Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ocak '09

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
2845
 

Neo-liberalizmin çelişkileri

Neo-liberalizmin çelişkileri
 

Lale Devri


NEO-LİBERALİZM


Neo-liberalizmin Çelişkileri Üzerine


Geçenlerde, Neo-liberalizm üzerine yüksek lisans konusu bir makale çevirisi yaptım yine. Bu yeni moda ideolojiye ilginç bir yaklaşım getiren analiz beni etkileyince bu konuyu sizlerle paylaşmak istedim.

Sizlere çeviriden özet alıntılar halinde konuyu aktaracağım.

Bazı siyaset bilimcilere göre, “ekonomik küreselleşme kaçınılmaz bir süreçler dizisi değildir, ama buna rağmen devletin sivil topluma müdahalesine karşı şüpheci yaklaşan Neo-liberal kuramcı ve politikacılar tarafından aktif olarak teşvik edilmiştir. Bu bakımdan Neo-liberalizm ideolojisi devletin gücüne karşı bir başka önemli meydan okumayı sunmaktadır.”

Yazara göre, “Neo-liberaller, her şeyden önce, devlet ile sivil toplum arasındaki güç dengesini dönüştürmeyi arar. Özellikle, sivil toplumun ekonomik kuruluşlarının düzen yaratmakta ve kaynakları dağıtmakta devletten daha etkili olduğuna inanırlar. Neo-liberallere göre, insan potansiyeli, devlet içinde merkezileştirilen güç vasıtasıyla değil, gücün sivil toplumun her yanına dağıldığı, serbest bir ekonominin teşvikiyle en iyi şekilde paraya çevrilir”.

Bunu belirttikten sonra, siyaset bilimci yazar Neo-Liberalizmin hem kavramsal olarak hem uygulamada derin kusurları olduğunu iddia eder.

“Neo-liberallerin devlete karşı “tuhaf” bir meydan okuması vardır. Kendi içinde birçok ironi ve çelişki barındırır:

1- Neo-liberalizm hem devlete karşı eleştirel ve şüphecidir hem de onu “zorunlu bir kötü” olarak benimser, kabul eder. Yani, baskıcı ve bürokratik devlet üzerinde toplanan bir yönetim sisteminin sınırlarını doğru vurgularken, öte yandan, inandırıcı bir alternatif bulmakta başarısız kalmıştır.

2- Neo-Liberaller toplumu arz-talep kanunları vasıtasıyla düzenlemek ister. Ancak, uygulamada ‘serbest piyasa’ yüksek derecede sosyal eşitsizlikler ve dolayısıyla sosyal çatışma yaratır.

3- Bu tür ciddi sorunları idare etmek için, Neo-Liberallerin benimsediği sınırlı devlet, uygulamada giderek baskıcı olmaya zorlanır. (Benim notum: Hem de Neo-Liberallerin kendisi tarafından! Çelişkiye dikkatinizi çekerim…) Sonuçta, ekonominin fiyat serbestisi ironik bir şekilde güçlü bir devlete sevk eder.

4- Bundan başka, siyasetin piyasaya müdahalesinden şüphe eden “Neocular” (benim tabirimle), demokrasi konusunda da ihtiyatlıdırlar. (Al sana bir çelişki daha!...) Buna göre, Neo-liberal Devlet giderek artan oranda “sorumsuz” bir devlettir. (Yani, astığı astık kestiği kestik.. Hem devlete ekonomi işine “sen karışma” diyeceksin, başın sıkışınca da “gel şuna el at” diyeceksin. )

5- Daha da garibi, dünya ekonomisi güçlü devletlerin menfaatine göre yapılandıkça, uluslar arası arenada Neo-liberalizmin egemenliği gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin geleceği ve genel küresel sorunların idaresi için birçok belayı beraberinde getirmektedir.

Neo-Liberalizmin babası Avusturyalı filozof Frederick Hayek’tir. 1944’de yazdığı eseri, The Road to Serfdom (Serfliğe Giden Yol) liberal politikalar geliştikçe ve sıkı devletçi politikaların dünya ekonomisi üzerinde zayıflıkları ve başarısızlıkları arttıkça, Liberaller tarafından kılavuz kitap haline getirilmiş ve görüşleri savunulmaya başlanmıştır.

Hayek kitabında devletin yetersizlikleri ve tehlikelerine işaret etmiş, Batı uygarlığını yaratan bireyselci geleneği tehdit ettiğini vurgulamıştır.

Hayek’nin eseri devletin gücünün genişlemesini piyasanın pahasına savunan, sosyal liberalizm gibi kolektivist (toplumcu) kuramlara sert bir saldırı niteliğindedir.

“Neo-liberaller kapitalizmin problemlerinin kapitalist sistemin özünde var olan zayıflıktan dolayı olmadığını söyler, daha ziyade, bu tür problemler yirminci yüzyılın ikinci yarısında ABD’de ve Avrupa’da değişen ölçülerde kapitalizmin altını kazıyan bir dizi faktörlerle en iyi şekilde açıklanabilirdi. Bunlar faktörler:

Devletin serbest piyasanın faaliyetlerine müdahalesini ihtiva eden Keynesyen ekonomi idaresine olan bağlılık.
Yüksek vergiler anlamına gelen artan sosyal yardım harcaması ve bu sebeple sanayide daha düşük yatırım ve daha az tüketici harcaması. Sosyal devlet ayrıca bireysel sorumluluk, girişim ve buluşçuluk eğilimlerinin altını kazıyan bir bağımlılık kültürü yarattı.
Anonim şirketçiliğin gelişmesi ve özellikle, ekonomi siyasetinin yapımında işçi sendikalarının artan etkisi. Bu ücretlerin suni enflasyonuna sevk etti, üretime engel olan artan endüstriyel tedirginlik ve ekonomik olarak tahammül edilemeyecek tam istihdamın elde edilmesi çabası.”
Çözüm, Neo-Liberallere göre, bunların tersine çevrilmesidir.

“Bunun üzerine Neo-liberaller, Hayek’nin görüşlerini destekleyerek, devletçi ekonomik idareye alternatif bir strateji ileri sürdüler. Ülke içi düzeni ve düşman devletlerin istilasından korunmasını sağlayan ama ekonomik meseleleri hemen hemen tamamen piyasaya bırakan minimal bir devleti savundu. Bu şekilde, sosyal ihtiyaçların arz ve talep kanunlarıyla karşılanması vasıtasıyla, bir ‘kendiliğinden düzen’ yaratılacaktır. En yetenekli bireyler politik müdahale ve aşırı vergilendirmeden özgür olacağı ve giderek yenilikçi ve yaratıcı olacağı için, bu suretle birkaçının gayretlerinin herkes için fırsatlara yol açmasıyla, ‘paranın varlıklılardan dar gelirlinin eline geçmesi etkisi’ne sebep olacağı için, herkes için refah artacaktır.”

“Bu felsefenin odağında toplum, ‘topluluk’ ve ‘kamu yararı’ gibi soyut görüşlerin reddi vardır. Hayek’e göre, ‘modern dünya tarihindeki Batının egemenliği bireylerin seçim yapma özgürlüğü üzerine bir vurguya atfedilebilir’. Neo-liberaller için, bireyler sivil toplum içinde gönüllü olarak politik, ekonomik veya sosyal anlaşmalara giren özerk, kendi kendini yöneten ve rasyonel aktörler olarak algılanır. Neo-liberaller eşitsizliğin hem kaçınılmaz hem de arzu edilen bir şey olduğunu iddia eder. Eşitsizliği devlet müdahalesi vasıtasıyla dengeleme teşebbüsleri, kaçınılmaz olarak bireylerin gelirlerini nasıl kullanacakları hakkında seçimler yapmasını engelleyerek, kişi özgürlüğünün erozyonuna sevk edecektir. Sivil toplum içerisindeki insan çeşitliliğinin kaçınılmazlığı devletin bireylerin ihtiyaçlarına karşı ancak yanlı, dolayısıyla çarpık bir anlayış üzerinden hareket etmesini sağlar. Bu, Hayek’nin iddia ettiği üzere, en kötü ihtimalle totaliter rejime ve en iyi ihtimalle beklentisi daha da yükselen vatandaşlar ile vaatlerini yerine getiremeyen bir devlet arasında artan bir çatışmaya sevk edecektir. Serbest piyasa içinde gönüllü takas (değiş-tokuş), insanlar arasında önyargıyla veya ideoloji yüzünden ayrım yapmadığı ve sadece bireylerin piyasayı kendi menfaatlerine yönlendirme becerisini yansıttığı için, bireylerin yeteneklerini gerçekleştirmeyi garanti eden çok daha güvenilir bir yoldur.”

Yazarın çeviri yazısından alıntı yaparak size aktardığım kısa Neo-liberalizm görüşünden sonra, uygulamada nasıldır, bir de ona bakalım.

Devletin sosyal yapılanmaya direkt müdahalesini içeren, Sosyal Liberal Devlet anlayışı giderek yerini Neo-liberalizme bırakmıştır. Bu ideoloji özellikle, Reagen dönemi Amerika’da ve Margaret Thatcher dönemi İngiltere’de benimsendi. Yeni küresel koşullar hükümetleri bu ideolojiye doğru bir kaymaya sevk etti.

“Kapitalist toplumun kârlılığı 1970’ler sırasında önemli derecede düştüğünde, Avrupa ve ABD’de politik yelpazenin sağındaki siyasi partiler toplumlarını yeniden yapılandırmak üzere detaylı bir proje sağlamak için Neo-liberalizme yüzünü döndü”.

Ancak, Neo-Liberalizm, devletçi ekonomiye karşı alternatifler sunmakla beraber, “güncel toplum”a uygulanan her ideoloji gibi, uygulamada tutarsızlıklar göstermiştir.

“Neo-liberalizm reform programının başlıca özellikleri iki esas ilkeden yola çıkar:

İnsanların ihtiyacını karşılamak, refah yaratmak ve kişisel özgürlüğü geliştirmekte, piyasaların politika üzerinde üstünlüğü.
Mülkiyet hakları, birinin eşitsizliğini kabul etme hakkı ve pazar yerinde mallar ve hizmetlerin çeşitliliğinden seçme hakkı dahil olmak üzere, bireylerin piyasa haklarını savunma ihtiyacı. “
“Bu yol gösterici hükümlerden mantıklı olarak bir dizi siyasetler çıkar. Bunlar şunları kapsar:

Uluslar arası ticarette ve yatırımda daha fazla açıklık, iş yeri vergisinde indirim ve özel sermayenin birikmesini ve kârlılığı engelleyen bürokratik ‘kırtasiyecilik’in azaltılması dahil olmak üzere, ekonomide fiyat serbestisi.
Sendika haklarını kısıtlama ve ücretlerin kendi seviyelerini bulduğu daha esnek bir iş piyasasını yaratma.
Sağlık, sosyal yardım ve eğitim gibi sosyal hizmetlerde kamu harcamalarında kesinti.
Mümkün olan en kısa zamanda kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi ve hizmetler için iç rekabet gibi piyasa ilkelerini uygulayan ‘hazine bonoso piyasaları’nın yaratılması, çevresel çalışma görevlerinden çekilmek ve diğer devlet hizmetlerindeki ödemeyle ilgili performans.
Sınırlı sivil ve piyasa haklarının sosyal salahiyetlerin pahasına vurgulandığı ve vatandaşların kendileri ve bağlı olduğu kişiler için daha fazla bireysel sorumluluk almasının beklendiği yeni bir vatandaşlık tanımı.”
“Bu tür Neo-liberal ilkelerin etkisinin onlardan etkilenen bütün ülkelerde bir örnek olmadığının altını çizmek gerekir. Bu tür siyasetlerin uygulanmasına bir devletin siyasi kurumları ve kültürü ve dünya ekonomik sistemindeki nispi gücü, yanı sıra onun sosyal ve ekonomik karakteri gibi faktörler vasıtasıyla aracılık edilir.”

Son olarak, yazar Neo-liberalizmin uygulamada yetersizlik ve başarısızlığına örnek olarak, 1980’lerdeki Afrika’daki etkisine işaret etmektedir. Afrika’nın problemleri tamamen Neo-liberalizmden kaynaklanmasa da, “Afrika’nın Neo-liberalizm deneyimi, yönetim problemlerini çözmekte Neo-liberalizmin genel yetersizliğinin yanı sıra devletler sistemine inşa edilen ve gelişmekte olan ülkelerin hepsinde sürdürülebilir kalkınmayı engelleyen yapısal eşitsizlikleri kabul etmekteki başarısızlığını aydınlatmaya yardım eder” diye vurgular.

Bu çeviri makalesi sonrası, uzun uzun düşündükten sonra, ben de kendi çapımda yeni bir ekonomik ideoloji geliştirdim: “Hani-Liberalizm”.

Not: Bu yazımın anlatım ve açıklama bölümleri tamamen yazarın makalesinden alıntıdır. Ben sadece birkaç görüşümü ekledim. Amacım, dünyada bilimsel anlamda nelerin tartışıldığından haberiniz olmasıdır. Bilgi ışıktır düşüncesiyle…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Okudum yazınızı... Benim için kayda değerdi... Şimdi memeleketin haline bakalım... neo islamcı libareller ve işbirlikçisi liboşlara... Umarım yarınlar güzel olur...

yeşilsoğan 
 26.01.2009 21:17
Cevap :
Kapitalizm yorganının yüzü gibi geliyor bana Liberalizm. Neo da yeni yorgan yüzleri. Değişen birşey yok: yapılan çabanın hepsi 3 kişinin zenginliği için. Milleti de böyle etiketlerle oyalıyorlar. Değişmeyen tek şey DEĞİŞMEMEK. :) Teşekkür ederim yorumunuz için. Saygı ve sevgiyle.  26.01.2009 21:38
 

Paylaştığınız bu bilgiler için çok teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygılarımla, Mahir Nadi

Mahir Nadi 
 26.01.2009 2:51
Cevap :
Ben de size teşekkür ederim sabır gösterip okuduğunuz için. Sevgiler.  26.01.2009 12:23
 

Tarih boyunca liberalizm hiç liberal olmadı ki.Libralizmin kendi içinde bir domino etkisi vardır.Amaç bu etkinin iyi işlemesiydi. Örneğin faizin devlet tarafından belirlenmesinin adına nasıl liberalim diyebiliriz? Anti tekel yasaları vb.gibi. Liberalim bir uyopyadır aslında.Ama bunun ekonomik versiyonu kapitalizm insan doğası ve ihtitasına en yatkın sistem olduğundan ayaktadır. Temelde felsefesinin kökleri çürüktür. Liberalizm her zaman neodur.Bu sistem hiçbir zaman neosuz yaşayamaz:)

Ayhan ÖZTÜRK 
 24.01.2009 23:07
Cevap :
teşekkür ederim katkınıza.  25.01.2009 14:25
 

Sizden neo-liberalizm ve Hayek ekonomi doktorini sentezini okurken aslında biraz kafam karıştı çünkü ekonomiksel düzen toplum sosylojik var oluş düzgün akış düzeneğine karşı değişkenlik gösternen elastiki bir durum olduğunu sanıyorum. Buna din, coğrafya, nufus arz-telep şekilleri ve bazı diğer etkin öğeler olduğunu var sayıyorum bunları harmanlayarak global görüş bildirmek pek sağlıklı olduğunu sanmıyorum çünkü çok hızlı değişen dünya ekonomi bileşkelerinin farklılık yani biri batarken birinin hiç etkilenmeyeceğini görebiliyoruz. Son krizde giriş kısılmasına rağmen arab camiası ekonomi sıkıntısını ABD gibi görmedi. Yer burada çok dar burada mecburen kesiyorum. Sevgi-saygılarımla.

Ermert Revsen 
 24.01.2009 19:12
Cevap :
Görüşlerinizi bildirdiğiniz için teşekkür ederim. Saygılarımla.  24.01.2009 19:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 148
Toplam mesaj
: 68
Ort. okunma sayısı
: 7928
Kayıt tarihi
: 18.10.08
 
 

İngilizce Öğretmeniyim. Ek olarak makale, kitap çevirisi yapıyorum. Antalyanın bir yerel gazetesinde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster