Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mart '09

 
Kategori
Müzik
Okunma Sayısı
517
 

Neşet Ertaş için

Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş’ın hem babası, hem de ustasıdır. Ölürken oğlu / çırağı yanında değildir. Son sözü, ‘sazımın emaneti’ olur ama sözünü tamamlayamaz.

Neşet Ertaş, tarihçenin iğne deliği bir zamanda doğar: Atatürk’ün öldüğü ve 1. Cumhuriyet’in ‘de facto’ bittiği yıl olan 1938’de. (62 yıl geçti ve bizler hala 2. Cumhuriyet’i kuramamış durumdayız.) Ertaş, 1. Cumhuriyet’in sanatçısıydı. Bu, onun biyografisi ile tarihin (amok koşulacak) bıçak sırtıdır.

Ertaş, en az 30 yıl boyunca bir usta oldu. Üslubu, yaşamı, eserleri, tarihçe: Hepsi, bir nakış gibi işlendi onun ellerinde… Doğumundan da önceki bir kültürel moda (Osmanlı’ya) ait bir geleneği, Veysel ile birlikte ve birbirlerinin karşısavı (biri aşık, biri köçek / göçek) olarak sürdürdü.

Sonra, biz ‘içeridekiler’ açısından gözden yitti. ’80 bizi silip süpürürken, o dışarı gitti ve kurtuldu. Aradan 20 yıl geçti ve geri geldi. Asla eve dönüş yok… Artık, ne feodalite var, ne folklor. İşte, kıyametin (burada (iç) savaşın) bir atlısı budur.

Ertaş, uzatmaları oynuyor. Sesi gitmiş, elleri gitmiş. İşte o kalandır bizi ağlatan… Bize el değmemiş masumlar değil, tövbekar günahkarlar gerek.

Aşık Veysel’in sazı Fikret Kızılok’ta. Peki, Ertaş’ın sazı kimin olacak? O sazları 2050’de kim ve neden çalacak?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 499
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster