sürdüğü mazeretlerin bir başkası da ‘iş’ ya da ‘okul’ sorunlarının, ibadetlerini yapmaya engel olduğu şeklindedir. İşi ya da okulu nedeniyle çok yoğun olduğu ve namaz kılmaya, oruç tutmaya, insanlara iyiliği emretmeye, müminlerle beraber olmaya zaman bulamadığı bahanesine sığınan kimsenin düşünce yapısında çarpıklık olduğu açıktır. Bu kişi, yaşamındaki öncelikler konusunda büyük yanılgıdadır. İşinin ya da okulunun, yaşamının en önemli konusu olduğunu düşünmekte, kalan zamanları da dine ayırmaktadır.

Oysa bir mümin için böyle bir durum asla söz konusu olamaz. "De ki: 'Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (En’am Suresi, 162) ayeti gereğince, bir mümin tüm yaşamında Allah rızasını gözetir. Yaşamın bir bölümünü dine, bir bölümünü ‘dünya işlerine’ ayırmanın ise kendisini Allah'a ortak koşma durumuna düşüreceğinin bilincindedir. Yüce Allah’a itaat etmeyerek, bencil istek ve tutkularına tutsak olarak yaşayan insanları ahirette bekleyen azap bir ayette şöyle bildirilir:

Kim dünya hayatını ve onun çekiciliğini isterse, onlara yapıp ettiklerini onda tastamam öderiz ve onlar bunda hiçbir eksikliğe uğratılmazlar. İşte bunların, ahirette kendileri için ateşten başkası yoktur. Onların onda (dünyada) bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de geçersiz olmuştur. (Hud Suresi, 15-16)

Gerçek bilinçten yoksun yaşayan bu kişilerin hevalarının, Kur’an ahlakını yaşamasını engellemek için öne sürdüğü bahanelerden biri de ‘çevre baskısı’dır. Bazı insanlar, çevreleri tarafından dışlanmaktan korktukları için dinin gereklerini yaşamaktan kaçınırlar.


Oysa Allah'ın dinine uyup, Kur’an’ı rehber edinerek yaşamaya karar veren bir insan, bazı sıkıntıları da göze almalıdır. Dine yöneldiğinde, yakın çevresi kendisine tepki gösterebilir. Çünkü iman eden bir insan, çoğunluğu yanlış yolda olan ‘cahiliye toplumu’ndan gelmektedir:

... Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisi'nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler. (Yusuf Suresi, 40)

Pek çok insanayette haber verildiği gibi, dünya hayatının yalnızca ‘dışta olan’ kısmını bilmekte, ‘gizli’ kısmını kavrayamamaktadırlar. Ahiretten ise tümüyle gafildirler. Bu nedenle insanların çoğunluğu her zaman yanlışta ısrarlı olacaktır. Yüce Allah bu konuda tüm müminleri, “Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar."... (Enam Suresi, 116) ayetiyle uyarır.

Bu uyarıdan sonra inanan insanın, çoğunluğun düşüncelerini kıstas olarak kabul etmesi mümkün değildir. Bu çoğunluğa, doğal olarak kişinin eski yakın çevresi de dahildir. Ancak müminler gaflette yaşayan bu çoğunluğa ters düşmekten ve onlar tarafından kınanmaktan asla çekinmezler. Kur’an’da belirtildiği gibi, ‘kınayıcının kınamasından korkmazlar.’ Çünkü müminlerin aradıkları yalnızca Allah'ın rızasıdır. Rabb’imiz kendisinden hoşnut olursa, zaten insanlar da ona değer vereceklerdir.

Müminler ibadetlerini katkısızca Allah’a yönelerek, ihlasla, samimiyetle yerine getirirler ki Rabb’leri onlardan kabul etsin. Peygamber Efendimizin, “ameller (in sevap ve mükafatı) ancak niyet iledir” hadisinden, samimi olarak niyet edilmeden yapılan amellerin sevabı olmayacağı anlaşılır. Resûlullah, Muâz bin Cebel'i, Yemen'e vali gönderirken de şöyle buyurur:

"İbâdetlerini ihlâs ile yap. İhlâs ile yapılan az amel, kıyâmet günü sana yetişir." (E. Ans. c.1, s.25)

Hidayet lütfeden, doğru yola ulaştıran Allah, samimi olan insanın kalbini İslam'a açar. "İşittik ve itaat ettik" demek, Allah’ın dosdoğru yolunu seçen bir insanın kalbini tatmin bulmaya götürecek olan ilk adımdır. Kendisini yaratan, ruhundan üfleyen, dosdoğru yola yöneltip-ileten Allah'a itaat etmek, onu sonsuz huzur ve mutluluk yurduna götürecektir.

Kısacası,"Biz ona (insana) 'iki yol-iki amaç' gösterdik." (Beled Suresi, 10)ayetiyle haber verildiği üzere, insanın önünde iki yol vardır; yalnızca Allah’a boyun eğildiğinde O’nun hoşnutluğunu ve cennetini kazandıracak olan iman yolu ve bencil tutkularını ilah edinerek izlediği aşağılanmaya ve cehenneme sürükleyecek olan isyankar şeytanın yolu…

Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Tegabün Suresi, 16)

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 727
Toplam yorum
: 242
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 873
Kayıt tarihi
: 09.02.10
 
 

Ekonomi okudum. 5 yıldır haber siteleri, portal ve dergilerde yayınlanan yazılarımı ve inandıklar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster