Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '16

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
137
 

Neresi daha güzel? Türkiye'mizle mukayeseli Benelüx Paris izlenimleri

Neresi daha güzel? Türkiye'mizle mukayeseli Benelüx Paris izlenimleri
 

6 Eylül 2016-Paris


Aşağıdaki satırlar 3-10 Eylül 2016 tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz Benelüx-Paris turumuzda gördüklerimi ve öğrendiklerimi Türkiye’mizle mukayese etmeye çalışarak aktarma denememdir.

53 Yaşımdayım. Mesleğim gereği (bir türlü fırsat bulamadığım Hakkari ve Şırnak dışında) Türkiye’mizin her tarafını gördüm. İzlenim notlarıma konu bu  tur ise ilk yurtdışına çıkışımdı.

Tur kapsamında Hollanda (Amsterdam, Roterdam, Delft, Den Haag (Lahey) kentleri ile Volendam ve Marken kasabaları), Almanya (Köln), Lüksemburg (Lüxemburg kenti ile Schengen ve Remich kasabaları), Fransa (Paris) ve Belçika’yı (Brüksel ve Bruge) görme şansımız oldu.

Evden çıkıp eve dönünceye kadarki tüm maliyet 1085 Euro tuttu. Ulaşım, konaklama, beslenme, (Disneyland hariç) programdaki tüm ekstra turlar dahil. Yeşil Pasaportlu olduğum için vize masrafı yoktu.

Tur Rehberimiz Fikri Turhan Hollanda’da doğup büyümüş olan  ve Halen Türkiye’de yaşayan, yöreyi ve bölge dillerini bilen, kırklı yaşlarda, entelektüel, bildiklerini esprili ve akıcı bir dille anlatan son derece sempatik bir kardeşimizdi. Gezi programında keyif kaçırabilecek hiçbir aksamaya fırsat vermeyecek kadar titiz, dakik ve tedbirliydi. Turlarına denk gelen gezginlerin şanslı olduklarını düşünüyorum.

Brüksel havalimanına indik ve aynı havaalanından döndük.

Bu havaalanı şıklık itibariyle Esenboğa’nın gerisinde, Sabiha Gökçen’in ise dengi veya belki bir parmak üstünde gibiydi. İşleyiş ve sistem aşağı yukarı bizdeki gibiydi.

Hollanda’da kaldığımız otel Amsterdam Schiphol havalimanının yanındaydı. Gelip geçerken gözlediğim kadarıyla Esenboğa’mızdan belki 10 kat daha büyük, pek çok pisti ve terminal binası olan çok geniş yüzölçüme sahip bir havalimanıydı. Ancak havalimanından şehre ve şehirden havalimanına ulaşım toplu taşım araçlarıyla son derece kolay.

Brüksel’den Hollanda’ya geçtik, Roterdam, Lahey ve Amsterdam’da panoramik geziler, sokaklarda yürüyüşler ve Amsterdam ile Paris’te tekne turu yaptık.

Hollanda, en küçük bir yükseltisi olmayan, düm düz bir ülke.

Yani herhangi bir cadde veya sokaktayken kafanızı kaldırdığınızda etrafınızdaki binaların yukarılarında herhangi bir yer görebilme gibi bir kavram yok. Sözgelimi Ankara’mızın herhangi bir noktasından etrafınıza baktığınızda çevredeki tepelerdeki yerleşimlerin belki tamamını görme şansınız varken Hollanda’da böyle bir imkan yok.

Bu geniş düzlükler ortalarından akan devasa ırmakların alüvyon deltaları gibi. Rakım hemen hemen deniz seviyesi. Yani her taraf tarım için son derece elverişli. Ve zaten gerek tarım ve gerekse hayvancılık için değerlendirilmemiş tek bir santimetrekare toprak yok gibi.

Zengin ülkeler. Zenginliğin esas kaynağı elbette sömürgecilik tarihleri. Ancak sömürgecilik kadar tarih boyu denizcilikteki başarılar ve bu geniş ve verimli toprakların işlenmesi de rol oynamış olsa gerek. Küçücük Hollanda’da bizim Çukurova’mızdan, Tire-Torbalı, Ödemiş, Iğdır … ovalarımızdan daha fazla tarım arazisi mevcut ve işleniyor…

Her taraf düzlük. Yani, özellikle Karadeniz bölgemizin ya da Akdeniz kentlerimizin ya da İzmir’imizin veya İstanbul’umuzun herhangi bir noktasından çevrenize baktığınızda görebileceğiniz dağ, orman vb. bir görsel zenginlik yok.

Peki ne var?

Her santimetrekaresi özenle imar edilmiş, tarlaları, çayırları dahil her noktası duayen bir çevre mühendisinin tasarımından çıkmış kadar muhteşem peyzaj düzenlemeleriyle oluşturulmuş gibi bir coğrafya. Irmaklar, kanallar, yollar, her yanı türlü çeşitli çiçeklerle bezenmiş yapılar…. Memleketimizin en güzel parklarından fersah fersah ilerde sokaklar, kent meydanları… Ortada tek bir moloz yığını, tek bir sıvası-boyası dökük yapı, tek bir metruk bina, yollarda tek bir çukur, tek bir kaldırım taşı eksiği, kırığı, çukuru… yok.

Bu görüntü bir derece aşağısıyla Almanya’da, ondan bir derece aşağısıyla Lüksemburg’da, bir derece daha aşağısıyla Brüksel’de karşınıza çıkıp Paris’te İstanbul düzeyine inerek devam ediyor.

Tarihi kent bölgesi hariç, çarpık yapılaşması, çıldırtan trafiği, çatı antenleriyle kirlenmiş döküntü apartmanlarından camlı gökdelenlerine, kule vinçlerle devam eden inşaatlarına kadar İstanbul’da E-5 boyunca karşılaşabileceğiniz çarpık kentleşmenin her türlü görüntü kirliliğiyle ve 12 milyon nüfusuyla Paris tam bir İstanbul.

Kentlerin tarihi bölgelerine gelince, Hollanda’da, Belçika’da ve Paris’te gördüğümüz bölgelerde mevcut tüm binalar son derece bakımlı. Her biri müthiş korunmuş. Yok olanlarının yerine orijinalinin aynısından yapılarak tarihi kent dokuları olduğu gibi muhafaza edilmiş.

İstanbul’umuzun tarihi yarımadasında veya Beyoğlu’muzda da belki çok sayıda eşdeğer binalarımız var ama aralarda viraneye dönmüş, sahipsiz kalıp yıkılmaya ve çürümeye yüz tutmuş örneklerimiz onlarda yok. Hiçbir tarihi bina görmedim ki, herhangi bir noktasında bir yıpranma veya bozulma olsun. Tarih miraslarına tarifte güçlük çekeceğim kadar sahip çıkmışlar…

Sen nehrinde tekne turu yaptığımızda izlediğimiz tarihi dokunun korunmuşluk düzeyi hakikaten hayranlık verici.

Ama işte bu kadar.

Bu tekne turunun İstanbul Boğazımızdaki bir turla mukayesesinde ise İstanbul’umuz açık ara önde. Gökdelenlerin yarattığı görüntü kirliliğine karşın Boğaziçi’mizin bir emsaline gezimizde tesadüf etmedik.

Hollanda tam bir bisiklet cenneti. Bisikletlere ayrılmış yollar Ülkenin en ücra noktasına kadar yayılmış. Otomobillerin olmazsa olmazı aile bireyleri sayısı kadar bisikleti taşıma aparatları. Herkes her yerde sadece bisikletle geziyor. Bisiklet eğlence aracı değil ulaşım aracı. Toplam nüfustan daha fazla sayıda bisiklet bulunduğu izlenimi edindim.

Trafikte saygı muhteşem. Korna sesi yok. Araçların kornası var mı onu da anlamadım. Yayalara, bisikletlere ve bunların da araçlara saygıları gerçekten görülmeye değer.

Bu düzenin ve saygının temelinde kurallara uymamanın ağır müeyyidelerinin rol oynadığını da unutmamak lazım. Tabi bu disiplinin dahi kurallara saygının bir sonucu olduğunu da unutmamak koşuluyla.

Hollanda tam bir özgürlükler ülkesi. Yurttaşlar farklı mezheplerden. Çoğunluk Protestan. Katolikler ve diğer inanışlar ve dinler varlıklarını özgürce sürdürüyor. Yüzyıllar önce yaşanan kanlı kavgalara karşın kimse kimsenin inancını değiştiremeyeceğini öğrenmiş ve kavgaları ve çekişmeleri bırakarak, birbirlerini olduğu gibi kabul ederek, birlikte yaşamaya karar vermişler. Kimse kimseye kendi inancını dayatamıyor. Devlet hiç kimseye bu fırsatı vermiyor. Senin inancın sana, benimki bana… Herkes herkese saygılı olacak, huzur bulacak… Mantık bu.

Söz gelimi bizdeki gibi bir inanç grubu (örneğin Sünni islam) diğer bir inanç grubuna (örneğin Alevilere) “senin ibadethanen Cemevi değil, cami…” diye dayatmada bulunamıyor… Baskı veya asimilasyon uygulayamıyor.

Ülkede eşcinselin, ateistin, her türlü yaşam tarzının güvencesi var. Hatta esrar dahi az sayıdaki bazı belli yerlerde serbestçe alınıp satılıyor. Önermiyorlar. Reklam etmiyorlar. Zararlarını, tehlikelerini mutlaka belirtiyorlar. Buna rağmen halen daha isteyen varsa onlar da kontrol altında aradıklarını bulabiliyorlar. Şöyle düşünüyorlarmış. Eşcinsellik, uyuşturucu… yüzyıllarca yasaklanmış, cezalandırılmış ama engel olunamıyor. Öyleyse, dipte bucakta, otu b..ku, itten kopuktan alacaklarına bari güven içinde ve devletin gözü önünde bulsunlar aradıklarını… Buraların dışında kesin yasaklar ve ciddi müeyyideler uyguluyorlarmış.

Bu serbestlikler mevcut olmakla birlikte “aile” yaşamı baskın yaşam tarzı. Ve bizdeki gibi büyük ebeveynleri de içeren “geniş aile” kültürü yaygın yaşam biçimiymiş…

Almanya ise düzgün işleyen kurallar ülkesi. Her kuralın bir konuluş nedeni ve amacı var. Faydası olmasa o kural konmazdı. Kuralı özgür siyaset ortamında tartışıp değiştirmeye çalışma hakkın var ancak konmuş bir kural varsa artık uymak zorundasın. Uymazsan, devlet ocağını söndürüyor…

Evleri güzel ama genelde bizdeki evlerden küçük.

Hijyen bilinci sokakta da egemen. Temizlik her yerde ibadet gibi.

Ancak örneğin evlere ayakkabıyla girilebilmesi, klozetlerde taharet musluğu yoksunluğu … gibi bizdekilerinin daha güzel olduğunu düşündüğüm farklılıkları var. Ama toplu yerlerde tuvaleti temiz kullanma bilinçleri bizdekiyle kıyas kabul etmeyecek kadar ileri…

Göz göze gelindiğinde gülümsüyorlar. Selam vermeden iletişim ve iyi dileklerde bulunmadan ve teşekkür etmeden hizmet kabulü kaba ve ayıp… Doğrularını, seslerini yükseltmeden ama mutlaka ifade ediyorlar. Hatanızı söylemeden geçmiyorlar…

Paris gibi büyük kentlerde hırsızlık, gasp… gibi suçlar onlarda da mevcut. Dikkatli olmak zorunluluğu mutlaka var. Yardım sever insanlar da, ard niyetli insanlar da her yerde olduğu gibi oralarda da var. Herkes bir değil. Bu bakımdan bizden farkları yok.

Damak zevklerimiz tamamen farklı. Ekmekleri genellikle hamur görünümlü. Renginden dolayı da biraz öyle görünüyor. Ama çok güzel ekmekleri de var ve her yerde bulabiliyorsunuz.

Çiğ et-balık yediklerine sıklıkla şahit olabiliyorsunuz. Elbet domuz eti tüketimi de yaygın.

Çorba kültürleri yok.

Kahvaltı sofraları bizdeki gibi zengin değil. Peynirleri türlü çeşitli katkılarla çeşitlendirilmiş gibi görünse de kökeni yumuşak, tatsız ve tuzsuz kaşar… Ben sevemedim. Bu peynir, kruvasan dedikleri yağlı çörek ve birkaç poğaçamsı-kuru pastamsı çeşit ekmek, haşlanmış yumurta, reçel, tereyağı, meyve suyu ve kahve. Kahvaltı bu şekilde…

Her tarafa raylı toplu taşım sistemiyle ulaşmak mümkün.

Yeme-içme ve toplu taşım bizdekinden daha pahalı gibi. Ama bira sudan ucuz. Yarım litre suyu 2-3 Euroya, kutu birayı 1-2 Euroya satıyorlar…

Zengin, bakımlı ve gösterişli ülkeler. Ama tabi (Fransa’nın Akdeniz sahilleri hariç) bizdeki Antalya-Muğla sahillerindeki doğal zenginlikler ve güzelliklerle deniz-güneş-kum… olanakları onlarda yok. Onlar da bizim bu üstünlüklerimize gıpta ediyorlar. Tatillerini bizde geçirmeyi tercih ediyorlar. Güvenlik ve huzur bulunması koşuluyla… Öyle anladım.

Her yerin bir üstünlüğü, güzelliği, zenginliği var. Onlarda da bizde de. Komplekse de gerek yok, küçümsemeye de…

Birkaç gün gezdim ailemle birlikte, eğlendim, gördüm, öğrendim… Aklımda bunlar kaldı.

Herkesin aynı olanakları bulması dileğimle, sağlıkla…

 

Kenan IŞIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 432
Toplam yorum
: 641
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 2925
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

Mülkiye mezunuyum. Emekli müfettişim. Ankara'da yaşıyorum. S'oligarşi isimli kitabı yazdım. Kitap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster