Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '20

 
Kategori
Şiir
Okunma Sayısı
22
 

Nehirler Ötesinde

Hüzünlü çiçeklere bezenmiş bir bahçenin

Karanlık sislerinde dev bir şato duruyor.

Yağmurun pençesinde can çekişen gecenin

Uğultulu rüzgârı pencereye vuruyor.

 

Dev şatonun ilikler ürperten esrarında

Ateşler içinde bir kız yataklara düşmüş.

Aylardır boğuştuğu ecelin sularında

Çırpınan yüreğine çaresizlik üşüşmüş.

 

Bir amansız hastalık eritiyorken kızı

Kalbi aşk dolu bir genç kıvrılmış başucunda.

Parçalanan göğsüne girmiş bir derin sızı

Sevdiğinin elleri titrerken avucunda.

 

Umutsuzluk gencin her nefesine derinden

Hoyratça bırakırken bir damla kızıl zehir.

Mavi bir ışık ile fışkırdı gözlerinden

Karanlıklar Dağına yaslı efsane nehir.

 

Derlerdi deli nehrin karşı topraklarının

Kudretinde büyüyen kutsal bir çiçek varmış.

Rengini gökyüzünden süzen yapraklarının

Berrak özünü içen sonsuza dek yaşarmış.

 

Lâkin karşı kıyıya geçmek kolay değilmiş

İnsan yutan girdaplar sarmış nehrin boyunu.

Çiçek uğrunda nice selvi boylar eğilmiş

Girdaplara yazılmış nice gençlerin sonu.

 

Gencin ölgün gözleri birden alevle yandı

Hırçın kalbi yabani atlar kadar deliydi.

Ve en büyük arzusu göğsünde yankılandı

Bu nehrin karşısına mutlaka geçmeliydi.

 

Göklerin kudretini Tanrıdan dileyerek

Sevgili huzurunda başarmaya and içti.

Buğulu gözlerini aşkıyla bileyerek

Bir bakışta gecenin bulutlarını biçti.

 

Busesiyle ıslatıp sevgili dudağını

Fırtınalara esir puslu bahçeye indi.

Şimşeklerin dövdüğü Karanlıklar Dağını

Hıncıyla eriterek vahşi atına bindi.

 

Yelesi alev alev parlayan azgın kısrak

Kızışan nallarıyla toprağı eşiyordu.

Ağzında köpüklerle durmadan şahlanarak

Derinleşen gecenin bağrını deşiyordu.

 

Coşkusu bedenine sığmayan asi yürek

Yağmurun kırbacında ardına son kez baktı.

Tunç bilekli atının sağrısını döverek

Kendini dağ yolunun kucağına bıraktı.

 

Göklerin gürültüsü çiğnerken gövdesini

Rüzgârın mızrakları geceyi bürüyordu.

Keskin dişli geçitler keserken nefesini

Atını nehre doğru dörtnala sürüyordu.

 

Kabaran fırtınanın doğradığı ağaçlar

Birer cansız kol gibi yollara serilmişti.

Sanki yıldırımların doğurduğu yamaçlar

Bin yıl süren uykudan bu gece dirilmişti.

 

Karanlığı çınlatan nalların alevleri

Dipsiz uçurumların belini kırıyordu.

Döşü taşlı dağların kızıl başlı devleri

Yağmurun mil çektiği göğe haykırıyordu.

 

Gözü dönmüş yolların boğumları boyunca

Sıralanmış kayalar birer kanlı bıçaktı.

Selleri yırtan gencin, son yokuşu yutunca

İrkilen gözlerinde birden şimşekler çaktı.

 

Alnına yapışırken sırılsıklam saçları

Sonunda deli nehrin eşiğine varmıştı.

Savrulan girdapların amansız kıskaçları

Korkunç çalkantılarla bütün nehri sarmıştı.

 

Dağa dayanmış nehir yatağından taşarak

Çıldırmış gövdesiyle durmadan çağlıyordu.

Kül rengi tepeleri bir solukta aşarak

Yamaçların çamurlu sırtını dağlıyordu.

 

Suların çekiçleri dövse de dizlerini

O, kendi gökyüzünün yırtıcı kartalıydı.

Nehrin taze canlara susamış çemberini

Ateşiyle yırtarak karşıya varmalıydı.

 

Toprağa çivilenmiş ağaçları yerinden

Bir çırpıda sökerken budaklanan fırtına,

Sıyrılarak atının gümüşlü eyerinden

Kurşun gibi atıldı dalgaların sırtına.

 

Kılıçtan kollarına kalkan edip koynunu

Nehrin dalgalarıyla aslan gibi dövüştü.

Koparırken bulanık köpüklerin boynunu

Kuduran bir girdabın kanlı ağzına düştü.

 

Burgacın pençesinde sıkışıyorken canı

Ecelin kazanında durmadan dönüyordu.

Buza kesmiş sularda çekiliyorken kanı

Kudretinin yorulan ateşi sönüyordu.

 

Girdabın ilmiğinde hızla sürüklenirken

Gözlerinin önünde sevgilisi canlandı.

Kalbine sevgisinin tılsımı yüklenirken

Damarlarında çarpan aşkla heyecanlandı.

 

Bedenine yayılan kuvveti hissederek

Böğüren anaforun yağlı karnını yardı.

Tırnaklarıyla nehri delik deşik ederek

Keskin kulaçlarıyla karşı kıyıya vardı.

 

İşte o an gecenin ilahi kudretiyle

Nehrin tüm girdapları eridi birdenbire.

Yavaş yavaş yükselen mehtabın suretiyle

Bir ilkbahar bestesi iniverdi nehire.

 

Kara bulutlarını hızla süpüren gece

Parıltıya acıkmış göğü yıldıza boğdu.

Ve yıldızlarla dolu gökyüzünü görünce

Gencin  semalarına yeniden güneş doğdu.

 

Karanlığı ezerken göğsünün ateşiyle

Dudağında titrerken sevgilisinin adı,

Yüreğinden süzülen taptaze güneşiyle

Delikanlı çiçeği aramaya başladı.

 

Mehtabın ılık yüzü damla damla yağarken

Gölgeler arasında çiçeği arıyordu.

Mavi dağ yıldızların ışığını sağarken

Çiçek arayan gözler kılı kırk yarıyordu.

 

Gövdesinde ışırken aşkın çelik yeleği

Hırs ile veriyordu her asi nefesini.

Bulmak için bir cana can katacak çiçeği

El değmemiş vadide gezdirdi gölgesini.

 

Tükenince vadinin son kuytu toprakları

Kutsal çiçek aniden başucunda belirdi.

Ve rengi gökyüzünden süzülen yaprakları

Görünce sevdalı genç sevincinden delirdi.

 

Mehtabın avucunda yaprakları ışıyan

Bu şiir damlasına yaşlı gözlerle baktı.

Özsuyunda cennetin busesini taşıyan

Bu çiçek sevgilinin ilacı olacaktı.

 

Yanaklarından sevinç gözyaşları inerken

Titreyen elleriyle çiçeği alıverdi.

Baş döndüren kokusu yüreğine sinerken

Bağrında çiçek ile yollara dalıverdi.

 

Yutarak yüce dağın uslu yamaçlarını

Huzura eren nehri bir solukta süpürdü.

Alnından ensesine atarak saçlarını

Azgın kısrağını dev şatoya hızla sürdü.

 

Gecenin avucunda göze çarpan tek ışık

Taşlara çarpıp alev alev yanan nallardı.

Göğsünü aşk ateşi sararken ılık ılık

Sislerin arasından büyük şatoya vardı.

 

Kanayan ellerinde zafer meşalesiyle

Atının közden sıcak sırtından yere indi.

Sevgiliyi görmenin büyüyen hevesiyle

Parıldayan gözleri gökler kadar derindi.

 

Denizine kavuşan deli bir nehir gibi

Usulca sevdiğinin başucuna uzandı.

Dizeleri dökülmüş dilsiz bir şiir gibi

Yatan kızı görünce yüreği parçalandı.

 

Mehtap dağ üzerinden süzülürken bembeyaz

Sararmış sevdiğine hasret ile sarıldı.

Ve sarılır sarılmaz, ve sarılır sarılmaz

Bağrına şimşek vurmuş çınar gibi yarıldı.

 

Suyu çekilmiş gölün çırpınan nilüferi

Acımasız gecenin soğuğunda donmuştu.

Çaresiz hastalığa yenik düşen elleri

Şimdi avuçlarında can çekişen bir kuştu.

 

Saçlarına ışığı vurmuşken bir yıldızın

Oda baştan ayağa kutsal çiçekle koktu.

Lâkin sıcak koynunda tir tir titreyen kızın

Çiçeğin özsuyunu içecek hali yoktu.

 

Soluk yanaklarından inerken bir damla yaş

Sararmış bir göğüste iki kalp atıyordu.

Ve kapanırken kızın gözleri yavaş yavaş

Gencin kor yüreğinde bir güneş batıyordu.

 

Ay parçası güzelin alçalan nazlı başı

Sevdiğinin kalbine bir damla su gibi aktı.

Ve gencin haykırışı döverken dağı taşı

Kız, gencin yüzüne son nefesini bıraktı.

ilhan Aydın, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 34
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 27
Kayıt tarihi
: 03.07.06
 
 

Rengârenk şiir çiçekleri arasında yaşayan bir kardiyolog... Güneşin avucundan aldıkları ışığı koy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster