Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '07

 
Kategori
Gelenekler
Okunma Sayısı
649
 

Nerede O Eski Ramazanlar !

Nerede O Eski Ramazanlar !
 

Hayrıyla, sevaplarıyla, kudreti ve de bereketi ile bir Ramazan anını ifa ediyoruz. Bu konuda herkes bir şey söyledi, yazdı. Hala konuşulmaya devam ediyor.. Televizyonlarda, Ramazan programları, gazetelerde tefrika gibi Ramazan yazıları, televizyonlarda Ramazan’a özel yemek tarifleri, ünlülerin Ramazan ile ilgili söyledikleri filan, falan… Biraz gecikmiş olsa da, yoğun işlerimden dolayı yayına veremediğim yazım üzerinde biraz oynama yaparak ancak şimdi yayına verebildim. Benimde söyleyecek birkaç sözüm olacak. Tabiî ki sallamadan. Derinden hislerle, içimden geldiği gibi..

Dinimizde üç aylar (Recep, Şaban Ramazan) diye addedilen mübarek aylardan sonuncusu olan Ramazan ayı bize, dört büyük halifeden biri olan Hz. Ömer zamanında düzenlenmiş olarak nakledilmiştir. Ramazan ayı oruç ayıdır ve oruç İslam dinini diğer dinlerden ayıran en keskin çizgidir. Musevilikte de kısmen oruç tutmak vardır ama onların orucu hem zaman açısından, hem de yenilip, içilenler açısından biz Müslümanların orucundan çok daha farklıdır. Ve oruç tutmak, yüce kitap kuran-ı kerime göre her Müslüman için farz kılınmıştır. Bunun belli bir anlamı elbette ki vardır. Şöyle ki;

İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'daki Bakara Suresi'nde Kur'an'ın İslam dininin son peygamberi olan Hz. Muhammed'e gönderilmesi Ramazan ayında başlamıştır ve bu ay içinde "oruç tutmak” müslümanlara emredilmiştir. İlgili ayette de şöyle denilmektedir:

"O Ramazan ayı ki, insanları irşat için, hak ile batılı ayırt eden, hidayet ve deliller halinde bulunan Kur'an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya erişirse oruç tutsun. Kim de hasta veya yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diliyor, zorluk dilemiyor. Bir de o sayıyı tamamlamanızı ve size gösterdiği doğru yol üzere kendisini yüceltmenizi istiyor. Umulur ki, şükredesiniz!" (Bakara suresi 185. ayet)

Görüldüğü üzere, ilgili ayette oruç farz kılınmış, bir anlamda İslam dinine inananlar için zorunluluk olmaktadır. Bu ay boyunca gündoğumundan önceki alacakaranlık ile günbatımından sonraki alacakaranlık arasında herhangi bir şekilde katı ya da sıvı yemek-içmek ve cinsel ilişkide bulunmak Müslümanlara yasak kılınmıştır. Mükellef olan Müslümanların Ramazan orucunu tutması farzdır. Orucun nasıl tutulması gerektiği konusunda da burada ahkam kesmeye sanırım gerek yok. Fakat kural icabı, tan vakti ağarmadan uykudan kalkılır ve uzun bir süre aç kalınacağı içinde yemek yenir. Bu vakit Sahur olarak adlandırılır ve yemek yeme süreci İmsak vakti olarak belirtilen sabah ezanı’nın okunduğu vakide kadar sürdürülür ve ezan’ın okunması ile oruç süreci başlar. Bundan sonra yalnız vücudu yeme-içme’den mahrum bırakma süreci başlamaz, Hz. Mevlana’nın dediği gibi “ele-dile-bele “sahip çıkılan, çıkılması gereken, vücudun, beynin ve ruhun dinlendirildiği ve ibadet ile geçirildiği vakitlerdir. Bu süreç, akşam ezanının okunduğu veya günümüze bir gelenek olarak gelmiş olan “top patlaması” ile son bulur ve artık orucun bozulma zamanı gelmiştir. Tüm gün aç bırakılan vücut için İftar vakti ile artık katı ve sıvı maddeler alınabilir.
Ta ki, bir sonraki sahur vaktine kadar.. Böylece tamı tamına bir ay oruç tutularak farz edilen görev yerine getirilir. Bir ayın sonunda da, adı Ramazan bayramı olan, sonradan “şeker bayramı “ olarak değiştirilen ama asıl adı fitr bayramı olan bir bayramla da oruç tutanlar mükâfatlandırılmıştır. Bu bayram da, dini bayramlarımızın ilkidir.

İşte böyle. Bu işin teknik ve dinsel boyutuydu. Sosyal kısmında ise, Ramazan aylarının gerçekten çok ama çok faydası vardır. Ramazan’ı anlayanlar, bir anlamda bir ay boyunca aç kalarak, açları daha iyi anlar. Bu ay içinde güçsüze, fakire yardımlar yapılır. Hemen her yerde kurulan iftar çadırlarının bir gayesi de, evinde yemek pişmeyenlere yardım etmektir. Yani bir nevi aşevi hizmeti görür. Yine yüce kitapta yer aldığı gibi, herkes gücü ve zenginliğine göre belli bir payı güçsüz ve fakirlere dağıtmak zorundadır. Buna da fitre ve zekat deniyor. Fitr bayramı kavramı da buradan geliyor zaten..

Ramazan’ın şeklinin bir diğer boyutu da gelenekselliğidir. Dünyadaki milyonlarca Müslüman içinde, oruç ayını en farklı olarak geçiren tek millet herhalde bizizdir. Çünkü bizim çok renkli ve farklı bir kültürümüz var. Orta Asya’dan gelen geleneklerimize, bir de Osmanlı kültürü eklenince, hem çeşitlilik, hem de çok renklilik oluşmuş oluyor. Örneğin yemeklerimiz.. O kadar çeşitli yemeklerimiz var ki, benim çocukluğumda en çok aklımda kalanlardan bir enstantane de sahurda ve iftarda yediğimiz yemeklerdi. Hatta, çoğu zaman sırf yemek yemek için sahura kalkardık. Zeytinyağlısından, etlisine, böreğinden tatlısına kadar çok zengin bir menü olurdu. Bir de annemin yaratıcılığı tabiî ki ama tüm geleneksel yemeklerden nasibimizi alırdık. Bir de bu aya özgü olan Ramazan davulcusu. Bu çok farklı bir kavram. Hiçbir İslam ülkesinde olduğunu sanmıyorum. Çocukluğumuzda, sahura
kaldırıldığımızda, hemen bahçeye çıkıp davulcunun geçmesini beklerdik. Çok farklı gelirdi bize.. Sonra, Osmanlı’dan günümüze kadar gelen Ramazan eğlenceleri ve Hacivat-Karagöz oyunları, orta oyunları, kukla oyunları, sırık adam, ip cambazları, ateş yutanlar, kantolar, macun, mısır ve pamuk helva satıcıları, ve en olmazsa olmazlardan olan mahyalar ve iftar topu... Bizim yaştakiler bunları yalnızca siyah-beyaz izleme olanağı bulsa da, Anadolu’nun birçok yerinde yaşatıldığını biliyorum. Özellikle bu ayda..

Şimdilerde bunlar yaşatılmaya çalışılıyorsa da, davulcuyu, ezanı ve iftar topunu “rahatsız ediyor“ gerekçesiyle istemeyen, Ramazan’ı tanımayan, tanımak istemeyen, bir televole kültürü içinde kalmış insanlarla, ezanı ve kuranı cep telefonlarına indirip, sinyal müziği yapanların, internetten hatim yapanların dini yozlaştırmalarına rağmen, bu gelenekler ve Ramazan nasıl daha uzun yıllar baki kalacak belli değil. Onun için kıymetini bir kat daha bilmemiz gerekiyor.

Hayırlı Ramazanlar !..

../..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2464
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster