Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '14

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
293
 

Nerde trak orda Prag / Dresden 2

Nerde trak orda Prag / Dresden 2
 

Yağmur yağınca müzik çalan bina, Dresden


Tarih 30 Ocak 2014 Perşembe. Çek Cumhuriyeti ve Almanya gezimizin son günü. Öğleden sonra saat 15:00'de Leipzig Halle Havalimanı'ndan İstanbul'a uçacağız. Bugün öğlen saatlerine kadar Dresden'in Neustadt (Yeni Şehir) bölgesini gezeceğiz ve daha sonra Leipzig Havalimanı'na hareket edeceğiz. Sabah ilk iş kahvaltı. Bugün bir istisna yapıp kahvaltımızı kaldığımız otelde yapmayacağız. Kahvaltı için Tiki im Kunsthof isimli bir kafede olacağız.

Otelimizden ayrılıp, eşyalarımızı aracımızın bagajına yerleştiriyoruz. Navigasyon cihazımıza hedefimizi yazıyoruz: Görlitzer Strasse, Dresden. Görlitzer Strasse'de ne mi var? Yağmur yağınca müzik çalan bina olarak tanınan bina bu caddedeki Kunsthof-passage'da bulunuyor.Birkaç dakikalık bir yolculuktan sonra Görlitzer Strasse'ye ulaşıyoruz. Aracımızı bir  park noktasına park ettikten sonra Kunsthof-passage'yi aramaya başlıyoruz.  Görlitzer Strasse'de gördüğümüz bir Alman adama "Birader şu Kunsthof-passage nerede biliyor musun?" diye soruyorum. Adam eliyle yaklaşık 100 metre ilerideki bir tabelayı işaret ederek "Şu mavi tabelayı görüyor musun? Tam o tabelanın orası." "Danke shön!"

Evet, en sonunda yağmur yağınca müzik çalan binayı buluyoruz. Bina "Courtyard of Elements" (Enstrümanlar Avlusu) olarak da biliniyor. Courtyard of Elements heykeltraş Annette Paul ile tasarımcılar Christoph Rossner ve Andre Tempel'in eseri. Bir tasarım harikası olan binanın duvarında bulunan drenaj sistemi çeşitli müzik aletleri şeklinde dizayn edilmiş. Duvar değil senfoni orkestrası mübarek. Yağmur yağdığında yağmur suyunun bu drenaj sistemi içindeki dolaşımı kulağa hoş gelen bir melodiye dönüşüyor. Ancak uyarayım. Wagner'in Uçan Hollandalı uvertürünü ya da Beethoven'ın Ayışığı Sonatını beklemeyin. Guns N' Roses'dan November Rain'i hiç beklemeyin. Fotoğraf makineleri ve telefonlar fotoğraf çekmekten yoruluyorlar pirim. Arkadaşım Hüsamettin Bey değme fotoğrafçılara taş çıkartacak fotoğraflar çekiyor. Eşim Füsun'un da Hüsamettin Bey'den geri kalır yanı yok. Ali Beyler, Serdarlar... Kunshof-passage'de epeyce oyalandıktan sonra tekrar Görlitzer Strasse'ye çıkıyoruz. Karnımız aç. Daha kahvaltı yapmamışız. Biraz ileride Tiki im Kunsthof isimli bir kafe görüyoruz. "Acaba kahvaltı var mıdır burada?" diye soruyoruz birbirimize. "Ben girip soracağım!" diyerek kafeye giriyorum. Kafeyi işleten genç bayana "Kahvaltı servisi yapıyor musunuz?" diye soruyorum."Elbette, İspanyol kahvaltısı, fitness kahvaltısı, vejeteryen kahvaltı..." "Tamam. Ben arkadaşlarımı çağırayım."

Ekip olarak Tiki im Kunsthof'dayız. Kafe bir konsepte uygun olarak dizayn edilmiş. Norveçli kaşif Thor Heyerdahl'i bilen var mı? Heyerdahl Okyanusya halklarının Amerika kökenli olduklarını kanıtlamak için 1947 yılında balsa ağacından yaptığı Kon Tiki isimli salıyla, ekibiyle birlikte Güney Amerika'nın Büyük Okyanus kıyılarından yola çıkarak 101 gün süren bir yolculuktan sonra Polinezya'ya gitmeyi başarır. Yıllar önce Heyerdahl'ın bu yolculuk süresince yaşadığı maceraları anlatan "The Kon Tiki Expedition" isimli kitabını okumuştum. Bu kitap 70 dile tercüme edilmiş önemli bir kitaptır. Evet... Tiki im Kunsthof'un duvarlarını Heyerdahl'in  ve Kon Tiki'nin fotoğrafları süslüyor, tavana balıkçı ağları asmışlar, bir rafta Polinezya heykelcikleri, tuvaletin kapısı tıpkı salın zemini şeklinde - ilk bakışta kapı olduğunu anlamıyorsunuz. Siparişleri veriyoruz. Benim tercihim "fitness kahvaltı". Bir fincan da çay istiyorum. Kahvaltı çok güzel. Gelen çay enfes. Teşekkürler Tiki im Kunsthof. Tiki im Kunsthof'un arka kapısından çıktığımızda kendimizi tekrar Kunsthof-passage de buluyoruz. Kunsthof-passage birbirine bitişik çeşitli avlulardan oluşuyor. Bizim Tiki im Kunsthof kafenin bulunduğu binanın duvarında da devasa bir zürafa resmi var. Zürafayla da bolca fotoğraf çektirip Kunsthof-passage'dan ayrılıyoruz.

Dresden'den ayrılmadan bir yere daha uğrayacağız. Pfunds Molkerei. Pfunds Sütçüsü. Nam-ı diğer "dünyanın en güzel sütçü dükkanı". Guiness Dünya Rekorları Kitabının yalancısıyım. 1880 yılında Pfund biraderler tarafından kurulan bu sütçü dükkanı iki dünya savaşı görmüş geçirmiş, Şubat 1945'deki büyük Dresden bombardımanını atlatmış. Dükkanın içi bir sarayı andırıyor. Bütün duvarlar porselen fayans kaplama. Zaten dükkan bu fayanslarıyla ünlü. Fayanslar Villeroy & Boch ürünü. Tek tek elde boyanmış fayanslar birleşip çeşitli resimler oluşturmuşlar. Resimlerde bir mandıra, oynayan çocuklar, kuşlar, tavşanlar, v.b. betimleniyor. Pfund Sütçüsü Bautzner Strasse 79 adresinde. Dükkanın içinde fotoğraf çekmenize izin vermiyorlar. Dükkanda envai çeşit peynir, süt ürünleri, çikolata ve hediyelik eşyalar satılıyor. Pfund'a uğrarsanız bir bardak taze sütlerini içmeden ayrılmayın.

Çek Cumhuriyeti ve Almanya gezimizi kaleme aldığım yazılarım burada bitiyor. Yeni gezilerle yeni gezi yazılarımla tekrar görüşmek üzere...

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1020
Kayıt tarihi
: 13.11.12
 
 

1995 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi İngiliz Dili Eğitimi Bölümü'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster