Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ekim '10

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
685
 

Nene

Nene
 

"Nene geliyoor" diye bağırdı çocuklardan biri...

Hepsi çil yavrusu gibi dağıldı korkudan.

Mahalledeki bahçelerin kuytuluklarına, ağaç arkalarına, duvar köşelerine, çöp bidonlarının arkalarına saklandı her biri. Her yan koca bir sessizliğe bürünmüştü.

Çocukların korkusunun sessizliğiydi bu...

Nene; Annelerin haylaz çocuklarını korkutmak için buldukları son çareydi. Söz dinletemedikleri zaman, yemek yediremedikleri zaman, bakkala çakkala gönderemedikleri zaman "seni nene'ye veririm bak" diyerek korkuturlardı. İşe de yarardı hani.

Nene; oldukça yaşlı.. çoğu zaman uzun gri kareli başörtülü, siyah şalvarlı, kolunda hep bir sepet taşıyan, uzun yüzü kemikli, gözleri çukurlaşmış.. elinde yontulup şekillendirilmiş kalınca bir sopa ile gezen zayıf, kuru bir kadındı... İsmini bile bilmiyorduk. Sadece biz değil, hiç kimse bilmiyordu.

Nerede, hangi evde, hangi mahallede yaşadığını da bilmiyorduk. Bazı günler çıkagelirdi, bazı günler de daha o gelmeden, öteki mahalle çocukları tarafından haberi gelirdi mahallaye...

Yalnız mı yaşıyordu, bir ailesi var mıydı onu da bilmiyorduk.. Onu öcü haline ilk kim getirmişti o da meçhuldü... Oysa o, kendi halinde sessiz sakin bir kadındı kimseye zararı yoktu... Taşlı sokaklarda gezen ayakları yorgun ve yavaştı. Küçücük kuş gözlerinin üzerine düşen kaşları, yüzüne yorgun ve bezgin bir ifade veriyordu.tyyyyyyYorgun ayaklarındaki siyah lastik ayakkabılarının üzerinde yer yer çatlaklar vardı. Hatta o çatlakların bazı yerlerinden yırtılmalar oluşmuştu.. yaz kış aynı ayakkabıyı giyiyordu. Çorabının biri başka, öteki başka renk olurdu. Bu erkek çocuklarının alay konusu oluyordu. Parmaklarıyla nenenin ayaklarını gösterek kahkahalar atıyorlar eğleniyorlardı. Bu da beni oldukça üzüyordu.

Küçük küçük taşlar atmaya başlarlardı nene mahalleye girdiği zaman... Hani öyle sert bir şekilde atmazlardı ama, tahrik edici, onu kızdırıcı şekilde olurdu bu. O hiç ses çıkarmazdı. Yolun tam da orta yerinden yürürdü. Usul usul devam ederdi ayaklarının altındaki taşlara bakarak.

Pek konuşmazdı da zaten.. ince, çizgi gibi dudakları birbirine yapışıktı hep. O görevinin ağırlığını üzerinde taşırdı...

Ara-sıra etrafındaki çocukları korkutmak amacı ile ki; bu daha çok kendisine taş atıldığı zamanlar olurdu; elindeki bastonunu havaya kaldırıyor, onları koştururmuş gibi yapıyordu. Çocuklar çığlık çığlığa çil yavrusu gibi kaçışıyorlardı.

Hafif, gizliden gizliye bir gülüş sezinlerdim dudaklarında. Gizli bir memnuniyet, gizli bir oyun oynama. Ve oynadığı bu oyundan duyduğu gizli bir mutluluk hissini sezinlerdim..

Sonra, elindeki sopayı o küçük kuş gözleriyle seçtiği düz sokak taşlarının üzerine vura vura tok sesler çıkararak yoluna devam ederdi yüzündeki o muzip gülüşüyle birlikte.

Oğlan çocukları da kıkırdayarak onu takip ederlerdi peşi sıra. Uzun bir süre ortada görünmezdi. Sanki özlerdik.. Evet, özlerdik.. Ailemizden biri gittiği zamanki boşluğu hissederdik içimizde. Yani ben öyle hissederdim.. Mahalle onsuz bomboş olurdu sanki. Sataşacak kimse bulamayan dellenen oğlan çocukları "Neneyi gördün mü, bugün neden yok?" diyerek sorarlardı birbirlerine..

Hiç gelmez oldu...

Yok oldu...

Görünmez oldu..

Başka bir yere mi gitmişti acaba? Ya da küstürmüş müydük ki?


Hayatımızın bir döneminde var olup da, sonrasında birdenbire yok olan insanlar için aklımıza ölümü getiremeyecek kadar küçüktük. Başka insanlarla birlikte olma tercihini kullandığı gelirdi aklımıza sadece..

Nene'nin öldüğünü annemin arkadaşları ile yaptığı bir sohbet anında tesadüfen kulak misafiri olarak öğrenmiştim..

"Ölmüüüş" diye fısıldadım kendi kendime...

Öylece kalakaldım. Dışarıya, bahçeye fırladım...

Bitişik komşumuz Süreyya teyzenin oğlu Erol'u yakaladım bahçede.. "Erool" diye bağırdım. Her zamanki gamsızlığı ile "Ne var bee" dedi. Aldırmadım. Başka zaman olsa kulağını yakalar çekerdim çekebildiğim kadar. Onun bu gamsızlığı kabalığı beni deli ediyordu.

- Nene ölmüüüş" dedim.
- Hadi yav, dedi gözleri pörtlek pörtlek açıldı..
-Neden ölmüş ki?
- Ne biliim ben? Annemlerden dduydum öyle konuşuyorlardı, nene ölmüş diyorlardı.
- Tühh yaa noolcak şimdi? Nene yok artık ha?
- Yok...

İkimiz de öylece kalakalmıştık...

Nene'siz oyunların tadı tuzu kalmamıştı. Mahalle koskoca bir sessizliğe bürünmüştü. Nene'nin öldüğünü öğrenen her arkadaşımızın ağzı bir karış açık kalıyordu. İlk o yıllar bellemiştik ölümü. Çocuk dimağlarımıza yerleştirmiştik. Artık her hasta olanı ölecek sanıyorduk. Ölümle birlikte gidenin dönemez olduğunu keşfettik.

Sonra bir oyun arkadaşımızı lösemiden kaybettik. Sonra sokağımızdan bir başkasını, başkalarını... artık çok sık duyar olmuştuk ölümün adını. Tanımıştık ya..

Korkar olmuştuk sevdiklerimizin hastalanmalarından. Bizi zamansız terkedip gitmelerinden korktuk.

Gündelik yaşam içerisinde sürekli karşılaştığımız, konuştuğumuz, ki; sadece tanıdık bildik bir insan bile olabilir bu... yaşamımız içerisinde belli bir yer kaplamış olan insanların, varlıkları kadar yokluklarının da içimizde ne kadar büyük bir yer kaplıyor olmasının farkındalığını yaşayarak görmüştük.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bugün çoğu blogunu okudum, okumaya devam da edeceğim. Bundan önce şu topuklu ayakkabıyla ilgili olan blogunu okumuştum. Güldürmüştün beni. Şimdi bunu okuyuncaysa garip bi hüzün yükledin omuzlarıma sevgili yazarım. Yaşlanmak.. yaşlanmak ve ölüm. Bu kavramlara soğuğum. Özellikle yaşlılara duyduğum duyguları kimseye hissetmedim. Garip bi duygu. Ben oyunlar oynuyorum, geziyorum eğleniyorum, yepyeni giysiler giyiyorum ama onlar yapamıyorlar diye üzülürüm sanki. Umarım okuyacağım bir sonraki blogun keyfimi yerine getirir :) Sevgiler..

bayan mavi 
 01.10.2011 13:35
Cevap :
henzü küçücüksün.. bu duyguları hisseden yaşıtların var mıdır bilemiyorum.. vardır mutlaka sen gibi.. ama çoğu anlamaz sen gibi ben gibi...okumaların için çok teşekkürler... selamlar..  01.10.2011 14:59
 

eskiye dair ne varsa hatrımızda hep güzel yeri var.. "öcü" ler bile güzeldi :) şimdilerde ne o samimiyet, ne de o saf duygular var.. çok güzel ve bir o kadar da sıcak bir öykü olmuş, yüreğine sağlık yağmur zamanı.. tüm yitip gidenlerin mekanı cennet olsun inşallah.. sevgiler güzel yüreğine..

gülzerin 
 13.10.2010 0:25
Cevap :
Eskiye dair herşey çok güzel-di. Belki biz o zaman saftık ve çocuktuk... anlayamıyorduk hiçbir şeyi... çocuk gözümüzle görüyorduk.. ama yine de güzeldi... yitip gidenlerin mekanı cennet olsun. Çok teşekkür ederim Gülzerin. Seni görmek güzeldi:) sevgi ve saygımla...  13.10.2010 18:17
 

Bizimde bi Zabit dayımız vardı. Şimdi o geldi aklıma. Fakat o sizin nine gibi değildi. Gerçekten korkuturdu bizi. Ben şimdi düşünüyorumda kızmıyormuşum ona sadece korkmuşum o kadar. Çocukken ölümü anlamak banada zor gelmişti ama inan şimdi daha zor anlıyorum galiba :( Nine rahmet istedi besbelli. Nur içinde yatsın nine. Çok güzeldi sevgiler arkadaşım ...

Başak Özdemir 
 08.10.2010 15:44
Cevap :
Haklısın Başak'cım, ölümü şimdi anlamak daha zor. Bizim nenemizin kimseye zararı yoktu, yolunda yürür giderdi, biz kendi gözümüzde büyütmüşüz sadece. Çook teşekkür ederim:) sevgiler, selamlar.  08.10.2010 20:16
 

önceye, çocukluk günlerimize kısa bir gezi yaptırdınız Sema Hanım. Biz çocukları, evimizin çıkmaz arka sokağına sokmayan, oyun oynamamıza izin vermeyen, sopayla kovalayan yaşlı komşumuzu hatırladım birden:)) Çok güzel anlatmışsınız, teşekkürler paylaştığınız için. Sevgiler...

yakamoz05 
 08.10.2010 13:57
Cevap :
:)) Demek sopayla kovalıyordu. Herkesin çocukluk anılarında bir ninesi varmış gerçekten... benim rahmetli babannem yani yörük fadimesi de sizin ninenizden hiç farkı yoktu. Elinde sopa çocukları kovalar, "harıltı yapmayın" diye bağırırdı. Ben de paylaştıgınız için çok teşekkür ederim. Sevgiler, selamlar.  08.10.2010 20:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 319
Toplam yorum
: 4719
Toplam mesaj
: 557
Ort. okunma sayısı
: 1332
Kayıt tarihi
: 29.10.06
 
 

"Ben; hiç yalnız kalmadım... Kalabalık bi ailede yere atılan yataklarda Yan yana, baş başa, el el..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster