Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Eylül '07

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
311
 

Nereye gidiyoruz nereye?

Nereye gidiyoruz nereye?
 

QUO VADİS?

Yukarıdaki kelimeler bir romanın ismi. Okunuşu: Ko Vadis? Anlamı: Nereye Gidiyorsun? Yazarı Polonyalı Henryk Sienkiewicz. 1905 yılı Nobel Ödülünü almış. Bu romanı 1895 yılında yazmış. En büyük, en ünlü ve engüzel eseri. Bu güne kadar üç defa filme alınmış. İnsanın eline aldığında bitirmeden bırakamayacağı türden etkileyici ve akıcı bir roman.

Konu, Roma İmparatorluğunda ve Hıristiyanlığın başlangıç yıllarında geçiyor. Yazar çökmek üzere olan Roma İmparatorluğunun göz kamaştıran fakat ahlaksız ve inançsız yaşantısını eşine rastlanmaadık bir kalem gücü ve canlılıkla anlatıyor.

Şehvet, hayvani vahşet ve soytarılıkla yoğrulmuş olan İmparator Neron ve sarayındaki şölenler... Romanın yanışı... Hıristiyanlara işkence edilmesi... Sirklerde gladyatörlerin birbirlerini öldürme mücadeleleri, zavallı korumasız insanların vahşi hayvanlara parçalattırılması. Ve bunları eğlence aracı yapan, toplandıkları sirklerde keyif ve zevkle seyreden imparator, asiller ve halk...

Bu atmosferde bir de Hıristiyan efsanesi aktarılıyor:

'Ermiş Peter, İmparator Neron'un zulmünden kurtulmak için Roma'dan kaçmakta. Hz.İsa ile karşılaşıyor ve ona: - Ko Vadis ? Yani, nereye ? diyor. Buna karşılık Hz. İsa -Roma'ya yeni baştan çarmıha gerilmeye gidiyorum, çünkü sen kurtarılacak insanları bırakıp kaçıyorsun diye cevap veriyor. '

İki bin yıl sonrasına ve günümüze geliyoruz... Ortam değişti mi dersiniz ? Yine bir İmparatorluk var. Ama bu defa dünya çapında ve başında bir Neron. Yani ABD ve Bush. İnsanları ve kitleleri katleden, küçük çapta bir dikdatörü devirme ve o topluma demokrasi getirme sahte hedefi adına bir ülke işgal ediliyor. 2 - 3 senede yüzbinlerce Irak'lı katlediliyor. Yakın zamana kadar bir arada ve sorunsuz yaşayan insanlar, çıkarılan iç savaş sonucu birbirini boğazlıyor. Şiddet tırmanıyor, günde yüz ve yüzlerce ölü noktasına geliyor ve geçiyor. Bütün bir dünya Irak arenasını ve oradaki kan gölünü, her gün ve her gece televizyonları başında, çaresiz izliyor...

Bir sözde medeni batı ülkesi ve arenalar. Boğalar ve boğa güreşçileri. Çoğunlukla insanlar boğaları katlediyor. Bazen de boğalar matadorları boynuzlarına takıyor. Arenalarda ve televizyonlar başında, sözde güreşleri heyecanla ve zevk çığlıkları atarak bu vahşeti seyreden insanlar...

Boks ve kikboks adı verilen sözde sporlar. Yine başka tür kapalı spor arenaları. On binler salonda, milyonlar, yüz milyonlar televizyonları başında. Ölümüne bir maç, ölümüne bir savaş. Ta ki biri ağzı burnu dağılıp, kan içinde kalıp, beyin saarsıntısı geçirip yıkılıncayaa kadar süren bir kavga. Ve bu olayı, eğlenerek, zevk alarak; - Vur, vur ! Sağ patlat, indir aşağı ! nidaları ile seyreden milyonlar, milyonlar...

Şiddet içeren filmler ve diziler hasılaat ve seyirci rekorları kırıyor. Her filmde ve her bölümde 5-10 - 100 hatta yüzlerce kişi ölmezse seyirci bulamıyor, reyting yapmyor diye, daha çok şiddet içeren yapımlar. Nasıl ki uyuşturucu ve uyarıcı bir zehir kana girince dozun gittikçe arttırılması gerekiyorsa, şiddet zehiri de insanları tatmin etmiyor, arttırılıyor, arttırılıyor...Sinemalardaa ve ekran başında bizler, daha çok kan görüyor, daha çok kan istiyoruz.

Bir örnek:

Kurtlar Vadisi'nde şiddet, yaşamın vazgeçilmez ya da ayrılmaz bir parçasıymış gibi, sorgulanmaksızın gündeme getiriliyor. Saldırganlık, başkalarıyla ilişkilerin yürütülmesinde kesinlikle onaylanabilir ve uygun bir teknik gibi gösteriliyor.
Şiddetin sunumu hem açık hem örtük yapılıyor. İncelenen 55 bölümdeki örtülü şiddetin görsel ve sözel kullanımında 296 bağırma, 145 küfür ve hakaret, 131 dolaylı küfür, 174 tehdit, 149 dolaylı tehdit, 161 baskı, 119 dolaylı baskı, 111 dışlama, 127 ilgisizlik, 124 aşağılama, 122 alay, 149 ima ve 113 yerme var.
Açık şiddet yöntemlerinin dağılımı da şöyle: Silah kullanma 145, silah gösterme 226, çatışma 111, öldürme 411, yaralama 152, saldırı 137, dayak 147, tokat 155, kavga 175, işkence 110, tecavüz üç, taciz 191, bombalama üç, adam kaçırma

Bu ortamda yetişen büyüyen çocuklar ve gençler, gözünü kırpmadan insan öldürüyor. Öğretmenini bıçaklıyor. Bizler şok oluyoruz. Şaşıyoruz. Birbirimize ve kendimize soruyoruz: - Ne oluyor? Nereye gidiyoruz?

Bunlar olayın bir yönü. Öbür yönünde neler var dersiniz ? Hepimizin çok iyi bildiği şeyler. Alkol ve uyuşturucular.... Cinselliğin istismarı ve sapıklıklar.

Alkolizm bir hayat gerçeği oluyor. Her sene bir öncekini katlayan alkol tüketimi. Bunun sonucu trafik kazaları, cinayetler, ırza tecavüzler ve intiharlar.

Alkol batağını da sollayan uyuşturucu belası 13-14 yaşlarına kadar inen tehlike. Bizler ne yapıyoruz ? Tehlike bizim kapımıza ve evimiz içinde bir ferde gelinceye kadar, televizyon başında izliyoruz: Sönen ocakları, genç yaşta batan güneşleri, kayan hayatları...Ve tepkisiz .....

Sonra bir telaş, sonra bir feryat !

Ne oluyor ? Nereye gidiyoruz ?

Bundan 40 - 50 yıl önce kadın erkek arasındaki bağda, beraberlikte; bir gizem vardı, bir güzellik, bir büyü.... Şimdi gelinen noktaya bakalım: Kadın vücudu ve onunla simgelenen cinsellik, her olay ve her ortamda ve en göz önünde. Bunun sonucu, kadın ticareti, tecavüzler ve devamı sapkınlıklar.

Evet, sapıklıklar ve sapkınlıklar. En başta eşcinsellik.Bebeklik, çocukluk veya gençlik dönemlerinden birindeki eğitim ve etkileşim bozukluğundan kaynaklanan bu davranış bozukluğu tüm dinler ve ahlak kurallarındaa reddedildiği ve lanetlendiği halde toplumların ve toplumuzun gittikçe büyüyen bir problemi oluyor.

Bilimsel bir gerçek de şu ki : Çocuklar ve gençler dış çevreden etkilenmeye çok açık. Hal böyle iken, çeşitli türdeki sapıklar ve eşcinseller, yazılı ve görsel medya aracılığı ile her an karşımızda ve evimizin içinde. Sanatkar olyorlar, sanat güneşi oluyorlar. Diva oluyorlar. Gönüllerimizin ve evlerimizin baş köşelerinde... Jüri üyesi olup toplum adına karar veriyorlar, önder olyorlar. Bir bakıyorsunuz bir gün, yurt çapında en çok tiraj yapan gazetelerden birinde, tam bir sayfa hacminde eşcinsellerle yapılan bir röportaj. Röportajı yapanın eşcinselliğin kişinin kişisel bir cinsel tercihi olduğu, buna kimsenin karışamayacağı yolundaki yorumu, savunması ...

Yine bir gece, ulusal bir kanalda bir magazin programı. Bir tek TV dizisi ile şöhret olmuş ve bir aradalıkları magazin gündemine düşmüş genç bir çift ile röportaj: '' İlişkilerinin çok iyi gittiği, evlenmeyi düşünmedikleri, evlenmeyi de gerekli görmedikleri, böyle daha mutlu oldukları '' yolundaki beyanları ....

Her kanalda her gün için bir magazin programı. Bu da yetmiyor, Ana haber bültenlerinin üçte ikilik bölümünün magazin haberlerine ayrılması. Hangi medya maymunu ünlü o gün ne yaptı, kiminle çatıştı, kiminle sevişti.

Devam edelimm mi ?

İnternetin başıbozukluğu ve porno belası...

Çocukların ve bebeklerin cinsel istismarı...

Kapkaç ve hırsızlıklar ile soygunlar ve çeteler...

Rüşvet ve ihale yolsuzlukları...

Her türlü olumsuzluk, ahlaksızlık ve sapkınlıkların olağan hale gelmesi...

İnsanların bunları kanıksaması ve duyarsız hale gelmesi.....

İnsana özel üm değerleri ve güzellikleri birer birer yok ediyoruz. İnsanlık çöküyor.

Peygamberimiz son peygamberdi. İnsanlığı kurtaracak başka peygamber de gelmeyecek...

Nereye gidiyoruz ?

Ko vadis ?

Yani,

N E R E Y E ?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1239
Toplam yorum
: 1714
Toplam mesaj
: 154
Ort. okunma sayısı
: 1338
Kayıt tarihi
: 18.08.07
 
 

Bir Kur'an sevdalısı, İslamda Kur'an'dan başka referans tanımayan,  amatör bir araştırmacı. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster