Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '13

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
368
 

Nen var kuzum

Nen var kuzum
 

Yazının isminden de anlaşıldığı üzere hızımı sararmaya yüz tutmuş sayfalardan alacağım. Hani şu lise yıllarında “okuyun, yazılıda soracağım” diye dayatılan, sırf bu dayatmalara inat okumak istemediğimiz o nadide sayfalardan… Oysa ne kadar da benzerler çok sevdiğimiz siyah beyaz filmlere.

Döneminin realist eserlerinden olan, Sami Paşazade Sezai’nin Sergüzeşt’inde karşılaştığımız, Celal Bey’in annesi Zehra Hanım, Aliye Rona’yı aklınıza düşürmez mi? Hani ressam oğlu Celal’in, bir halayık parçasına olan aşkını hazmetmeyen, bunun için hastalanıp yataklara düşen anneden bahsediyoruz. İyi yetişmiş, Paris’te eğitimini tamamlayıp ressam olmuş Celal’i bu uygunsuz aşkın kollarından kurtarmak adına Dilber’i Mısır’a satmaktan çekinmez. Bunu, “…oğlunun, gençlik eğilimleri ve hayalleri içinde kaybetmek üzere olduğu geleceği ve mutluluğu söz konusu…” olduğu için yapar. Aliye Rona da bir Yeşilçam filminde oğluna layık görmediği gelini Hülya Koçyiğit’i hırsızlıkla suçlayıp, cebren ve hileyle parmaklıklar ardına göndermekten çekinmiyordu. Sırf oğlunun iyiliği için…

Namık Kemal’in, İntibah isimli romanı ise iyi bir ailenin iyi yetişmiş çocuğu Ali Bey’in hafif meşrep bir kadının pençesinde kıvranmasını konu edinir. Film karelerinde görmediğimiz bir hal midir? Mahpeyker, sayfalarda Suzan Avcı olur, dikilir karşımıza. Hırslı, güzel, fettan bir kadının masum bir erkekle, kadının hayatına karabasan gibi çöküşü gözlerimiz için aşina bir durumdur. Ali Bey’i masum ve güzel Dilaşub’a kaptırmamak için elinden geleni ardına koymaz. Öyle ki Dilaşub’un vücudundaki bir izi, hamama gittiği bir vakit belleyip, kiraladığı adamlar aracılığı ile Ali Bey’in kulaklarına iletir. Zevcesinin namusundan şüphe eden Ali Bey onu evden atar. Haksızlık ettiği kadının kollarında can vermesiyle son bulan kitap, bu sonla perdesi kapanan filmleri çağrıştırmaz mı?

Reşat Nuri Güntekin’in ölümsüz eseri Çalıkuşu’na ne demeli? Genç kız ruhunun bu denli iyi çözümlendiği kitap zaten defalarca beyazperdeye uyarlandığından, kahramanlarını ete kemiğe bürünmüş halde görmüşlüğümüz var. Önce Türkan Şoray, Feride; Kartal Tibet Kamran olurken sonraları Aydan Şener, Feride; Kenan Kalav Kamran rolünü üstlendi. Önceleri haylaz ve çirkin olan Feride’nin giderek muazzam bir güzelliğe bürünmesi o dönem filmlerinin vazgeçilmez karelerindendir. Çirkin kız birden güzelleşir ve esas oğlanın gözü başka şey görmez olur. Aynı durum, Sergüzeşt’in kahramanı Dilber için de geçerlidir. Zayıf, çelimsiz küçük bir kızın bu denli güzel bir kız olacağı beklenen bir hal değildir. Sonra aldatıldığını öğrenip, kırıklığını, küskünlüğünü Kamran’a; gururunu ise yanına alıp, şehri terk eden Feride, hepimizden alkışı toplamayı başarır. Anadolu’yla kucaklaşması, sıcak Anadolu insanını bize tanıtması açısından hala sevilerek okunan kitaplar arasındadır.

Nübar Terziyan’ı görmek isterse gözleriniz, Hüseyin Rahmi’nin romanlarında dolaşmak icap eder. Onun o sıcak mahalle insanını anlattığı, gözlem gücünün hat safhada olduğu eğlenceli sayfalarına gözlerimizin dokunması gerekir.

Şık görünmeye müptela olan, birkaç Fransızca kelimeyle etrafında prim yapmaya çalışan, valide hanımın parasıyla hava atan bir gencin, Bihruz Bey’in de beyazperdedeki karşılığını bulmak güç olmaz. Zira Aile Şerefi’nde Oktay’ı canlandıran Eriş Akman kısmen de olsa buna karşılık verir. Romantizmden realizme adım sayılan bu romanı almak istediğinizde, Recaizade Mahmut Ekrem- Araba Sevdası demeniz yeterli olacaktır. Dönemin batı hayranlığını dile getiren Recaizade Mahmut Ekrem romanın sonunda böylesi bir kahramana haddini bildirmekten geri kalmaz.

Örnek verilecek çok fazla eser var. Buraya sığdırmam mümkün değil. Ama şunlara da bir bakarsanız, eminim sizler de rastlayacaksınız siyah- beyaz filmlerdeki kahramanlara.

Peyami Safa/ Sözde Kızlar, Fatih- Harbiye

İlk yerli roman ünvanını taşıyan Şemsettin Sami / Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat

Halit Ziya Uşaklıgil/Aşk-ı memnu, Mai ve Siyah

Mehmet Rauf / Eylül

Halide Edip Adıvar/ Sinekli Bakkal

Ayrılmayan iki olgu, sinema ve kitap… Birbirlerinden beslenirler. Sinema, anlatacak hikayeye muhtaçtır, kitaplar ise bilinmeye… Bu nedenledir yıllardır bozulmayan bir dayanışma vardır aralarında…

*** kitapbiti.com' da yayınlanan yazımdır.

 *****

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 35
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 2921
Kayıt tarihi
: 16.01.09
 
 

Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Bilecik Anadolu Lisesi ve Savaştepe Lisesinde ve Savaştepe Anad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster