Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ağustos '06

 
Kategori
Dünya Şehirleri
Okunma Sayısı
2323
 

Neresi sıla bize neresi gurbet?

Neresi sıla bize neresi gurbet?
 

Yine gitme hazırlığında kalbim, atacak terkisine anılarını, vuracak yollara kendini. Bir kuş kanadında 3,5 saat sonra varacak adına gurbet denilen benimse burnumda tüten şehre. Londra birçok kişinin cehennem varsa böyle bir yer dediği, benimse İstanbul'dan sonra en sevdiğim şehir. Hala ve belki de daima İstanbul'dan sonra.

Londra nasıl sızıyor insanın içine? Nasıl beceriyor bunu, hangi arada derede fırsat bulup da ? Bir kere giden, bir kere yüzünü ona dönen, bir kere sokaklarında dolaşıp onun havasını koklayan neden vazgeçemiyor? Neden kimle konuşsam bir gün dönmek istediğini söylüyor? Neden yıllar geçse de üstünden rüyalarla çağırıyor kendine, hatırlatıyor kendini ?

Londra'dan böyle geçip gitmişsen hengamesinden pek de birşey anlamamışsındır. Londra'da yaşamalı insan. Londra'da bir sabaha uyanmışsan çok uluslu evinin bir odasında sürprizlere de uyanmışsın demektir. İstanbul'daki gibi kuş sesleri karşılar seni ilk önce. Sonra pencereye koşarsın ilk. Havanın nasıl olduğu en önemli konudur çünkü. Sislerin arasından gülümseyen yakışıklı bir adam gibidir bazen Londra, gözleri ıslak yaramaz bir erkek çocuğu gibi de, çapkın bir adamın gözlerindeki arsızlıkla da... Bir sihirbazdır Londra her gün şapkasından başka şey çıkaran. İstanbul ne kadar bir kadına benzerse o da o kadar bir erkeğe benzer bence.

Onunla yaşamak bir ayrıcalıktır. Her erkek gibi biraz huysuz, biraz geçimsizdir Londra. Zaman alır ona alışmak, onun sana alışmasını beklemek. Londra biraz maço bir erkektir sevgisini göstermez öyle hemen, İstanbul'un seni saran cilvesi oyunları yoktur onda. Sen anlamazsın çoğu zaman ne onu sevdiğini ne de onun seni sevdiğini. Problemli bir ilişkidir aranızdaki. Çabuk değişir yüzü gülüp eğlenirken bir bakmışsın, kaşlarını çatmış esip gürlemeye başlamış bile, beş dakika sonra kendi bile unutur neye sinirlendiğini herşey süt liman. Alışmalısın ona ve yaşamalısın onunla. Herşeye de hazır olmalısın bir de.

Londra sokaklarında gezerken her gün yağan yağmuruyla sızar damla damla iliklerinden içeri. Sen hiç anlamadan usul usul. Bir gün ayrılık vakti gelir İstanbul seni çağrmaktadır. Çok özlemişsindir onu, uçarak gidrsin kollarına. Ama İstanbul seni kucaklayamaz artık. Aynı değildir hiçbir şey. Anlarsın bir inc hastalık düşmüş içine. Sen hiç farketmeden. Sonra gezersin İstanbul'un sokaklarında güneşiyle takip eder seni kendine yeniden bağlamak ister İstanbul ayaklarına dolanır. Ama sen deniz kıyısında otururken sisli hatıraların ardından yağmurlu bir günde Londra sokaklarında dolaşmanın hayalini kurarak önünde uzanan muhteşem denizi görmeden dalarsın uzaklara.

Londra hüznünden de bulaştırmıştır biraz sana. Yağmur yağsın istersin. Boş yere her sabah bakarsın pencereden dışarı. Mevsim yazdır İstanbul'da,ateşi başındadır bu deli kadının. Sense orada yalnız bıraktığın maço adamı özlersin, yağmurlu bir havada sigarasının dumanının ardından sana bakan o adamı, Londra'yı... Gece uykunda da kaçamazsın ondan arar bulur seni. Geceler boyu yürürsün sokaklarında. Sabah kalktığında dilinde bir şarkıdır Londra.

Şairin dediği gibi;

Dönmek
Mümkün mü artık dönmek
Onca yollardan sonra yeniden yollara düşmek,
Neresi sıla bize, neresi gurbet... Sibel Önal

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 138
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 6486
Kayıt tarihi
: 07.07.06
 
 

Ben hep yazmak istedim ama hayata sıçrama tahtam beni yazılardan ve yazarak para kazanmaktan çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster