Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ağustos '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
998
 

Neresinde yaşamak isterdin bu yapboz parçasının?

Neresinde yaşamak isterdin bu yapboz parçasının?
 

İnsanın nerede yaşayacağını seçmesi her zaman mümkün olamıyor, insan doğduğu yerden, ailesinden uzağa düşünce duruma göre değişik tepkiler verebiliyor. Bazen bu ayrılık özgürlük getirebiliyor, tek başınalığın tadını çıkartmak oluyor tabiri caizse. Bazense belirsizliğin, yalnızlığın, korkunun koynuna atabiliyor sizi bu uzaklık.

Yaşadığımız yerden, ailemizden, alışkanlıklarımızdan, senelerce yolunu arşınladığımız sokaklardan, iyi ya da kötü her sabah selam verdiğimiz insanlardan, yüzümüze sert çarpan şehrimizin soğuk rüzgârından uzakta kalınca istem dışı hemen çehremiz değişiveriyor. Hele uzağına düştüğümüz yer bir belirsizlik, bir korku ve yalnızlık başşehri ise o zaman tepkimizin şekli daha şiddetli ve acıklı oluyor.

Tam bir sene olmuş şiddetli ve acıklı tepki vermemi gerektiren bir şehre mecburi hizmet gereği yolum düştüğünden bu yana. Mecburi, yani herkes gitmek zorunda. İçinde mecburen yaşayanların olduğunu bilmek bir şehir için hayal kırıklığı yaratıyor olsa gerek. Oysa masmavi bir ışıltı ve ışıl ışıl bir güneşle sarıyor bu şehri her sabah ve yine aynı coşkuyla serbest bırakıyor her gece yanında pırıl pırıl bir ay ve uzansan yıldızlara dokunacağın bir gökyüzü bırakarak. Bu güzel ülkenin birçok şehri gibi yani. Ama yine de burada yaşamak talihsizlik, doldurulması gereken bir boşluk, kaçınılması gereken bir alışkanlık.

Sesini yükseltip bu şehri sevdiğini söylediğinde gözlerin faltaşı gibi açıldığı bir yer burası. Çünkü uzak ama nereye göre, çünkü gelişmemiş kime göre, çünkü canın tehlikede peki niye? Bunların sorgulanmasının yasak olduğu bir yer burası çünkü. Ülkesini seven yiğitlerin bol olduğu ama yiğitlik göstermeyenlerin ve vatan toprağını doğu-batı diye ayıranların ülkesi burası çünkü. Bir şehri yaşamanın hem zorlukları hem güzellikleri olduğunu idrak edemeyenlerin, bu ülkeyi tam olarak sahiplenemeyenlerin ülkesi burası da o yüzden.

İnsanın ülkesinin bir şehrinde gün sayarak yaşaması, tüm güzelliklerine gözünü kapatması, sadece kaçış yolları araması acıklı bir sahne olurdu eğer sadece bir tiyatro oyunu olsaydı yaşananlar. Ama anlattıklarım gerçek hem de bir ülkeyi kesin çizgilerle bölen bir gerçek.

Medeniyetlerin beşiği, yıkılmaz bir kalenin bekçisi, pırıl pırıl uzayıp giden bir denizin (aslında kocaman bir göl) sahibi, sanki hiç batmayan bol güneşli bir cennet aslında burası da. Ama yazık ki Van o Doğu’nun korkulan başkenti. Denizi var, güneşi bol, gizemi çok, yaşayan bir müze ama ne geleni var ne gideni (mecburen gelenleri saymazsak). Batı dediğimiz yerde bir şehri vazgeçilmez kılan bu özellikler bu şehrin sadece boynunu büküyor, güzelliğine perde çektiriyor. Yine de inatla direniyor ve makus talihine arada bir çelme takarak vahşi güzelliğini salıveriyor ortaya. Vantılarıyla, inci tanesi kefalleriyle, otlu peynirinin balla kaymakla birleşip demli çaylarla yudumlandığı kahvaltılarıyla sadece görmesini bilenlere sunuyor nimetlerini.

Sadece güzellikleri değil içindeki insanları da biraz farklı bizim Batı’mızdan belki, ama gerçekten özleriyle seviyorlar, yiğitçe davranıyorlar, kaçmak istediğimiz yerlerin insanları gibi değiller ama sevince kalplerini sonuna kadar açıyorlar, dostluklarıyla seni mahcup ediyorlar, aşklarıyla seni temize çekiyorlar, sofralarını açmaktan aciz değiller, hileleri bile kaçmak istediğimiz yerlerdeki kadar bozulmuş değil, aciz etmiyor varlıkları.

Doğal olarak her şehrin olumsuz yönleri vardır; çünkü insanın yaşadığı yerin doğal bir sonucudur bu ama medeniyet dediğimiz şehirlerden uzaklaşınca bu olumsuzluklar göze batıyor, kalp kırdırıyor, can sıkıyor, hayatı çekilmez kılıyor. Ve içinde yaşadığımız şehrin kalbi bir kez daha kırılıyor.

Güzel bir ülkede yaşıyoruz ve her köşesi cennetten bir parça sanki ama biz bazen bunu unutuyoruz. Vatanımızı parçalara ayırıyoruz, sonra yapboza dönüşen bu ülkenin ayırdığımız parçalarını yerine koymadan yolumuza devam etmek istiyoruz. Unuttuğumuz şehirlerle, burada sessizce yaşayan ve başka hayatların hayalini kuramayan kader ortaklarımızla yolumuz bir gün kesişince ise, mecburiyetten de olsa, bozduklarımızı yapamadığımızı daha iyi idrak ediyoruz. Oysa bu ülke, bir yapboz parçası değil aksine Doğusu’yla Batısı’yla bir bütün ve aidiyetimiz ne olursa olsun biz de şehirlerinin bazılarında değil tamamında yaşamayı göze aldığımız için bu ülkeye aidiz...

Pembelila bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hayatımız mecburiyetler içinde geçiyor ve asla da hür değiliz adı hürriyet bile olsa. Hiç birimiz kendi seçimiyle yaşayamıyor, mecrbiryetler serisi halinde bir zincirin içinde hareket ediyoruz. Ve peşinde koştuğumuz şey ise para. Yaşam için mecbur olduğumuz tek şey ve o para uğruna bütün yaşamın güzelliklerini elimizin tersi ile itiyoruz. Sevgilerimle.

Murat Ersöz 
 30.08.2008 12:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1218
Kayıt tarihi
: 03.02.07
 
 

Çevirmen olmaya çalışıyorum; ama hâlâ işin tekniğindeyim. İçinde yazı olan ve kalemle ruhumu buluştu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster