Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '21

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
121
 

Neler Oluyor?

Gerçekten de yaşadığımız Covid-19 salgını bir aldatmaca olabilir mi? Son günlerde meydana gelen hadiseler ve okuduğumuz yazılar, bu meselenin iyice değerlendirilmesini gerekli kılmakta.

Gerçekten de belki bazı şeyleri daha önce de tecrübe etmiştik. Ama belki de farkında değildik.

Dikkat ediyorsanız…

Salgından beri gündelik yaşam ritimlerimiz istesek de istemesek de “dönüştürülüyor”…

Artık alışverişlerimiz, harcamalarımız, satın almalarımız dijital dünyanın olanakları vasıtasıyla gerçekleşmekte.

Tartışmalara baktığımızda…

Önümüze çıkan husus…

Dünyanın “yeni normali” nasıl olacaktır.

Bizleri ne/neler beklemekte?

Muğlak bir süreç var. Evet, belki bazı şeyleri tahmin edebiliyoruz ama ya küresel ölçekte, insana ve insanlığa düşman güç odaklarının tasavvurlarını bilebilmemiz olanaklı mı?

Bazen şöyle düşündüğümüz oluyordur:

Türkiye’nin dışında yaşanan hadiselerden bana ne! Benim de böyle düşündüğüm zamanlar oluyor.

Ama öte yandan, yaşananlara gerçekçi gözlerle bakmak durumundayız.

Şunu kabul etmek durumundayız…

İçimize kapanıp sığ olgularla veya olaylarla meşgul olunca, sütre arkasında planlananlara da vakıf olamıyoruz.

İşte bunun için…

Algılarımız ve duyargalarımız sürekli açık olmalı.

Agâh olmak zorundayız.

- - - - -

Dediğim gibi bazen benim de okuduğumda sıkıldığım ya da okumaktan imtina ettiğim yazılar, analizler ve makaleler oluyor.

Ne ki bu durum, gözlerimize mir çekmemize de neden olmamalıdır. Ne denirse densin…

Ben, dünyada bir şeylerin “döndürüldüğüne” inanmaya başladım. Elimin tersiyle bunlar komplo teorisi diyerek, bir kenara atamam.

Hem yerelde hem de genelde “yeni bir dünya düzeni” tasarlanıyor. Duyargalarımızı açık tutmak durumundayız.

Evet… Türkiye’de yaşadığımız sorunlar şuan bizlerin en önemli meselesi. Dediğim gibi kapalı bir toplum olarak, kabuğumuza çekilerek, tecrübe ettiğimiz sorunlarla dünyaya eklemlenmemiz olanaklı değil.

Küreselleşme ve yerel değerlerin korunması, ayırdındayız. Konumlandığımız coğrafya bakımından, kritik gelişmelerin cereyan edebileceği bir toprak parçasındayız.

Şunu demek istiyorum… Bana ne diyemeyiz, ABD neden İran ile uğraşıyor… Rusya neden Ortadoğu’da… Çin neden ayağını bizim bölgemize uzatmaya çalışıyor…

Biliyorsunuz, küreselleşmenin baş döndürücü etkiye sahip olduğu zamanlarda, neo-liberal politikaların tüm dünyaya empoze edildiği tek kutuplu dünya düzeninde… Tek amentü kapitalizmin yeryüzünün tüm mecralarına kadar yayılmasıydı. Artık “ulus devletlerin” modası geçmişti. Ulus devletler küçültülmeli ve küresel plana dahil edilmeliydiler.

Sanki önümüzdeki dönemde, bu kötülenen “ulus devletlere” her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacağız. İşte ABD’nin eski başkanı Trump’ın Meksika sınırına duvar ördürmesi. Ne acı ironi!

Ulus devletlere dönüş yanlış intibalara da neden oldu. Göçmen düşmanlığı… Mülteci sorunu… Irkçılık… İslam düşmanlığı… Göç dalgalarından ötürü ulus devletlerin demografik yapılarının değişmeye yüz tutması…

Evet, bunlar üzerinde kafa patlatılması gereken sorun başlıkları… Tabii bu ödev biz sade yurttaşların işi değil.

Bizim yapabileceklerimiz “ayık olmak”, “farkındalığımızı” en üst seviyede tutmak.

- - - - -

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, Koronavirüs salgını sonrasında nüfusun yoğun olduğu güney ve doğu Asya’da yoksullaşma artacakmış.

Bu gelişme, kişi başına düşen gelirin yüzde 20 oranında düşmesine neden olacakmış.

Bu durum, günde 1,90 doların altında gelirle yaşayan kişilerin sayısının 1 milyonun üzerine çıkabileceği anlamına geliyormuş.

Yine, bu Covid-19 tehlikesinden ötürü ve BM verilerine göre, dünya nüfusunun yarısından fazlasına tekabül eden 3,7 milyar insanın günlük kazancı, 5,5 doların altına düşme tehlikesiyle karşı karşıyaymış.

Credit Suisse raporuna göre, dünyanın en zengin yüzde 10’luk diliminde yer alan kesim, küresel servetin yüzde 82’sini kontrol ediyormuş.

Yine, Birleşmiş Milletlere bağlı Dünya Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2019 verilerine göre, dünya genelinde 821 milyondan fazla insan “yeterli beslenememekten” ve her gün 14 bin kişi de açlıktan ölüyormuş.

Bilmiyorum…

Dünyada bir şeyler tertipleniyor. İnsanlara okuduklarında belki saçma sapan gelen fikirler olabilir. Dünya nüfusunun belki de ağırlığını yaşlı küremiz artık taşıyamıyordur!

Yoksa… Böyle düşünmemiz mi isteniyor? Artık iletişim ve bilişim teknolojilerinin sadece ekonomik ve sosyal yaşam için geçerli olduğunu söyleyemeyiz. Şunu kabul edelim. Dünyamız; özelde ABD eliyle ama sütre arkasında küresel emperyalizm odakları tarafından, çok fazla aşındırıldı. Küresel hedefler için ve durmayan kapitalist sistemin dişlileri adına, yeryüzümüz fütursuzca ve pervasızca insan oğlu tarafından tarumar edildi.

Şimdi… Bir tarafta… Dünya dengelerinin değişme ihtimali var. Küresel ısınma ve iklim değişiklikleri… Gittikçe büyüyecek ve ileride çok büyük açmaza neden olacak gıda sorunu…

Savaşların, iç çatışmaların, yine kaos ve belirsizliklerin tetikleyeceği kitleler halindeki göçler. Ulus devletlerin bu değişecek dünya düzenindeki hamleleri ne olacak? İşte gördük… Uluslararası örgütlerin pandemi sınavında verdikleri mücadeleyi. Sınıfta kaldılar. Nüfus yapıları değişecek, sınırlar tehdit altında olacak.

Gözlemlemenin dışında sanki yapabilecek/yapılabilecek fazla bir şey yok gibi.

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 596
Toplam yorum
: 131
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 79
Kayıt tarihi
: 18.05.16
 
 

Ben, Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü mezunuyum. Şuan için öze..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster