Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
458
 

Nereye gittiniz çocuklar?

Nereye gittiniz çocuklar?
 

Parktayım ben. Gelsenize çocuklar...


Kemençe, tulum ve en son İsmail Türüt. Aynı melodiyi sırayla söylüyorlar. Ben de seviyorum laz müziğini ama vakit daha çok erken. Üstelik de söyleyen Fuat Saka değil. Servisçi abi, sana söylüyorum, sen işit. Kıs müziğin sesini. 11 dakika önce Backham'a bacak arası yaptım rüyamda. Tribündeki Tom Cruise yüzünü kapamıştı hatta. Sonra da hayatımın en uzun psikoterapi seansına katıldım bak. Bütün bir ömür boyu yaşadıklarımı, ömrümün geriye kalanı boyunca anlatıyordum. Yani 30 yıl süren bir terapiye katılmıştım. Saat çalmışta kurtulmuştum. Allah razı olsundu çalar saatten.

Fındık toplayun kızlar da
Fındık dalda kalmasun

gel seni bir öpeyum da
aklun bende kalmasun

gel seni bir öpeyum da
aklın bende kalmasun

Diyor İsmail Türüt. Keşke o değil de başkası söylüyor olsaydı. Keşke saat 0655 değil de 1130 olsaydı, yani en azından. Ya da keşke servis şöförüm bu kaz kafalı değil de, başkası olsaydı.

Üçünden birisi olsa, ne kadar güzel bir sabah olurdu. Ama üçün birini bile vermiyor bu sabah bana hayat. Batsın bu dünya.

***

-Buyrun.
-Nedir bu?
-Çikolata...
-Hayırdır?
-Oğlum oldu da...
-O maaşallahh, maaşallah.
-(Beyaz mı alsam bitter mi, sütlü mü yoksa fındıklı mı? İki tane alsam ayıp olur mu?)
-Adı nedir?
-Efe
-Hayırlı olsun bakalım...
(utandım alamadım ikinciyi, aklım pakette kaldı. )

Çikolata paketini kapatır ve mağrur adımlarla odayı terk eder. Daha dün, okul bahçesinde kızların eteklerini kaldırıyordum ya hani, işte o zamanki silah arkadaşlarıma benziyor. Sakin bir tip ama azdırılmayı, provake edilmeyi bekliyen potansiyel yaramaz, görüntüde uslu çocuklar gibi.

Ama çocuğu olmuş. 7-8 bilemedin 10 sene sonra onun çocuğu da kaldırır mı etekleri, bilemiyoruz. Ben daha aşık olacam. Zor. Biri de bana aşık olacak. O daha da zor. Haydi diyelim ki oldu. Evlenecem daha. Neredeyse imkansız, ama olabilir. Çocuğum olacak. Olmaz ya, haydi diyelim ki oldu.

Küçük bir ihtimalle hepsi de gerçekleşebilir. Ama çikolatayı dağıtmazdım ben. Tuvalete girer, hepsini kendim yerdim. Acaba bu yüzden mi olmuyor çocuğum? Olamaz mı?

Olamaz!

***

salıncaklar rüzgara bağlı,
esmiyorsa sabitler

kaydıraktan tek kayan
dökülen yapraklar bak

hava soğuk biliyorum ama
nereye gittiniz çocuklar?


***

Kar da olmasaydı eğer... Kar demişken yani o beyaz parlaklık olmasaydı eğer, geçen hafta nasıl geçerdi bilmem. Hayatımda ilk defa bir hafta sabit kalacak da ben geçeceğim sandım. Neyseki hafta geçti.

İşte o geçmeyen haftanın bir anında, arşiv odasına gidip kapıyı içeriden kilitledim. Cam kenarında bir sandalye var kırık, işte ona oturdum. Bu kırık sandalyeler çok harikadır kullanmasını bile. Atmaya kıyılmaz, yaptırılmaya ise üşenilirler. Böyle işte arşivlerde depolarda yalnız yalnız takılırlar. Beklerler ki birisi gelsin de otursun diye. O birisi benimdir işte. Hep ben olurum. Okullarda da vardır o sandalyelerden. Mesela kantinin deposunda falan olabilir. Askerde de vardır. Silah deposunda. Gider oturursun o sandayeye. Sandalye mutlu, sen mutlu.

İş yerinde bir tek tuvalette bulduğum huzuru orada bulur gibi oldum. Kar yağıyordu. Elimde bir bardak çayım vardı. Yoldan gelmiş kamyoncu gibi sıkıca sarıldım bardağa. Sanki karda oynamışım da yün eldivenlerim ıslanmış, ellerim üşümüş gibi geldi. Kot pantolonumun paçaları kara girip çıkmaktan ıslanıp buz gibi katılaştığı günlere gittim, geldim.

Kapı açıldı. Nasıl mümkün olabildi bu?

Sağ avucumu sağ kulağıma kulağıma götürdüm hızla . Telefonla konuşuyormuşum gibi. Kapıyı açan her kimdiyse, özel bir şey konuştuğumu düşünüp geri çıktı. Oda güzeldi, hoştu ama kilidi bozuktu.

Çayım bitti. Pencerede kendi yansımamı gördüm. Bir pişmanlık ifadesi, geldi yapıştı suratıma.

Ben eskiden ne kadar da ümit veren bir çocuktum.


K.

fotoğrafı ben çektim. nasıl? (salıncaklar)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Arada bir ben de bizim arşive giderim. Tozlu makara bantlara kaydedilmiş sesler saklıdır demir tozlarının arasında. Kulaklığı takınca bir tek sen duyarsın onları. Kimseler yoktur ve olmaması da iyidir. Onları kimselerle paylaşmak istemazsin çünkü... Fotoğraf, yazının aksine ne kadar coşkulu. Yazıda bir hüzün var. Ama ikisi de çok güzel... Sevgiler...

vakayinüvis 
 11.01.2008 14:12
Cevap :
teşekkür ederim. belki de fotoğraf nesneleri nasıl görmek istediğim, yazı ise nasıl hissettiğim ile alakalıdır... bilemiyorum ki...  11.01.2008 14:14
 

hep onlar dönerler salıncağın başına ... arkadaşlarını aramaya:)

özgün 
 11.01.2008 10:57
Cevap :
bekledim de gelmedin, hiç mi beni sevmedin...  11.01.2008 21:54
 

Geçen hafta ben de arşivdeydim ama taşınmak üzere olduğumuz için harıl harıl çalışıyorduk bir çay getiren bile yoktu... size afiyet olsun.. sevgiler

Meral Yağcıoğlu 
 09.01.2008 16:50
 

Evet bişeyler vardı yüzünde ama anlam veremedim. Anlam vermeye çalışsam ayrı bir blog olur zaten. Dalıp gidiyodun veya sadece gözlerin sabitleniyordu. Sanki tanıdığım adamda başka bir hal vardı

Tarık Azra 
 08.01.2008 16:18
Cevap :
 08.01.2008 16:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 3950
Toplam mesaj
: 280
Ort. okunma sayısı
: 714
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Bugün ölseniz mesela, ya da hafifletelim biraz hadi, bu giriş çok karamsar oldu. Bugün ortadan kay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster