Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ekim '09

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
6200
 

Neoliberalizm ve yoksulluk Filmleri: "Güneşli Pazartesiler"

Neoliberalizm ve yoksulluk Filmleri: "Güneşli Pazartesiler"
 

"Tanrı'ya inanıp inanmamam önemli değil. Asıl soru Tanrı'nın bize inanıp inanmadığı..."


Günümüz işçi sınıfının yaşamından bir kesiti izleyenlerin gözleri önüne gerçekçi bir dille seren filmin yönetmeni Fernando León de Aranoa, oyuncuları ise Javier Bardem, Luis Tosar, José Ángel Egido, Nieve de Medina, Enrique Villén olarak sıralanabilir. Senaryosunu da Fernando León de Aranoa’nın Ignacio del Moral ile birlikte yaptığı drama türündeki filmin orjinal dili İspanyolca olup İspanya, İtalya ve Fransa ortak yapımı bir başyapıttır.

Avrupa işçi sınıfının filmi olarak nitelendirilen Güneşli Pazartesiler bir değil bir kaç öyküyü birlikte anlatmaktadır. Bir kahramanı yoktur filmin, hepsi sıradan insanlar, hepsi kendi acımasız hayat hikayelerinin özneleridir. İşçi sınıfının, kapitalist düzenin, sömürünün ve işsizliğin girdabı vardır bu farklı hayat hikayelerinde ve birbirinden farklı bakış açılarında. Benzer hayatlar farklı karakterlerde şekillenir, farklı dillerde yorumlanır film içerisinde. Bir yaşam mücadelesidir en genel özetle.

Düşlerini gerçekleştirememiş bir grup orta yaşlı arkadaşın, işsizlikle mücadele etmenin ve umutsuzluğunun üstesinden gelmeye çalışmalarının mücadelesidir Güneşli Pazartesiler.

Film usta bir kalemin elinde şekillenmiştir herşeyden önce, iyi dialoğlar ve ayrıntılar sergiler film. Filmi özetleyen bazı önemli dialoglar şunlardır;

“2 yaşlı yoldaş yolda karşılaşmışlar. Biri demiş ki; Bak komünizm hakkında söylenen her şey yalanmış. Diğeri ise şöyle demiş; evet, ama daha kötüsü de kapitalizm hakkında söylenen her şey doğruymuş."; “-Tanrı'ya inanıyor musun? -Tanrı'ya inanıp inanmamam önemli değil. Asıl soru Tanrı'nın bize inanıp inanmadığı. Eğer Tanrı bize inanmıyorsa esas o zaman yandık... Tanrı bana inanmıyor. Tanrı sana da inanmıyor. –Oysa ben sana inanıyorum.”

Diyalogların dışında filmin içerisinde dikkat çeken bazı sahneler ise; bankaya kredi almak için giden kişinin karısının yanında yaşadığı mahçubiyet ve uygulanan muameleye isyanı, işsiz bir orta yaşlının gençlerle rekabet edebilmek için oğlunun kıyafetlerini giyerek gizlice şaçlarını boyaması, işsiz bir insanın kendisini küçümseyerek karısının kendisini terkedeceğinden korkması, işsizliğine isyan ettiği için, emeğinin karşılığının sömürü olarak verilmesine isyan edip bir lambayı kırdığı için cezalandırılan bir işçinin inadına yeni bir lambayı daha kırması, yoksulluk içerisindeki arkadaşlarının hazin ölüm hikayesi, bebek bakıcılığı için zengin bir adamın evine toplanan arkadaşların düzene dair isyanları, bazılarının neden ağustos böceği olarak doğduğu ile karıncanın sömürüsünü sorgulayan ‘ağustos böceği ile karınca hikayesi’ ve tabi ki balık fabrikasında çalışıp akşamları balık koktuğundan şikayet eden karısına adamın ‘Balık gibi değil. Deniz kızı gibi...’ demesi olarak sıralanabilir.

Mekan olaraksa fabrikalar, liman, tersane ve sanayileşme sonucu biçimsizce büyüyüp genişlemiş, ufuk çizgisi gri bacalar, sis ve pusun hakim olduğu karamsar ruhlu bir şehir seçilmiş.

Film çarpıcı özelliklerinden biri de binlerce gerçek öyküye dayanıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Bu film benzer sorunları yaşayan milyonların kendilerinden kesitler bulduğu yalın bir eser özelliği göstermektedir. Herkes kendinden ve kendine dairi izlemektedir ekranda, aslında anlatılan olan veya olması muhtemel olandır. Film bir uyarı, bir gelecek kaygısı, bir geçmiş hatırlatması olabilir izleyenin aklı için. Bu parçaları birleştirmek istiyorsanız film izlenmek için tüm sinema severleri beklemektedir..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

En iyi film listem arasından yer alan, farklı yere sahip olan bir film. Yabancılaşmanın da zaman zaman anlatıldığı, bir düzen içinde kendilerine yer bulmaya çalışan bireylerin hikayesi anlatan bir film. Çoğunlukta bar taburelerinin üstünde hayatın ve kendi gerçekleriyle yüzleşen insanların hikayesi. Belki ellerinden alınması istemedikleri tek şey, vapura binip güneşin altında sanki dünyadan arınmış gibi kendilerini huzurlu hissettikleri anlar. Keybetmenin dramatize edilmeden farklı pencerelerle anlatıldığı, bağımsız sinemanın baş yapıtlarından bir tanesi.

TriMurti 
 09.10.2009 8:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 64
Toplam yorum
: 62
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 5605
Kayıt tarihi
: 27.06.07
 
 

İnsanım herkes kadar; zengin kadar fakir kadar, kadın kadar erkek kadar, Müslüman kadar Hristiyan ka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster